 |
 | Aylin Köstekli ETKİNLİK SORUMLUSU |
Bu hafta bülteni, soğuk havanın yüzüme vurduğu ama güneşin hala içimi ısıtmaya çalıştığı bir Pazar sabahı yazdım : ) Dolu dolu geçen bir haftanın ardından, müzik ve sanatla geçen günleri yeniden gözden geçirmek, bu hafta merak ettiğim, kaçırırsam üzüleceğim etkinlikleri ajandaya eklemek Pazar günlerimin vazgeçilmez bir ritüeli haline geldi, senin de aynı hevesle okuduğunu ve şehirde geçirdiğin güzel anlara biraz da olsa katkım olduğunu umuyorum. Sonbahar akşamları bana göre; bir kadeh şarap eşliğinde, samimi bir mekanda kaliteli müzik dinleyerek geçirilmeyi hak ediyor : ) Şanslısın çünkü şehirde bunu yapabileceğin bir çok güzel mekan var artık. Canımız ciğerimiz ahzuita, haftanın 2-3 günü şahane müzisyenleri konuk ettiği, kendimizi evimizde hissettiğimiz sahnesiyle bizimle. Bu hafta Jehan Barbur'u hayranlıkla dinleyeceğimiz Last Penny ve henüz gidemediğim ama listemde yer alan Ballad, sıcacık ortamıyla mutlu edecek bir Ankara akşamı vaadediyor sana. Devlet Tiyatroları ve Opera Balesi sahneleri de sonbaharın gelişiyle oldukça canlandı, ajandada neredeyse her gün gidebileceğin bir oyun var, bilet alabilmek elbette emek istiyor ama oyunların çoğunun seni pişman etmeyeceğine emin olabilirsin. Benim heyecanla beklediklerim yine bir Mozart klasiği olan ''Figaro’nun Düğünü'' operası ve Ankara Devlet Opera ve Balesi’nin, 7 Mart 2026’da Opera Sahnesi’nde dünya prömiyerini gerçekleştiren yeni yapımı "Jeanne D'arc" bale gösterisi. Bu hafta benim için büyük anlam taşıyan sahne deneyimi, ODTÜ oyuncularından "Cadı Kazanı" oyununu izlemek olacak. Ayrıca 1970’lerin Ankara’sında geçen ve mahalle kültüründen aile ilişkilerine, küçük insanların büyük hayallerine uzanan, hem güldüren hem de yer yer insanın boğazını düğümleyen bir Ankara hikayesi izlemek istiyorsan "Aydınlıkevler"i kaçırma. Son olarak Latife Tekin’in kült romanından uyarlanan, bir çok ödül sahibi ve Nezaket Erden tek başına bütün aileyi, mahalleyi ve Dirmit’in dünyasını kurduğu "Sevgili Arsız Ölüm Dirmit" öne çıkan oyunlardan. Tek başına çıkıp sakin bir akşam geçirmek istersen; Kült Kavaklıdere sahnesinde izlemeye değer filmler var bu hafta, benim seçimim Asghar Farhadi’nin 2011 tarihli "Bir Ayrılık"ı olacak. Soğuk Ankara gecelerini biraz müzikle ısıtmayı planlıyorsan, Sheraton Clubhouse sahnesinde "Zeynep Burcu Altınel", Oran Açık Hava Sahnesinde "Leyla The Band" var bu hafta. Ayrıca bir çok orkestranın konserini de dinleme şansın var. Şehir bir çok değerli sanatçıya ve sergiye yer verirken, haftasonu İbrahim Karakütük'ün "Koridorda bir Köpek Var" ve Ekrem Yalçındağ’ın “Dilin Çeşitliliği ya da Evinde Hissetmek” sergilerine mutlaka uğramalısın. İlglini çekiyorsa Prof. Dr. Emine Akalın'ın Erimtan'daki "Bitkiler, İyileşme Kültürü ve İnsanlık Tarihi" konferansı da bu haftanın farklı etkinliklerinden. Şehirde sonbaharın tadını çıkarman ve seni mutlu eden bir oyun çıkışında ya da keyifle müzik dinlerken karşılaşmak dileğiyle, mutlu haftalar : ) |
BU HAFTA ÖNERİLERİM  OPERA · SEÇKİ Le Nozze Dı Fıgaro ''Figaro’nun Düğünü'' Pazartesi 5 Ekim, 20.00 · OPERA SAHNESİ Mozart’ın müziğinde beni en çok etkileyen şeylerden biri, zarafetin altında bu kadar güçlü bir zeka ve oyun hissi olması. Le Nozze di Figaro bunun en güzel örneklerinden. Ankara Devlet Opera ve Balesi’nin sahnesinde izleme şansı yakalayacağın, 1786 Viyana’sında yazılmış bu eserin hala bu kadar canlı olabilmesine bir kez daha hayran kalacaksın.
Mozart’ın bestelediği, Lorenzo Da Ponte’nin librettosunu yazdığı opera; Pierre Beaumarchais’nin dönemin aristokrat düzenini eleştiren oyunundan uyarlanıyor. İlk kez 1 Mayıs 1786’da Viyana’daki Burgtheater’da sahneleniyor. Dört perde boyunca aşk, kıskançlık, arzu, oyunlar ve yanlış anlaşılmalar üzerinden ilerlerken, sınıflar arasındaki sınırları sorgulamasına keyifle şahit oluyoruz.
Ve elbette Mozart’ın o inanılmaz ensemble sahneleri... Birkaç karakterin aynı anda bambaşka duygular yaşadığı anlarda müzik adeta konuşuyor. Hem kusursuz estetik duygusunu hem de insanı olduğu haliyle görme becerisini derinden hissedeceğin bu muhteşem müzik ve sahne deneyimini ajandana mutlaka ekle. Etkinlik sayfası → |
 KONSER · SEÇKİ Jehan Barbur Çarşamba 7 Ekim, 21.00 · Last Penny Büklüm Jehan Barbur’u her yıl olduğu gibi bu yıl da Ankara’nın sevdiğim mekanlarından biri olan Last Penny'de dinlemek için sabırsızlanıyorum.
Beyrut’ta doğup İskenderun’da büyüyen, Bilkent’te Amerikan Kültürü ve Edebiyatı okuduktan sonra müziğe yönelen sanaçı; söz yazarı, besteci, şarkıcı ve aynı zamanda yazar kimliğiyle yıllardır bizleri bambaşka yönleriyle beslemeye devam ediyor. 2009’da Uyan ile başlayan müzik yolculuğu; "Hayat", "Sarı", "Sizler Hiç Yokken", "Evim Neresi", "Ürkerek Söylerim" ve son olarak "Şehirlerden Uzak" ile devam ederken şiirleri, öyküleri ve kitapları da onun dünyasının çok değerli parçalarını oluşturuyor. Şarkılarındaki edebiyatla müziğin birbirine karıştığı, biraz melankolik ama hep çok sahici anlatı; caz, akustik ve alternatif tınıların arasından geçen o kendine özgü sesi onu özel kılıyor.
Ankara’da sonbahar akşamı için daha güzel bir plan yapman zor, yerini şimdiden ayırt : ) Etkinlik sayfası → |
 TİYATRO Cadı Kazanı Cuma 9 Ekim, 20.00 · ODTÜ Oyuncuları ODTÜ Oyuncuları’nın Cadı Kazanı’nı bu haftanın önerilerine eklerken izninle biraz torpil geçeceğim : ) ODTÜ’nün ve ODTÜ oyuncularının hayatımda yeri, üniversite yılları boyunca izlediğim oyunlar, sahnedeki ve sahne arkasındaki arkadaşlarım ve sayısız hatıramın olduğu Mimarlık Amfisi benim için çok başka şeyler ifade ediyor.
1960’lardan beri tiyatroyu kampüs kültürünün önemli bir parçası haline getiren, kendi oyunlarını üreten ve her yıl Tiyatro Şenliği’yle Ankara’nın tiyatro hafızasına dokunan ODTÜ oyuncuları bu kez Arthur Miller’ın klasikleşmiş eseri Cadı Kazanını sahneye koyuyor.
Oyun, 1692 Salem’inde yaşanan cadı mahkemelerinden yola çıkarak korkunun, suçlamanın, iktidarın ve toplumsal baskının insanları nasıl birbirine düşürebildiğini anlatacak bizlere.
Hen güçlü bir klasik izleyeceğin hem de üniversite yıllarının, kampüsün ve birlikte üretmenin ruhunun hala orada olduğunu hatırlayacağın bu buluşmayı sakın kaçırma. Etkinlik sayfası → |
|
GEÇEN HAFTADAN Sevgi Soysal Yaşamakta Israr Ediyor · Kült Teras, 30 Eylül Sevgi Soysal’ı Ankara’dan ayrı düşünmem pek mümkün değil. Şehrin sokaklarını, insanlarını, gündelik hayatın küçük ayrıntılarını yazdıklarına öyle güzel yediriyor ki, onu okurken biraz da Ankara’yı okuyorum.
Bu hislerle izlediğim; Duygu Dalyanoğlu’nun yazdığı, Aysel Yıldırım’ın yönettiği "Sevgi Soysal Yaşamakta Israr Ediyor" oyunu Soysal’ın hayatını, romanlarını ve Türkiye’nin yakın tarihini iç içe geçirmiş; "Tante Rosa"dan "Yenişehir’de Bir Öğle Vakti"ne uzanan hikayeler; onun mizahını, özgür ruhunu ve bütün zorluklara rağmen hayata tutunma ısrarını sahneye taşımış. Soysal’ın yürüdüğü sokaklar, yazdığı insanlar, 70’lerin Ankara’sı... Ve bütün bunların içinden yükselen "kendi hayatını istediğin gibi yaşama cesareti" hissi bana çok iyi geldi. Bu samimi Ankara oyununu şehrimizde tekrar görmeyi tüm kalbimle diliyorum. |
Kontrabas · Devlet Tiyatroları · Oda Tiyatrosu, 1 Ekim Bazen bir insanın hayatını anlamak için büyük hikayelere gerek kalmıyor; bir oda ve bir kontrabas yetebiliyor.
Oda Tiyatrosu’nda Olcay Kavuzlu’nun tek başına sahneyi doldurduğu Patrick Süskind’in "Kontrabas"ında, bir orkestra müzisyeninin enstrümanından yola çıkarak hayatına, yalnızlığına, aşklarına, hiyerarşiye ve kendiyle hesaplaşmalarına kulak veriyoruz.
Başta müzik üzerine bir sohbet dinliyormuşuz gibi hissettiriyor ama oyun ilerledikçe konu kontrabastan çıkıp hepimizin hayatına dokunmaya başlıyor. İnsan ne kadar sevmediği bir hayatın içinde kalabilir? Hayallerinden ne zaman vazgeçer? Ve bazen kendimize bile itiraf edemediklerimizi yüksek sesle söylemek ne hissettirir?
Oyunun yıllardır sahnede olması, Olcay Kavuzlu’nun karakteri 1990’lardan beri taşıması, "Kontrabas"ı biraz da Ankara tiyatrosunun kendi hikayesine dönüştürüyor.
Salondan çıktığında kendi hayatını düşüneceğin, kendini görmeye başlayacağın oyunu bu sezon izleme şansını kaçırma derim. |
Manevi Değer · Kült Kavaklıdere, 4 Ekim Kuzey sinemasının nefis bir örneğini bu hafta Kült Kavaklıdere'de yeniden izledik. Joachim Trier’in "Dünyanın En Kötü İnsanı" ve "Oslo, 31 Ağustos"tan aşina olduğumuz dünyasında bu kez bir ailenin geçmişiyle aynı çatı altında kalma hikayesine şahit oluyoruz. Nesiller boyunca değişen evin hafızası, filmin en sevdiğim taraflarından biri. Her detayında geçmişin, yaşanmış yılların ve anıların ağırlığını hissettiriyor.
Gerçekte orada olmayan bir baba ve kızlarıyla arasındaki “eksik kalanlarla” tanımlanan ilişkiyi evlerinin penceresinden izlerken; biri geçmişte kalmış, diğeri kaçmayı seçmiş iki kız kardeşin, birbirlerinden uzaklaştıkça aslında aynı hikayenin içinde dönüp durduklarını görüyoruz.
Renate Reinsve’nin abartısız, doğal oyunculuğu filmin duygusuna eşlik ediyor. Sinema ve tiyatronun ışıltılı dünyasının ardındaki gerçeklere, duygularını hissetmeden yaşamaya çalışan insanlara ve modern yalnızlığa dokunan film, bittikten sonra da bir süre seninle kalmaya devam ediyor. |
|
Takvimine bir kez bağla Ankara'nın kültür ajandası kendi takvim uygulamanda görünür, yeni etkinlikler kendiliğinden eklenir. Takvimime ekleKültür haritası |
Bu bülteni Ankara'daki dostlarına iletebilirsin. |
|
|