Bir halının altında ne kadar şey sığar? Payam Latifi'nin sergisi, süpürülenleri geri çıkarıyor. Aslı Savaşçı yazdı
Kırıldığım yerden parlarım.
Ziyaretçiyi gri, dar bir koridor karşılıyor.
Bir geçiş alanı.
Henüz görmeden hissettiğimiz bir şey var burada.
İran halılarının ardındaki çivileri, kırık camları, halının içinden geçen dikenleri görmeden önce kırılıyoruz.
İlk temas, görüntüyle değil, hisle kuruluyor.
Sağda ve solda, ufak cümlelerle gelen eser isimleri…
Halının altında bırakılanları fısıldıyor.
Görmeye korktuklarımızı.
Varlığım suçum değil, görülmeyeni görmek.
Bu sergide “görülmeyen”, halının altından yükseliyor.
Bazen cam bir çivi olarak.
Bazen çatlamış yüzeylerdeki çıplak bedenler olarak.
Kırılganlık burada saklanmıyor.
Aksine, kendini gösteriyor.
Suçluluk duymadan.
“Halı altına süpürülenler”, yalnızca bireysel bir alan değil.
Kolektif bir hafızaya da açılıyor.
Söyleşilerde konuşulanlar, paylaşılanlar, hatırlananlar…
Sandıklara kaldırılan, kapı arkalarına yığılan, bodrumlara ve tavan aralarına saklanan halılar…
Ve o halıların taşıdığı duygusal miras.
Kaldırılan her halının altından çıkanlar: anı, yıpranmışlık, yırtık, leke.
Herkesi bir yere götürüyor.
O yer…kendi kendimizle kaldığımız, kimsenin bilmesini istemediğimiz alan.
Bu alan sergide bir mekâna dönüşüyor:
İbadet köşem.
Perdeli, kuytu bir boşlukta duvarda parlayan cam bir halı.
Işığın içinden görünen her şey: altı da, yüzeyi de, kırıkları da.
Hiçbir şey saklanmıyor.
Bu alan, serginin omurgası gibi.
Bir durak.
Bir eşik.
Halı altındaki sert ve yaralayıcı imgelerden sonra bir figür dünyasına geçişin kapısı burada açılıyor.
Beni hatırla.
Üç seramik kadın.
Beni hatırla.
Duvardayız.
Beni hatırla.
Halının altındaki kadınlarız.
Onların sesi, halının altından geliyor.
Seni koruyacağım.
Seni koruyacağım.
Aldığım her nefesle.
Denizlerden aldığım güzellikle.
Sana doğru.
Bu sözlerin etrafında dolaşırken bir halka oluşuyor.
İzleyici hareket ettikçe, bakışını değiştirdikçe,
o halka tamamlanıyor.
Halkanın içinde.
Bendeki sen.
Serginin tek erkek figürü bu sözle sesleniyor.
Kadınların arasında, tek başına duran bir figür.
Bir karşıtlık değil bu.
Bir ayrım da değil.
Bir yansıma.
Bir iç içe geçiş.
Dişil ve eril olanın,
ben ve ötekinin,
gören ve görülenin…
aynı alanda var olabildiği bir yer.
Sergi; halılar, cümleler, heykeller ve mekânlar arasında dolaşan bir yolculuk kuruyor.
İnsan, duygu ve boşluk arasında.
Sağdan sola, önden arkaya, yukarıdan aşağıya…
Ve bir noktada, doğrusal olmayan bir algıya geçiyoruz.
Dördüncü bir boyuta.
Çıkış yine aynı koridordan.
Ama bu kez başka bir geçiş bu.
Yine gri dar koridordan geçiyoruz.
Anne rahminden doğar gibi.
Kırıldığımız yerden parlayarak.
Dışarıdaki dünyaya dönüyoruz.
Not:
Serginin ilk afişi geldiğinde, bende uyandırdığı his bu parçayı çağırmıştı.
Aylar boyunca atölyede, fark ettirmeden kurulan bu dünyanın hisleriyle buluşmak…
Tesadüf değil gibi.
Teşekkürler Payam Latifi.

<youtube>