Psikeart, 100. sayısına özel etkinliklerle okuyucularıyla buluşuyor. Sinemada Hayat Bilgisi serisinin "Sinema ve Gülmek" temalı oturumunda Klemens olarak biz de oradaydık.

Gülme, üzerine en çok düşünülmüş ama en az anlaşılmış insan davranışlarından biri. Psikeart'ın 100. sayısı için 10 Mayıs Pazar günü Bilim Beyoğlu'nda toplanan panelin ortak teşhisi buydu. Üç uzman dört saat boyunca aynı soruyu üç farklı pencereden sordu: Neden güleriz?
Doç. Dr. Sera Yiğiter gülmeyi duygudurum ekseninde ele aldı. Üç kavram etrafında dolaştı: bulaşıcı neşe, dianoetik gülüş ve sinemada gülmenin işlevi. Bipolar bozukluk teşhisinde gülmenin değişen anlamı ve depresyon dönemlerinde gülmekle aramıza giren mesafe konuları ise Yiğiter'in altını çizdiği iki klinik bulguydu.
İki film teorik çerçeveyi somutlaştırdı: Dona Flor ve İki Kocası ile Hemme'nin Öldüğü Günlerden Biri. Dona, ölü kocasının şehveti ile yeni kocasının düzeni arasında sıkışmış bir kadındır. Yiğiter, bu ikiliği seyirciyi taraf tutmaya zorlamadan, ikisini de eksik kalan hayatlar olarak okuyor. Hemme'de ise kahramanın güçlü içsel kararlılığı ile hayatın akışının kayıtsızlığı arasındaki uçurum gösterildi: İrade ile rastlantının çarpışması.
"Neden güleriz?" sorusuna Klinik Psikolog Tuğba Kurt Ulucan, Japon mitolojisinden bir hikayeyle başladı. Neşe tanrıçası Ame-no-Uzume, mağaraya çekilen Güneş tanrıçası Amaterasu'yu dışarı çıkarmak için bir dans yapar; tanrılar bu dansa kahkahalarla güler, sesi duyan Amaterasu da mağaranın kapısını aralar ve dünya yeniden aydınlanır. Hikaye, gülmenin yalnızca neşeden değil, dönüştürücü bir güçten de doğduğunu hatırlatıyor.
Ulucan ardından gülme kuramlarına döndü; önemli düşünürlerin gülmeye nasıl yaklaştığını sıraladı. Vardığı nokta net: Gülmek, hayati bir işlev. Sağlıklı bir psikolojik tablodaki insan bile, ölüm gibi travmatik bir durum karşısında gülebilir. İstemsizce çıkan gülmeyle salgılanan hormonlar, acıyı hafifleten bir koruma kalkanı işlevi görebiliyor.
Kültür-Sanat Pusulası
1.500+ okurla her pazar. Ayda 4 e-mail.
Uzman Psikolog Batuhan Saç, Henri Bergson'un Gülme kitabını merkeze alarak komik olanın tanımına ve psikolojideki yerine yöneldi. Bergson'un asıl tezi şuydu: Komik olan, canlı bir varlığa mekanik bir şeyin yerleşmesidir. İnsan, esnek ve uyum sağlayan bir varlık olduğunu sandığı anlarda bile katılaşır, otomatlaşır, kendi iradesinden bağımsız hareket eder; işte tam bu çelişki güldürür. Saç, bu çerçevenin psikolojiye nasıl tercüme edilebileceğini sordu ve bir boşluğa parmak bastı: Psikoloji acıyla, travmayla yüz yıldır uğraşıyor. Gülme ise ihmal edilen bir çalışma alanı.
Panel soru-cevap bölümünün ardından sona erdi. Hemen ardından Prof. Dr. M. Emin Önder, Psikeart'ın kuruluşundan 100. sayıya uzanan yolculuğunu anlattı.

Etkinlik, Yüksel Aksu'nun 2011 yapımı Entelköy Efeköy'e Karşı filminin gösterimiyle sürdü. Şehirden gelen bir grup ekoköy projesi ile geleneksel köyün karşı karşıya geldiği bu taşra komedisi, panelin gülme temasıyla beklenmedik bir yerden konuşuyordu: Gülme burada bir savunma değil, iki dünya görüşünün çarpışmasından doğan bir hiciv aracıydı. Gösterimin ardından Neslihan Karalök moderatörlüğünde açılan oturumda yönetmen Aksu ile Prof. Dr. Bedirhan Üstün, filmi değerlendirdi.
Psikeart'ın 100. sayı kutlamaları 17 Mayıs'ta İzmir'de "Selam Agnes Varda" etkinliğiyle sürecek. Etkinlik takvimini Psikeart’ın Instagram sayfasından takip edebilirsiniz.
