René Magritte’in Les Amants (The Lover/Aşıklar) tablosu üzerinden birbirimize çok yakınken dahi birbirimizi duyamamak üzerine bir yolculuğa çıkacağız. Sürrealizmin ayak seslerini duyarken "Bir ressamın geçmişi, tablolarından okunur mu?" sorusunun yanıtlarını arıyoruz.
En uzak mesafe birbirini anlamayanlar arasındadır, diye bir söz vardı hatırlar mısın? Bununla beraber insanlar tartışma esnasında anlaşılmadıklarını hissettikleri için bağırırlar, diye de bir Kızılderili rivayeti vardır. Birbirimize bağırmamızın sebebi, anlaşılma çabamız aslında.

Onu gördüğümden beri aklımdan aynı cümle geçiyor. Bir nefes uzaktayken bile birbiriyle temas kurmamak da ihtimal dahilinde, uzak olanla daha güç bağ kurabilmek de...Bazılarımız uzağımızdakiyle daha güçlü bağ kurabiliriz, uzaklığın konforu denir buna. Sürekli görüşmemenin heyecanı, uzun zaman sonra ilk kez yapılacak buluşmaya taşınır. Umutla o günü beklersin. Peki ya hep yanında olsa, heyecanın aynı düzeyde olur mu?
Bu tabloyla tanışmam da böyle bir âna denk gelmişti. Duvarda gördüğüm an mesafesizliğin yarattığı mesafenin izdüşümü üzerine kilitlenmiştim. Birbirine her an öpüşecekmiş kadar yakın olan iki kişi ama yüzleri beyaz bir örtüyle kapalı. Beyaz örtü kişinin içindeki gizli ve karanlık tarafları temsil etmesi güçlü bir devinimdi. Ressamı araştırmaya başladığımda ise maruz kaldığı trajedi yeni bir hikaye konusunda beni düşündürdü.

René Magritte’in Les Amants (Aşıklar) adlı eseri, sanat tarihinin en gizemli ve en çok tartışılan sürrealist resimlerinden biri. Magritte bu dönemde, görünen ile gizlenen arasındaki ilişkiyi sorgulayan imgeler üretmeye odaklanır. Benzer yaklaşımı "İmgelerin İhaneti/ Bu Bir Pipo Değildir” üzerinde de görürüz. Bir noktada ressamın anlatmak istediği imgelere yüklediğimiz anlamların, yalnızca bizim için önemli olduğudur.

Les Amants ya da The Lovers yani Aşıklar. 1928 yılında üretilen bu çalışma, aynı kompozisyonun küçük varyasyonlarıyla birlikte bir seri halinde ele alınmıştır. Kompozisyon, yakın plan iki figürden ibarettir. Figürlerin yüzleri beyaz bir bezle tamamen örtülmüştür ve bu örtü, öpüşme anını hem fiziksel hem de algısal olarak engeller. Figürlerin duruşu ve beden dili, yakınlık uyandırır ama yüzlerin görünmemesi karanlık yönleri ifade eder. Renkler oldukça sadedir. Arka plandaki koyu ve nötr renkler figürleri ön plana çıkarırken dramatik bir atmosfere eşlik ederler. Beyaz örtü kompozisyonun merkezinde güçlü bir imge oluşturur.

Bazı sanat tarihçilerine göre Magritte’in yüzü kapalı figürleri, 13 yaşındayken nehirde ölü bulunan ve yüzü bir kumaşla örtülen annesinin trajik intiharına dayanır. İlerleyen yıllarda karşımıza çıkan bu gizlenmiş yüzler, o çocukluk travmasının psikolojik bir yansıması olarak okunur. Fakat Magritte, resimlerinin bu tarz biyografik detaylarla sınırlandırılmasına daima mesafe koyar. Burada Magritte’ın anısına saygı duyan mercekten bakmak gerekir. Sanatçının hayatındaki her deneyim bir hikaye unsuruna dönüşebilir elbette. Fakat bir eserin ne kadarının gerçek bir yaşanmışlık taşıdığı sorusunun cevabı, yalnızca sanatçının kendisindedir. Bazen de hikaye oluşturmayı seven sanatçıdan çok bizlerizdir, kim bilir?

Tablo, modern insanın yalnızlığına göz kırpsa da aşama aşama birbirinden uzaklaşmayı sembolize eder. 1. ve 2. tabloda aradaki beyaz örtüye rağmen yakınlık kurmaya çalışan çiftimiz, 3. ve 4. tabloda adım adım birbirlerinin zihnindeki ilk anlamı aramaya yenik düşmüşlerdir.


Belki de aşkta "benleri" bırakıp "biz" olabilmek mümkünken biz kendimizi bile saklıyoruzdur; ne kadar derinde kaybolduğumuzu bilmeden. Zaten aşk da bir noktada bir ihmalin peşinden giderken, hikayenin başlangıcını özleyeceğimiz bir izdüşüm halidir. Sürrealizm ise tüm bu yükü simgelerle ifade etmemizi kolaylaştırır. Aşıklar tablosu, modern hayatın getirdiği o fiziksel yakınlık ve ruhsal uzaklık arasında, bizlere ömür boyu özleyeceğimiz bir hafıza sunuyor.
