Şiddetin toplumsal cinsiyetini kıran bir mit: Medea.
Şiddet kavramına bir cinsiyet öğrenme partisi yapacak olsak sizce patlatılan balondan ne renk tozlar uçuşurdu? Mavi mi pembe mi? Bir katilden bahsedildiğinde aklınızdaki pastanın kreması ne renk olurdu? Çocuklarını öldüren bir ebeveynden desem ona ne renk patik örerdiniz? Yanıldınız! Ortalık pespembe. Ama bu nasıl olur biz erkek bekliyorduk!
Büyü, tutku ve tehlikeli bir güç: Frederick Sandys’in fırçasından ikonik Medea tasviri (1868).
Bir annenin çocuklarını öldürmesi o kadar az rastlanır bir durum ki tarih boyunca neredeyse her toplumda infial yaratan bir sapma olarak görüldü. Tıpkı Medea gibi.
En iyisi baştan başlayayım.
Medea Kim?
Hikayesi M.Ö. 400’lerde Euripides tarafından ölümsüzleştirilse de Medea’nın kökleri zamanın çok daha ötesine uzanır.
Medea bugün Gürcistan’da yer alan Kolhis’in prensesidir. Yine mitolojik bir karakter olan Kirke’nin yeğeni ve güneş tanrısının da torunu olduğu söylenir. Büyücülük/şifacılık güçleri olduğuna inanılan bir kadındır. İolkos şehrinden gelen İason isminde bir yabancıya duyacağı aşk, onun hayatını dönüşü olmayacak biçimde değiştirecektir. İason ülkesinde kral olabilmek için Altın post diye bilinen mitolojik bir nesneye ihtiyaç duymaktadır. Medea aşkı nedeniyle postu almasında ona yardım eder. Bunu yaparken büyü gücünü kullanarak insanları cinayete azmettirir ve post İason’un olur. Karşılığındaysa İason Medea’ya bağlılık yemini eder ve birlikte Kolhis’ten kaçarlar. Hatta efsanenin bir versiyonunda kaçarken kendi kardeşini de öldürür Medea. Birlikte Korinth’e yerleşirler. İason, Korinth kralı Kreon ile yakın ilişkiler kurar. Yıllar boyunca burada yaşarlar, iki erkek çocukları olur. Ancak memleketinde kral olma hayalleri suya düşen İason yerleştikleri bu yeni yerde sıradan bir adam olmaya hiç niyetli değildir. Erkek çocuğu olmayan Kreon’a yaklaşır. Medea’ya rağmen Kreon’un kızı Glauke ile evlenmek ister. Kreon da bu talebi onaylar. Medea için biçilen kader ise iki çocuğuyla sürgündür. Ancak Medea’nin coşkun duygularının, tutkusunun, aşkının ve hırsının nelere kadir olabileceği hakkında şimdiye kadar yaptıklarından en ufak bir ders almamış İason çok acı biçimde Medea’nın şerriyle tanışacaktır.
Aşk ve ihanetle örülü bir kaçış: İason ve Medea, Altın Post ile birlikte. The Golden Fleece, Herbert James Draper (1904).
Erkeğin gölgesinde Medea
Euripides’te Medea başlangıçta kendi ülkesinde kralın kızı olarak saygın biriydi. Ancak aynı zamanda kimilerine göre büyücülük kimilerine göre şifacılık denilen gücü sebebiyle çekinilen hatta korkulan da biriydi. Tıpkı Orta Çağ’da karşılaştığımız cadı avlarındaki “korku” gibi. Benzer yaklaşımlar, yalnızca farklı dönemler.
İason’la tanıştığında muhtemelen tazecik bir genç kadın Medea. Bir hoş bakış, yarım gülüş aklını başından almaya yetmez mi? İason’un cephesinden baktığımızdaysa yorumum, altın postu almak ve Medea’yı kontrol etmek için aşırı ilgisiyle onu manipüle etmiş yani lovebombing yapmış olabileceği yönünde.
Sonrasındaysa toplumdaki yerini İason’la olan eş ilişkisi belirliyor. Onun eşi olarak kabul görüyor. Daha sonraysa annelik “ünvanı” alarak göze batan bir tehlike olmaktan çıkıp her kadın gibi normal sayılabileceği bir görünmezliğe yaklaşıyor.
Aşk için Göze Aldıkları
Medea bir kadın olarak hayatta onu görünür kılan en güçlü statüsünü geride bırakıyor, kralın kızı olmayı kaybediyor. Ki demokrasinin mucidi Antik Yunan’da bilin bakalım kimlerin söz hakkı yoktu? Kadınların. Soylu dahi olsalar… Söz hakkı bir yana toplum sınıflardan oluşuyordu ve kadınlar kölelerle benzer statüdeydi, erkeklerin mülkü olarak görülüyorlardı.
Yetmiyor Medea kendi vatanından kovularak o zamanın dünyasında doğu sayılan bir ülkeden gelen, korkutucu doğaüstü güçleri olan, tehlikeli ve yabani bir kadın etiketleriyle bir batı şehrine yerleşmek zorunda kalıyor. Bu doğu batı kısmının da altını çizmek isterim. O dönem medeniyet denince akla gelen coğrafyalar arasında Gürcistan’ın esamesi pek de okunmuyordu. Göçmen olmaksa sınıflı toplum yapısında en dibe tekabül ediyordu. Düşünün ki bu sebeple kadınlar arasında dahi Medea dışlanması gereken bir profile sahipti.
Vatanından koparılmış, sürgündeki anne: Anselm Feuerbach, Medea (1870).
Sonradan itiraf ettiği gibi Medea aslında anne olmayı hiç hayal etmiyor. Kadınlığını, aşkını yaşamak istiyor. Bu yönüyle bana Lilith’i hatırlatıyor. Adem’in Havva’dan önceki eşi. Adem’in omurgasından değil Adem gibi topraktan yaratılan ilk eşi. Kendini keşfetmek, eşitçe ilişkilenmek isteyen, itaat etmeyen bir kadın. Kelimenin tam anlamıyla “ademi merkeziyetçi” düzen içerisinde talepleri sakıncalı bulununca çeşitli rivayetlere göre yeryüzünü cennete yeğleyip kendini cennetten kovduran, bu sebeple her gün ölü çocuklar doğurmakla cezalandırılan Lilith. Halk inanışına göre Lilith, kendi çocuğu olmadığı için lohusa kadınların bebeklerine musallat olurmuş. Sahi Lilith hiç çocuk sahibi olmak istemiş midir?
Neyse biz konumuza dönelim. İason’un soyu devam etsin diye anne oluyor Medea. İki erkek çocuk doğuruyor. Yaşı ilerliyor. İason kralın kızıyla evleneceğini söylediğinde Medea gençliğini, güzelliğini, soyundan gelen gücünü, toplumda onu görünür kılan tek bağı olan evliliğini ve en önemlisi aşkını ansızın kaybediyor.
Adaletin Yerini Dolduran İntikam
Büyük bir çıkmazın içinde buluyor kendini Medea. Kaybettiklerini geri almanın hiçbir yolu yok. İason’a hesap soracak bir düzen yok. Medea yapayalnız ve çok öfkeli.
Trajedinin en karanlık anı: Medea about to Murder Her Children, Eugène Delacroix (1862).
Adaletin olmadığı yerde intikam istiyor. Müstakbel gelini ve kralı zehirliyor. Böylece İason’un krallık hayallerini ve olgun yaşına rağmen yanında bonus gelen gencecik gelinini elinden alıyor. Fakat bununla da kalmıyor. Medea çocuklarını öldürüyor. Bu elbette bir kamikaze saldırısı. Aslında sevdiği yegane şey çocukları. Yıllar içinde İason için işlevsizleştikçe görünmez olmuş. Medea da tüm sevgisini çocuklarına vermiş. Yine de acısını, çaresizliğini, adaletsizliği sindiremiyor.
Çocuklarını öldürünce eline ne geçecek? Erkek çocuk demek soyun devamı demek. Gelecek demek. Medea her şeyini kaybetmesini istiyor İason’un. Böylece ona yüklenen kadınlık vasıflarından sonuncusunu da tuzla buz edip anneliğinin kutsal kar küresini kırıyor.
Kurgudaki Gerçek
Kurgusal bir kahraman olsa bile çocuklarını öldüren bir anne istisnanın da ötesinde. Bu yüzden tarihsel açıdan da bir o kadar yalnız Medea. O kadar ki adli tıp ve psikolojide “Medea Kompleksi” olarak tanımlanan bir kavram var. Çok geniş anlamda çocuklarına şiddet gösteren anneler için kullanılıyor. O yüzden hâlâ önemli. Hiçbirimizin aklına dahi getiremeyeceği bir ihtimalin ete kemiğe bürünmüş hali Medea.
Mitolojinin en tartışmalı çifti bir arada: Jason and Medea, Charles André van Loo (1759).
Elbette aslında bunu Medea aracılığıyla Euripides yapıyor. Onu anlamanın önemli olduğu düşünüyorum. Aristoteles Euripides’in “şairlerin en trajiği” olduğunu söyler. Ancak “onu karakterlerini olması gerektiği gibi değil olduğu gibi gösterdiği” için eleştirir. Medea’da da bu yönünü çok çarpıcı şekilde görürüz. Medea’yı yumuşatmadan, bir katil, hırslı ve öfkeli biri olarak anlatıyor ancak bunun karşısına ataerkil toplum düzenini ve Medea’nın adalet arayışını koyuyor. Ari Çokona ise Medea’nın ön sözünde Euripides’ten “…belki de bu yüzden, çağdaş tiyatroya yakın eserleri vermiş klasik ozan ya da modern ozanların ilki olarak nitelenmektedir.” diye bahseder. Medea belki Raskolnikov kadar kusurlu ama bir o kadar tutarlıdır.
Böyle Gelmiş Böyle…
Gönül ister ki Medea’nın karşılaştığı zorluklara bugün kolayca empati kuramayalım. Ne acıdır ki o; toplumsal ve bireysel ilişkilerdeki konumu, yok sayılışı, araçsallaştırılışı ve kimliksizleştirilişi gibi birçok açıdan bize maalesef hâlâ çok tanıdık.
Diğer yandan şiddetin üretiminde bile eşit değerlendirilmediğimizle, ikiyüzlülüğümüzle yüzleşmemiz gerekiyor. Anneliğin biyolojik farklılıkları bu ayrımcılıkta yeterli bir açıklama mı sizce? Yoksa bakım yükünün annelere yıkılması için fevkalade bir kılıf mı?
Peki ya gelecek? Orada bizi ne bekliyor? Yanıtı bilmiyorum, yalnızca hepimiz için tüm kalbimle daha adil bir dünya umuyorum.