Hababam'ın kahkahaları neden şen de Erol Taş'ınki ürpertici?
"Utanacağınızı bilsem yüzünüze tükürürmek isterdim ama ondan da anlamazsınız ki siz."
Hababam Sınıfı Uyanıyor filminde Hababam, bu okkalı fırçayı Ahmet'ten, köy okulundaki çocuklara sigara ve müstehcen fotoğraf yollamaya kalktığı için yedi. Öyle ya, çok sevdiğimiz Hababam Sınıfı, bir yardım paketine ne konulup ne konulmayacağını gerçekten bilmiyor muydu? Bu sadece bir şaka mıydı, yoksa zorbalık mı? Sahi, biz bu sınıfı neden bu kadar çok seviyoruz?
Tüm mevzu, tuz bülteni için sinemadaki tuz sahnelerini kafamda taramamla başladı. Saniyeler içinde Ahmet'in Hababam'a ilk geldiği gün yaşadığı tuz vakası geldi gözümün önüne. Başka filmler, sahneler bulsam da bu anıda beni güldürmekten çok yaralayan, kızdıran bir şey vardı. Konduramadım, oturdum filmleri baştan izledim, kitapları yeniden taradım. Hababam'ı seviyorsam ve Ahmet'i de haklı buluyorsam, e o zaman Hababam niye Ahmet'i sevmemişti?
Öncelikle belirtmek isterim ki bu yazıda merkeze aldığım Hababam Sınıfı film serisidir. Zira Rıfat Ilgaz'ın romanlarıyla Ertem Eğilmez sinemasının Hababam'ı oldukça farklıdır; öyle ki Rıfat Ilgaz'ın filmleri pek onaylamadığı ve hatta beğenmediği söylenir.
Filmlerin çekildiği 1975–1981 arası, Türkiye'nin politik atmosferinin en kutuplaştığı, aynı zamanda liberalleşme sancılarının yaşandığı bir dönemdir. Ertem Eğilmez filmleri sol görüşlü kitlelerce romantik, yüzeysel ve halkı edilgenleştirici bir tonda olmakla eleştirilmiştir. Rıfat Ilgaz'ın tepkisinin bir kısmı da muhtemelen buradan gelir.
Tüm bu eleştirilerle birlikte Hababam sınıfının matematiğini daha iyi anlayabilmek için Eğilmez'in sinemasına biraz uzaktan, daha bütüncül bir bakış atmakta fayda görüyorum. Ben Eğilmez'in yıllarca ürettiği sinemasını alaya aldığı Arabesk filminin güzel bir özeleştiri olduğunu düşünüyorum. Ayrıca ahlaklı ve etik olanla yozlaşmış olan arasındaki çatışmayı ortaya koyduğu Canım Kardeşim, Gülen Gözler, Namuslu gibi filmleri sebebiyle Eğilmez'i değerli buluyorum.
Hababam serisinin başarısı ise tartışılmaz bir gerçek. Birden fazla nesile kendini sevdirmeyi başarmış, kitlelere ulaşmış kült bir yapım.

Mahmut Hoca'nın Torpillisi Ahmet
Ahmet'in ilk günü... İlk yemeğinde masada otururken Hababam, Ahmet'in üzerine su döker. Sonra tuzluğun kapağını açık bırakarak çorbasının tuz dolmasına sebep olur ve ona yemek vermez. Ahmet'in şaşkın yüzü gözümün önünde... Önce "Bunu neden yaptınız?" diye sorar. Yaşananlarla yemekhaneyi dolduran kahkahalar arasındaki çelişki Ahmet'i bir hayli şaşırtır. Direnmek ister ama bunun onu sürüden koparacağı çok açıktır. Tıpkı Asch Uyum Deneyi'nde olduğu gibi, o da kendi doğrusunu kısa sürede bir kenara bırakır ve uyum sağlamayı seçer. "Aç değildim zaten." demekle yetinir. Bunu ya grubun kendisinden daha iyi bir görüşe sahip olduğunu düşündüğü ya da dışlanmaktan korktuğu için yapar.
Haklının Kazandığı Mutlu Sonlar
Filmlere baktığımızda; yaşlı ve duyuları zayıflamış hocaların alaya alındığını, hatta ağır işiten Akif Hoca'nın dolaylı da olsa işinden kovulmasına sebep olunacak kadar ileri gidildiğini görürüz. Yeni mezun Semra Hoca'ya yazılan aşk mektuplarına ne demeli? Üç film, üç ayrı vukuat...
Peki bu krizler nasıl çözülüyor?
Hababam pişman olur; Mahmut Hoca'nın etik çizgisi ve tecrübesinin getirdiği "ilahi bir müdahaleyle" her şey tatlıya bağlanır. Neredeyse tragedyalardaki "Deus ex Machine" gibi. Milli Eğitim Bakanı, Akif Hoca'nın eski bir öğrencisi çıkar; Akif Hoca işe iade edilir. Mahmut Hoca öğrencilerin durumu için velileri sorumlu tutan bir konuşma yapar. Semra Hoca tasdiknameleri yırtar.
Hababam'ın yaptıklarını bugünün kavramlarıyla düşünürsek, zalimlik, zorbalık ve aşağılama demek yanlış olur mu? Güldüğümüz bu sahneler çocuklarımızın başına gelse, ortalığı birbirine katmaz mıyız? Hababam'ın kahkaları neden şen de Erol Taş'ın kahkaları tüyler ürpertici?
Şu soruların etrafında dönüp durmayı bırakalım.

Hababam Sınıfı Aslında "Kötü" mü?
Ertem Eğilmez sinemasında bu gençler aslında ticarileşen eğitim sistemi ve aileleri tarafından terk edilmiştir. Okul müdürünün "kelle başı para" olarak gördüğü, velilerinse "it kopuk olmasın diye" okula gönderdiği, 25–27 yaşındaki "genç yetişkinler"dir. Okulun dökülmüşlüğü, öğretmenlerin tecrübeli ama fiziksel olarak yetersiz oluşu ve velilerin ilgisizliği, sorumluluğu Hababam'dan alıp onları yetiştiren topluma dağıtır. Hababam da yetişkinliği reddederek sistemi ve ailelerini bir nevi cezalandırır.
Seri; bu sınıfı bir aile, Mahmut Hoca'yı baba, Hafize Ana'yı ise her hatayı affeden — adı üzerinde — bir ana olarak resmeder. Bizler filmi izlerken vicdanımızı Mahmut Hoca'yla takas eder, kalbimizi ise Hafize Ana'ya emanet eder, arkamıza yaslanırız. Oyun bahçeleri, Mahmut ve Hafize'nin bakışları arasında kalan bir grup çocuktur onlar. Anası babası başında çocukların ayıpları, bizim evladımıza değmediği müddetçe komik midir? O oyun bahçesinde oynayan çocuklar bizken -lisede, askerde ya da belki bale kursundayken- gülünen miydik, güldüren mi? Belki de C- hiçbiri.
Burada Mahmut Hoca figürü kilit taşıdır. Çünkü o, "C- hiçbiri"ler için, yaşadığımız toplumda bireysel olarak doğru olanı yapamadığımız her seçimin yükünü hafifleten bir üst akıl rolünü de üstlenir. Mahmut Hoca'yı bu yüzden mi hiç sorgulamayız?

Mahmut Hoca Ne Derse, O...
Semra Hoca, neden Ahmet'ten daha az hatırlanır? Belki serinin o filmi 90'larda televizyonda diğerlerinden daha seyrek yayınlanmıştır. Belki Semra Hoca'ya, Ahmet'in Hababam'a yaptığı kadar okkalı bir atar yazılmadığı içindir. Ya da tecrübesiz bir öğretmen olmasına veririz yaşadıklarını.
Bana kalırsa, Mahmut Hoca'nın ahlakını sorgulamadan kuşanıp izlediğimiz için Semra Hoca'nın uğradığı haksızlığı ilk sıralarda aklımıza getirmeyiz. Semra'ya yazılan aşk mektuplarının ardından Semra, sınıfın okuldan atılmasını ister. Mahmut Hoca Semra'ya hak verse de onu, kararını sorgulamaya zorlayacak durumlara sürükler. Neticede Semra Hoca kararından cayar ve merhamet gösterir. Halbuki Semra Hoca'ya yapılanlar, seri içinde tüm sınıfın okuldan atılmasına yol açabilecek en ciddi konudur; yine de Mahmut Hoca'nın her zamanki kadar keskin bir tavır sergilediğini göremeyiz.
Sevdiklerimiz Aynamızdır
Günümüzde farkındalığımız daha yüksek; önceden gri alanlarda kalan durumları artık daha net kavramlarla tanımlayabiliyoruz. Tıpkı zorbalık ya da taciz gibi. Yine de yetmiyor. Gittikçe bireyselleşen dünyada karşılaştığımız tehlikeler ve onlara karşı savunmasızlığımız paralel biçimde artıyor. Adını koyarak kamuoyu oluşturabilmeyi umuyoruz. Hababam Sınıfı ise topluluk olma gücüyle, iyiyi de kötüyü de birlikte kucaklıyor. Tüm o haytalıklarının yanında okul taksitlerini ödeyemeyen arkadaşları için para topluyorlar, Ferit'in çocuğunu birlikte saklıyorlar.
Günün sonunda bizden büyük bir bütünün parçası olmayı, bu bütünün sarsılmaz bağlarına güvenmeyi romantize ediyoruz. O bütünün içinde hatalar yapmamıza müsamaha gösterilmesini istiyoruz. Hatalarımızın bedelini ödemekten bizi kurtaracaksa, haddimizi aşmamıza ve sorumluluk almamıza izin vermeyecekse, şefkatli bir otorite çekici bile görünebiliyor.
Ne kitapların yazıldığı dönemde, ne filmlerin çekildiği zamanda, ne de bugün bu coğrafyada yaşamak kolay oldu. Mizahsa zorluklarla mücadelede her zaman en güçlü silahımız oldu. Hâlâ izleyecek bir şey bulamadığım günlerde zaplarken denk gelsem, sonuna kadar izlerim. Fakat biraz üzerine düşünmekten de zarar gelmez. Zira sevdiğimiz, yücelttiğimiz her şey biraz bizi anlatır.