Mitoloji Bozumu·Bölüm 09

Serinin Yıllanmış Fıçısı: Helene - 2. Kısım

26 dk

Helene dosyasının ikinci kısmı. Paris'le gidişin olası sebeplerinden Mısır'da saklanan Helene'e, Zeus ile Themis'in savaş planından Troya'daki pişmanlığa ve Sparta'ya dönüşe uzanıyor. Bölüm, Helene'in güzelliği yüzünden yaşadıklarını bugünün kadınlarının hayatına bağlıyor.

Sinem Deniz Kılıç·26 dk·16 Ekim 2026

Serinin Yıllanmış Fıçısı: Helene - 2. Kısım kapağı

Tekrar notları

Bölümün kaynakları

  • Azra Erhat - Mitoloji Sözlüğü
  • Diodorus Siculus - Bibliotheca Historica
  • Euripides - Helena
  • Euripides - Troyalı Kadınlar
  • Homeros - İlyada
  • Natalie Haynes - Pandora'nın Küpü
  • Photios - Bibliotheca (Bıldırcın Batlamyus Alıntı ve Yorumu)
  • Leda and Swan: Eskizler Leonardo Da Vinci'ye atfedilse de resmi değildir (en.wikipedia.org)
  • Leda ve Kuğu - Michelangelo (tr.wikipedia.org)
  • Leda with Her Children: Giampietrino'nun Leonardo da Vinci'nin eskizlerine dayanarak boyadığı tablo olarak düşünülür, kesinliği yoktur. (en.wikipedia.org)
  • Helen of Troy (en.wikipedia.org)
  • Troy (tr.wikipedia.org)
  • Odyssey (tr.wikipedia.org)

Deşifre

Aç

Bu deşifre otomatik çıkarıldı ve gözden geçirilmeyi bekliyor. Özel adlarda hata olabilir.

Yasal uyarı resmi anlatı değildir. Yeniden merhaba. Bölüme başlamadan önce ufak bir bilgi vermek istedim. Özür mahiyetinde. Birinci kısımda çok fazla ses değişikliği var. Biraz rahatsızdım. Sesim gidip geliyordu. Yoksa işe alışınca salla pati kıvama gelen biri değilim yani. Bu da böyle küçük bir özür olsun.

Günde üç oğlak yiyen Helen'i ve çocuk kaçıran 50'lik Theseus'u sindirdiyseniz, Helen'in evindeki şölenden kafanız ayık kurtulabildiyseniz, kaldığımız yerden devam edelim. Bütün aşıklar yemeye. Paris, Menelaos ve Helen'in evinde şölen gibi bir gece geçirir ya da birkaç gece. Her nasılsa Menelaos güzelliği tanrıçaları kıskandıran eşini konukla bırakıp yolculuğa çıkar. Burada hikaye ikiye ayrılır. Helen, Afrodit'in büyüsüyle sandığa saklanarak Troya gemisine biner. Ya da güzellikte rakipsiz olduğunu sanan Helen, Paris'i görünce kendiliğinden yola düşmüş olabilir. Kızım sen utanmıyor musun? Çoluk çocuk sahibi kadınsın. Bununla birlikte çok bahsedilmeyen bir sebep de öne sürülür. Evlenirken Afrodit'e yarım kurban sözü veren Menelaos'un sözünü yerine getirmemesi. Ziyaret olmasın kurban istersin. Kurban bulamadım candan ileri. İleri, candan ileri. Hepi topu yarım kurban. Sırf bu yüzden yeğeninin kurban edildiğini düşünürsek biraz fazla acımasız. Afrodit'in umurunda mı? Sen misin kurbanımı kesmeyen deyip Helen'in aklını Paris'e kesmiştir. Ya da daha insani biçimde Helen, Paris'i gördüğü anda kendi güzelliğini, bahtının karasını fırlatıp atabileceğini, Paris'teki güzelliğin cinsiyetinden ötürü bela getirmeyeceğini bile düşünmüş olabilir.

Onu tanımayanların, bilmeyenlerin ülkesine gitmek. Belki Paris'i görünce ailesi de bunun gibi hem gevşek hem güzelse, ben ambardaki buğday tanesi gibi görünmez olurum demiştir. Bunlar bendenizin varsayımları tabii. Eh, her kötüye bir sendrom bahşedilen dünyada, bana da Helen'in bile isteye yurdundan gitmesine sebep bulmak düştü. İyi insan, kötü insan değil ama normal insan değil yani. Sebeplerin en makulu şu olabilir. Helen, eş seçimini kendisi yapmış gibi anlatılır. Çünkü seçim yapıyorsa özgür bir kadındır. Gerçekten buna inanacak mıyız peki? Yüzlerce talibi, krallıklarını ve geleceklerine dair konuşulan öngörüleri. Kısacası siyasi durumu düşündüğümüzde, Helen'in seçimi pek de özgür görünmüyor. Bu bakımdan boşanma davasının icat edilmediği bir dönemde yaşayan Helen, yıllarını sevmediği biriyle geçirdikten sonra, başına talih kuşu konduğunu düşünmüş olabilir. Ne talih ama? Ethem de serinlemek için suya giriyor. Ethem yüzerken baraj kapakları açılıyor. 200 kilometre sürüklenmiş Ethem. Malatya'nın orada bir bostanda bulmuşlar. Kızını bile bırakıp gitmiş. Hadi bunu da açıkta diyenler olabilir. Birinci kısımda Peirithoos, eşi öldükten sonra çocuğunu yalnız bırakıp, Theseus'la eğlence aramaya çıkmıştı.

Hatırlatırım. Ayrıca kötü bir aileden, başı belalı bir annedense, çocuğunun krallıkta keyfine bakmasını uygun görmüş bir anneyi de sorgulamayın artık. Şu kafanı bir aç, o toprağın altından çıkart bir kafanı tamam mı? Varsayım cımbızımı yerine kaldırıyor ve ikinci versiyona geçiyorum. Bu versiyonda Helen, Troya'ya hiç gitmemiştir. Evliliklerin koruyucusu Hera, Helen'i bir buluta saklayıp, onu Mısır'a götürmüştür. Troya'ya gidense Eidolon'dur. Yani Helen'in ilüzyonudur. Antik Yunan'da Eidolon, bir kişiye ya da tanrıya çok benzeyen sahte görüntü anlamına gelir. Tebrikler Hera. Afrodit Helen'in adını kirletse de sen bedeninin ve ruhunun kirlenmesine izin vermedin. Aferin.

Kadının adı neden önemli olsun ki? Mesela Zeus olsaydınız adınız her kapıyı açardı, günahlarınız mis kokardı. Peki Hera'nın derdi Helen'i korumak mıydı? Yoksa Menelaos'un onurunu korumak mı? Öyle ya, savaşta Akha ordularının yanındadır Hera. Paris'e güttüğü kin bile dünyanın en güzel kadını ile kaçmasını engellemesinde Hera için geçerli bir sebep. Evripides'in Helena oyununda da Helen, Mısır'da savaştan uzakta eşi Menelaos'u bekler. Adının lanetini kabul etmiştir. Savaşın bitiminden yıllar sonra Menelaos'la kavuşurlar. Mısır'daki Helen'e dair filmlerde bir imaya rastlamayız ya da ben rastlamadım. Tiyatroda denk gelebiliriz. Bunun nedenine dair çok fazla düşünmeye gerek yok kanımca. Basitçe aşk, tutku, ihanet, savaş örgüsü rağbet görüyor. Daha da basiti güzellik, kıskançlık ve yıkım malzemesi olmalı. Biz kadınlar ayağımızı denk almalıyız. Ve daha daha basiti Helen'in nerede olduğu kimin umrunda? Menelaos'un savaşı haklı, Paris'in saflığı itikatli olmalı. Hem insanın adı çıkacağına cana çıksın demişler. Kaide durmadan inandırıcılık arayarak bencil meraklarını tatmin etmeye çalışacağına... Adalet için Troya Helen'in Mısır versiyonunu bir kenara bırakıp savaşın çiçekli basamaklarını adımlayalım.

Helen'i savaşın başladığı güne dek Paris'le baş başa bırakalım. Zeus'un planlarını konuşalım. Evripides Helen'e Zeus'un planlarını anlattırır. Zeus'un da başka hesapları varmış meğer bu işte. Bir yandan yeryüzünde sayıları çok fazla artmış olan insanlar ölerek azalsın. Öbür yandan Yunan halkının en cesuru belli olsun diye zavallı Frigyalıların ve Yunanların arasına çeşit çeşit nifak sokup... Başlarına bir savaş sardı ki o savaşın hedefi de ben olmuştum. Troya savaşı Zeus'un çıkardığı ilk savaş değil, Tebai savaşlarına önayak olmuş orada da Iokaste'yi kurban etmişti. Peki Zeus, Troya savaşını kiminle planladı dersiniz? Themis'le. What do you say? Themis'i bilirsiniz aslında. Bir elinde terazi, diğer elinde kılıçla. Adaletin tanrıçasıdır. Aynı zamanda Zeus'un da ikinci eşi. Themis ve Zeus birlikte dengeyi kurmaya çalışırlar. Ne denge ama? Adalet kelimesinin kökeni, bize adaletin sandığımız kadar adil olmadığını, Themis ve Zeus'un planının tam da kelimenin manasına uygun olduğunu gösterecek.

Adalet, Latince, justitia kelimesinden türetilmiş. Ius, hak, yasa anlamına geliyor. Peki yasayı kim koyar? Yasalar kimi bağlar? Yarın çıkıp yasa koyucular sabah kahvaltılarında zeytin yemeği yasakladıklarında zeytinsiz kahvaltı etmeniz adil olacak mı Müzeyyen Hanım? Sabah kahvaltısında zeytin yemeyiz. Yanlış. Her yasak kendi isyancısını yaratır. Zeus otorite ve gücün, Themis yasa, düzen ve adaletin temsilcisiyken ilahi adaletten mazlumun lehine bir sonuç beklemek saflık olur. Troya savaşını planlarken Zeus, yarı tanrı çocuklarından da kurtulmak istiyordu. Hem bu yarı tanrı çocuklar yüzünden Hera annelerin başına bela olur, hem de çocukluk dönemlerindeki problemlerden midir nedir? Hepsi büyüdüklerinde bela saçarlar. Hatırlarsanız Zeus'un Thetis'le birlikte olmamasının sebebi, ondan doğacak çocuğun babasından daha kudretli olacağı kehanetiydi. Daha belalı mı desek? Galiba başka hanelerde de babalarından üstün çocuklar görmek istemiyordu. Nihayetinde Zeus ve Themis'in planından Eris'e altın elma düştü. Bir kurguda kadınlar güzellik, kıskançlık, tutku, hırs duygularıyla gözümüze sokuluyorsa ipin ucunu birazcık çekin. İlk ilmeği atan kesinlikle bir otoritedir.

Troya savaşının ilahi mimarları Zeus ve Themis'ken, stratejik komutanı Agamemnon'dur. Agamemnon'un hayali Truvalı Helen yapımında o kadar açık anlatılır ki, hikayeyi gerçek bir tarih kesitine dönüştürür. Agamemnon, Büyük Yunan Birliği'ni kurmak üzeredir. İpek ve Baharat yolu geçişinden ötürü Truva'yı almak ister. Diğer hanedanlıkları ikna etmek için bir bahane aramaktadır ve o bahane kardeşinin sarayına, daha doğrusu Helen'in kapısına dayanır. Paris, Priamos tarafından Sparta'ya barış anlaşması için gönderilmiş ve savaş sebebiyle dönmüştür. Yani Paris'e akıl fukarası dediğimde Ama çok yakışıklıymış demezseniz sevinirim. Neyse işte. Belki de Agamemnon, Helen'i kız kardeşiyle ya da kızıyla tehdit etmişti. Hediye verilen sandıkların içerisine saklayıp, Paris'ten habersiz Truva gemisine bindirmişti. Her nasıl olursa olsun, Agamemnon'un müdahalesiyle ya da değil, dişini kan bürüyen kendi kan havuzunda boğulur. Bizden demesi. Agamemnon'daki savaş isteğini Helen için ilk görüşmeler yapıldığında da hissederiz. Priamos Helen'e, sen onu iyi tanıyorsun, seni geri göndersem bu savaş biter mi diye sorar. Sahiden bir krallık uğruna kendi öz kızını kurban eden Agamemnon, bir kadının evinden kaçmasını ya da evine geri dönmesini umursuyor muydu? Kızını kurban ederek daha büyük bir idea için bedel ödemişti. Çünkü Atreus oğullarının kanında hırs saklıdır. Helen Troya'da Paris'in ailesi tarafından pek de hoş karşılanmamıştı Homeros'a göre. Priamos ve Hektor dışındakiler ona Truva'nın üstüne çöken kara bir bulut dediler. Güzelliğinden utanmalıydı. Evripides de Homeros da bu konuda hemfikirdir. Helen de kendi güzelliğinden utanır.

İlyada'nın 3. bölümünde Paris ile Menelaos'un kavgasının anlatıldığı kısımda Tanrıça İris Helen'e kavganın haberini vermek için gelir. Homeros Helen'in halini şöyle anlatır. Tanrıça İris söyler söylemez bunu eski kocasının tatlı özlemini koydu Helen'in gönlüne. Ana babasının yurdunun tatlı özlemini koydu. Bir yandan da Helen'in Afrodit ve Paris'in efsunu yüzünden kaçtığını hissettirir bize. Belki de Efsunun etkisi geçmeye başlamıştı. Çünkü sıkça pişmanlığını dile getirir. Kara ölüme razı olsaydım keşke der. Paris kavgadan kaçınca eski kocam ezi verseydi seni keşke diye bağırır. Hektor'a bütün bunlar ben köpek yüzlünün ve Aleksandros'un taşkınlıkları yüzünden oldu diye yakınır. Afrodit'e yine mi beni baştan çıkarmak istersin diye öfkelenir. Yeri gelmişken Afrodit ve Helen ilişkisini de konuşalım. İlyada'da Afrodit Helen'i tehdit ederken şunları söylüyor. Saygı bilmez kadın. Vay köpek seni. Basma damarıma. Bir kızarsam çekerim senden elimi. Seni sevdiğim kadar çok olur öfkem. Keşke çeksen elini kadının üstünden Afrodit. Helen'i sevdiğin hali buysa. Sıra Priamos'ta. Paris'in babası Priamos Helen'de suç aramaz. Tanrıların işi bütün olanlar der.

Hektor ise Helen'e karşı hep saygılıdır. Hatta Helen Hektor'un ölümünden sonra ona en insani biçimde ağıt yakar. Kayınlarım arasında severim en çok seni. Tam 20 yıl oldu ayrılalı baba toprağından. Duymadım senden bir kötü söz. Hiç azarlamadın beni. Biri çıkışacak olsa bana tatlı sözlerle o saat sustururdun onu. Hem sana ağlarım bu yüzden hem talihsiz başıma ağlarım. Engin Troya'da dostum yok senden başka. Herkes sırt çeviriyor. Sevmiyor beni hiç kimse. Tanıdık geldi mi? Çok sevdiğimiz birini kaybettiğimizde ona ağladığımız kadar kendimize de ağlarız. Biri ölmüştür ama biz eksiliriz. Arayacağımız bir numara, güleceğimiz bir masa, başımızı koyacağımız bir omuz ve mutlu eden bir gülüş. Ve aslında Helen, Hektor'un savaşçılığının yanına insanlığını koyar. Onu savaş makinesi olmaktan çıkarır. Homeros bu noktada Hektor'un kahramanlığını Akhilleus'un zalimliğinden ayırmamızı istemiştir belki. Gördüğünüz gibi Evripides oyunlarında kadınların hitabetini güçlü tutan bir ozan. Troyalı Kadınlar'da da Helena'da da bunu net şekilde görebiliriz. Kendi dönemi için enteresan bir çıkış açıkçası.

Yalnız Helena oyununda Helen biraz daha bahtsız bedevi profili çizer. Menelaos'la kavuşması romantik bir aşk sahnesine döner. Kendince kadınları erkek dilinden korumaya mı çalıştı acaba? Çünkü Evripides'in kadınlarına baktığımızda en azından şunu görürüz. Kadınlar susmuyor, kendilerini savunuyorlar. Bazen haklılar, bazen haksızlar, bazen korkunç kararlar veriyorlar ama karar veriyorlar. Gelelim kaynana Hekabe'ye. Hekabe'nin tavrından Paris bölümünde de bahsetmiştik. Sanki Helen gelene kadar her şey fevkaladeymiş gibi davranır. Ne çocuğunu ne de kehaneti dinlemeyen kendisini suçlar. Troya yıkılırken Menelaos'u uyarır. O kadının yüzüne bile bakmadan öldür onu der. Çünkü Helen sinsidir. Menelaos'u bir bakışıyla büyüleyecek ve oğulları boşuna ölmüş olacaktır. Fakat Helen savunmasını yapmak üzere avukat sandalyesinden ayağa kalkmış. İlk olarak başımıza gelen felaketler bu kadının Paris'i doğurmasıyla başladı. Ardından düşünde yıkıma yol açacağını gördüğü Paris'i bebekken öldürmeyerek hem Troya'yı hem de beni mahveden yaşlı Priamos oldu. O lanetli yaratık yanında büyük bir tanrıçayla geldi. Ve sen düşüncesiz adam evinde böyle bir erkeği bırakarak Sparta'dan ayrıldın.

Ve en sonunda kendisini de katar. Hangi akla hizmet bir yabancının peşine takıldım? Bunun için tanrıçayı cezalandır. Ve diğer tanrılara hükmettiği halde onun karşısında kul köle olan Zeus'tan üstün ol. Burada mecburi bir parantez açmalıyım. Hepisle ilgili bölümde Afrodit'in Zeus ve Poseidon üstünde çok da etkili olmadığını söylemiştim. Bu benim okumalarımda ağır basan fikirdi. Yani tek fikir değil. Dolayısıyla bazı metinlerde Zeus'un Afrodit'e kul köle olduğunu okuyup yanlış bilgi verdiğimi düşünmenizi istemem. Öyle ki bazı metinlerde Afrodit Zeus'un kızıdır.

Akhalar Troya'yı dumanların arasında bırakıp gemilerine atlıyorlar. Kimisi dümenini Agamemnon'dan ayırıp başka yönlere gidiyor. Yuvasına en erken dönen de yıllar sonra varabilen de çileli bir yol çekiyor. Helen ve Menelaos Sparta topraklarına bozuk bir navigasyonla 8 yılda ancak adım atabiliyorlar. Kıbrıs, Fenike, Mısır, Habeşistan, Libya ve Arap limanlarını gezip mallarına mal katmışlar. Diğerlerinin yolculuklarını düşününce Menelaos bu savaştan karlı mı çıktı acaba? Odysseia'da bu gezilerin mükafatından şöyle bahsedilir. Mısır'dan Polybos bir çift üç ayak bağışlamıştı Menelaos'a. Bir de on altın talant bağışlamıştı. Karısı da güzel armağanlar vermişti Helen'e. Altın bir öreke armağan etmişti. Bir de gümüş tekerlek üzerine oturtulmuş bir sepet. Daha neler neler. Maydanozlu köfteler. Başka bir anlatıda eve dönüş yolculuğu sırasında Helen'in Thetis tarafından fok balığına dönüştürüldüğü yazar. Bunu zaten ilk kısımda biraz anlatmıştım. O yüzden yeniden değinmiyorum ama Thetis. Kız bu ne intikam böyle? Bazı yazarlar Menelaos ve Helen hikayesini daha kanlı bitirmiş. Helen Menelaos'la birlikte yeğeni Orestes'i aramaya Tauris'e gider.

Orada İphigeneia ile Menelaos tarafından Artemis'e kurban edilir. Biraz manasız bir çıkış olmuş sanki. Kurban edilirken Artemis tarafından acınıp kaçırıldıktan sonra intikamı Helen'den almak. Kadın kadının kurdudur mesajı vermek için iyi bir hikaye. Neyse. Sparta'da yeniden bir araya gelen çiftimizi Telemakhos'un ziyaret ettiğini biliriz. Bu sahnenin anlatımında Menelaos'un Helen'le konuşma şekli dikkat çekiyor. Sanki bir kabustan uyanmışlar gibi aşkla konuşurlar birbirlerine karşı. Menelaos Helen'e sık sık kadınım der. Helen'in efsunlu sesinin bakışlarının bir keçiyi bile tatlı dilli yaptığı söylenir. Fakat başka bir yumuşatma yöntemi daha vardır Helen'in. Mısır'a uğramışken eczasından yararlanmayı unutmamıştır. Her gün bir ilaç atar şaraplarına. Yası, öfkeyi, acıyı unutturur. Anası babası ölen biri bile gözyaşı dökmez bu şaraptan içtiğinde. Kim bilir Menelaos'un gazabından kurtulmak için güzelliğinin yetmeyeceğini, dahası eve döndüklerinde savaşta yakını ölenlerin dolduruşuna gelebileceğini düşündü belki. Telemakhos'un ziyaretinde de savaştaki yiğitlikler konuşulurken birlikte ağlamaya başladıklarında Helen Mısır'dan getirdiği ilacı şaraba katıp, Helen'in eve dönüşünde Sophokles'in yazdığı kayıp bir versiyon var.

Bölük pörçük kısımlarına göre Helen bunca yıkıma sebep olduğu için vicdan azabı çeker ve boğa kanı içerek intihar etmeyi düşünür. Ama sonrasında yazı yazma araçlarını yanağına saplarken anlatılır. Odyssey filminde de Helen'in suratında bu izi görürüz aslında. En azından ben öyle yorumladım. Durumla ilgili Natalie Haynes'in yazdıklarını aynen kopyala yapıştır yapıyorum buraya. Dünyanın gördüğü en muhteşem güzellik. Kendisi hakkında yazılmış tüm o sözlerin nedenini o sözleri yazan nesneyi kullanarak yok etmeye çalışır. Bölümün sonuna doğru geliyoruz artık. Evet Helen daha doğduğu anda güzeldi. Yumurtadan çıktı, güzeldi. Theseus onu çocuk demeden kaçırdı. Çünkü güzeldi. Evlilik çağına geldi. Talipler kapısına yığıldı. Çünkü güzeldi. Güzeldi. Afrodit onu ödül olarak ortaya koydu. Çünkü güzeldi. Savaş çıktı. Çünkü güzeldi. Troya'da herkes ondan nefret etti. Çünkü güzeldi. Çirkin şansı olsun diye boşuna dememişler. Helen ne zaman konuşsa arkasında güzelliği vardı. Suskunluğu da güzelliğindendi. Yaptığı ve yapmadığı her şeyin içinde güzelliği vardı. Helen'in talihsizliği en güzel kadın olması mıydı?

Troya savaşının sebebi bir kadının tanrısal yüzü müydü. O varoluşunu sorgularken başkalarının gözünde sadece bir görüntüydü aslında. İşgallerde çalınan ya da acımadan yakılan sanat eserleri gibi. Bu açıdan nasıl ki düşmanın kültürel yıkımı için sanat eserlerine el koyuluyor, tahrip ediliyorsa Helen'de simgeleşen tutsaklık da kadın kimliğinin tahrip edilmesi anlamına geliyor. Güzelliği bir kenara koymuşsunuzdur artık değil mi? Mesele bir kadının ne yapıp yapamayacağını kan dökerek kanunlaştırmaktan da öte. Helen dünyanın en güzel kadın etiketi yapıştırılmış bir piyon, bir silah, bir ayna hepsinden fenası kadınlar için bir tutsaklık kimliği. Malena filminde Monica Bellucci ona bakanların aynasıdır. Arzu, kıskançlık, hırs, öfke, sapkınlık. Ama filmin son dönemecinden önce aynaya bakanlar aynayı suçlarlar. Son kısmındaysa durumun üzerini kapatma hali vardır. Naif biçimde suçluluk duygusu denilebilir. Aynı Odyssey filminde bize gösterilen Helen imajı gibi. Helen'i konuşturuyoruz, haklı gösteriyoruz ve bu zamana kadar güruhumuzca resmedilen görüntüleri unutup bizi feminist yargılarınızdan azat edebilirsiniz denir. Monica Bellucci'yi sokak ortasında döven kadınlar kefaret hissiyle ona bedava ceket, meyve verirler.

Beni siz de lüktünüz evet. Ne ona ne de Helen'e linçlendiği ve evine döndüğü anda hissettikleri nedir diye soran olmaz. Aklama ya da karalama çabası içinde konuşma balonları yazılır. Hmm. Bu arada hala sesim gidip geliyor. Bazen benim kulağıma bile yabancı geliyor kendi sesim. Garip tonlamalarımı mazur görün lütfen. Peki Helen'in etiketini sökersek. Ozanlar, tanrılar, tanrıçalar, erkekler ne demiş olurlarsa olsunlar Helen'in hakikatine bakalım.

Bunca güzelliğimin belası öyle ya da böyle beni bulacak madem en kötü günüm sevdiğimin yanında olsun demişti belki. Kaçırılmayı, geri dönmeyi istedi ya da istemedi. Kimse umursadı mı bunu? Bir kadın zorla ya da isteyerek fark etmez, evlendiği kişiyi terk ederse ihanet etmiştir. Boşanırsa yuvasını yıkmış olur, çocuğuyla gitmezse kötü annedir. Çocuğuyla kalırsa özgürlüğünden vazgeçmiş, doğasına uygun biçimde güçsüz bir varlıktır. Ve nihayetinde güç söz konusuyken bir yüz bile bin gemiyi indirmeye kılıf olur. İktidar size güzel ama görünmez olmayı öğütler. Kendinizi var etmeye çabalarken dünyanın hırsına yakalanmamayı dilersiniz. Bu durumda Troya'nın üstünde tüten duman sadece bir şehre mi aittir? Yoksa kadınlığın köküne kibrit suyu mu dökülmüştür? Peki biz bu ibrete boyun mu eğeceğiz?

Günümüzde hala kadınlar özellikle iş hayatında varlıklarını sürdürebilmek için, erkeklerle eşit ücret alabilmek için erkeklere oranla daha fazla çalışırlar. Eşit ücret alabilenlerin bile emek dışı bir şeyler çevirdiği ihtimali konuşulurken, terfi almış bir kadının kesinlikle ya patronla ya da iş çevresinden kallavi biriyle ilişkisi vardır. Ya da öyle güzeldir ki, patron günün birinde kadının kendisine bakma ihtimaline karşılık onu terfi ettirmiştir. Kadın emek vermiş, herkesten çok mesai yapmış, iş yeri için sosyal hayatından fedakarlıklar etmiş, kimse bunu umursamaz. Çünkü bir kadın zaten fedakar olmalıdır. Yaz dizilerinde de gözümüze sokulan bu değil mi? Kızımız sabah akşam patronun kahvesinden kuru temizlemesine kadar her işine bakarken, bir yandan da şirketi batmaktan kurtaran hamleler yapar. Bu hamleler küçük nüanslar halinde izletilir, izleyici de izi bile kalmaz. Asıl etkileyen çarpan patronuyla yaşadığı aşk ve giydiği kıyafetlerdir. Bu dizilerin etkilediği insan sayısı yabana atılamayacak kadar fazla bu arada, ya da diziler mi toplumdan etkileniyor? Kimisi mezun olur olmaz böyle zenginleşeceği bir iş bulamadığı için hayal kırıklıkları yaşarken, kimisi de zenginliği illaki yasak ilişkide arar.

Burada suçlanacak kişi kadın mı peki? Biliyorum ben bunları anlatırken, evet ya erkeklerden çok çalışıyoruz eşit ücret, eşit terfi hakkı için, ama öyle kadınlar da var ki bizim yıllarca verdiğimiz emeğe karşılık patronla, evet var ama bu varlık hali yine de bu davranışı gerçekleştiren kadınları suçlamaz. Ve sizin, ben de feministim aslında ama şöyle böyle kadınlar da var, demenize alan açmaz. Her bölümde dile getirdiğim gibi, patronuyla birlikte olarak kazanç elde edebileceğine bel bağlayan kadınların, bu düşüncesinin planlayıcısı da ataerkinin bir parçası. Bölümün başından beri anlatıyorum işte, sırf güzel diye Helen'in başına neler geldi düşünsenize. Ya da Helen güzelliği sayesinde kurtuldu gibi bir son okuyoruz. Ama bir Helen ne istiyor, ne söylüyor, hangimiz duyuyoruz? Helen için onca ihtimal konuşulur mesela, hiçbiri için emin olduğumuz bir hikaye örgüsü diyemiyoruz. Helen puslu ihtimallere sahipken, erkek kahramanların yapıp ettiği her şey, anaları, babaları hepsi bellidir. Erkek kahramanlarda tereddüt yoktur. Ama Helen hep bir tereddüt çizgisi üzerindedir.

Ataerkinin biz kadınlar için kurduğu plan, bizi alt etmeye yarayan tereddütlerle tıka basa doldurulmuştur. O yüzden, ama şöyle kadınlar da var lafı, en çok bizden çıkar. Ama bu lafı söyleyen bizler de suçlu değiliz. Sadece farkındalığımız eksik. Varlık savaşı vermeye gelene kadar, hayatta kalmak için o kadar mücadele ederiz ki, kimimiz için toplumsal cinsiyet normlarının yükünü görmek ve onu sırtından atmak kolay değildir ve gecikebilir. Geç olsun da güç olmasın. Zihnini ataerkinin balçığına tamamen batırmasın da kimse. Evet, bu uzun bölümün sonuna geldik. Daha söylenecek çok sözümüz vardı, ama şimdi aynaya bakma vakti. Güzelliğiniz gözünüzde ışıltı, dilinizde irade olsun. Ruhunuzda direnç çiçekleri açtırsın. Esen kalın. Mitoloji Bozumu sundu.

Mitoloji Bozumu dizisinin bütün bölümleri