Bu COP Dedikleri Şey Tam Olarak Ne Ola ki?

Plastik Reformansyon: Plastik atıklardan kedi portresi. İADE sergi arşivinden.

Odak

Bu COP Dedikleri Şey Tam Olarak Ne Ola ki?

Dolunay May··7 dk okuma·
·

Türkiye'nin Kasım ayında Antalya'da ağırlayacağı COP31 İklim Zirvesi ilk kez sanata ayrılmış özel bir alanla geliyor. Dolunay May; Zirve'nin ne olduğunu, sanatın iklim mücadelesindeki yerini ve ileri dönüşümü esas alan İADE örneğini anlatıyor.

Bugünlerde içeriklerde, haberlerde sıkça karşılaştığımız COP nedir?

COP; Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansı'nın kısa adı. Türkiye, zirvenin bu yılki edisyonuna ev sahipliği yapıyor. COP 31, 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya'da gerçekleştirilecek.

COP31 Türkiye
COP31 Türkiye'nin resmi görsel kimliği. Zirve, 9-20 Kasım 2026'da Antalya'da düzenlenecek.

İlk kez 1995 yılında Berlin'de düzenlenen COP Zirveleri, çeyrek asrı aşkın tarihi boyunca Kyoto Protokolü ve Paris İklim Anlaşması gibi küresel ölçekte bağlayıcılığı olan tarihsel dönüm noktalarına ev sahipliği yaptı. Zirve'nin temel amacı, sera gazı emisyonlarını azaltmak, küresel sıcaklık artışını kritik eşiklerin altında tutmak ve iklim krizine karşı dayanıklılık stratejileri geliştirmektir. Bugünlerde ise bu devasa küresel organizasyonun Türkiye açısından ayrı bir anlamı ve heyecanı var: Türkiye'nin ev sahipliğinde gerçekleşecek olan COP31, küresel iklim politikasının kalbinin bu coğrafyada atmasını sağlayacak.

Türkiye'de son yıllarda doğa dostu sürdürülebilir projelerde önemli bir artış var ve bu projeler dünya çapında takip ediliyor. Bu bakımdan COP 31'in, öncekilere göre fazlasıyla dinamik ve geniş katılımlı, belirleyici kararların alınacağı bir zirve olması bekleniyor.

Antalya, COP 31 ile yalnızca hükümetler arası müzakerelerin yürütüldüğü bir merkez olmakla kalmayacak; aynı zamanda Akdeniz havzasının hassas ekosistemine, bölgesel sürdürülebilirlik hedeflerine ve sivil toplum ile kültür sanat aktörlerinin iklim diplomasisindeki rolüne dikkat çekme fırsatı yakalayacak.

Yaşadığımız çağ, insanın doğayla kurduğu kadim bağın kopmaya yüz tuttuğu, tüketim alışkanlıklarımızın yeryüzünün sınırlarını zorladığı bir eşik noktasına işaret ediyor. Küresel ısınma, ekolojik yıkım ve biyoçeşitlilik kaybı artık yalnızca bilimsel raporların soğuk rakamlarından ibaret değil; günlük hayatımızın, soluduğumuz havanın ve bastığımız toprağın somut birer gerçeği. İklim krizinin yarattığı bu varoluşsal tehdit, uluslararası alanda radikal adımlar atılmasını zorunlu kılıyor. Bu noktada, küresel iklim diplomasisinin en kritik ayağını oluşturan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansı (COP) gezegenin geleceğini şekillendiren ana platform olarak karşımıza çıkıyor.

Doğa Dostu Sürdürülebilirlik: İhtiyaçtan Zihniyet Dönüşümüne

Sürdürülebilirlik kavramı, modern dünyada sıklıkla tekrarlanan bir pazarlama söyleminden veya kurumsal sorumluluk raporlarının süslü cümlelerinden sıyrılarak günümüzde çok daha fazlasını ifade etmek zorunda. Tüketim kültürünün hız kesmeyen çarkları; dünyadaki canlı varlığını tehdit ederken, toprağı, suyu ve havayı geri dönülemez bir kirliliğe sürüklüyor. "Satın al, kullan ve at" alışkanlığı üzerine kurulu doğrusal ekonomi modeli, gezegenin kaynaklarını tükenme noktasına getirdi. Bu noktada doğa dostu sürdürülebilirlik bir tercih değil, biyolojik ve kültürel varlığımızı sürdürebilmenin temel paradigması olarak karşımızda duruyor.

COP Zirveleri doğa dostu bir sürdürülebilirlik anlayışının tüm toplumda geçerlilik kazanabilmesi için gerekli olan şartları planlayarak uygulamayı amaçlıyor. COP gibi devletler düzeyindeki oluşumların ilk akla gelen ve en etkili fonksiyonu doğa dostu sürdürülebilirliğe yönelik bağlayıcı hukuki düzenlemeler. Ne var ki, Kyoto Protokolü ve Paris İklim Anlaşması gibi bağlayıcı hukuki zorunluluklar barındıran çerçeve anlaşmalar devletlerin gönüllü katılımına bağlı. Öte yandan dünyadaki tüm canlı varlığı ,yaşamsal temelde ilgilendiren bir sorunsalın sadece hukuki düzenlemelerle çözüme kavuşması mümkün görünmüyor.

Yasal zorunlulukların, endüstriyel üretim teknoloji ve tekniklerinin sürdürülebilirliğe uygun belirli standartlara kavuşmasında etkili olacağı söylenebilir. Ama bu endüstrilerin müşterisi durumundaki tüketicilerin, dolayısıyla bireyin tüketim alışkanlıklarını değiştirmekte böylesi yasal düzenlemeler çoğunlukla etkisiz kalacaktır. Bu nedenle Birleşmiş Milletler ya da devletler nezdinde ortaya çıkacak kararlardan öte sürdürülebilirlik yaklaşımının, global ölçekte ve toplumsal boyutta ama her bir bireyin tüketim alışkanlıklarını yeniden düzenleyecek biçimde benimsenmesi kaçınılmaz bir hal almıştır.

Kültürel Anlatı Değişimi

Kendini 'doğanın hakimi' olarak gören insan-merkezli (antroposantrik) bakış açısını terk edip, insanı doğanın sadece bir parçası olarak kabul eden çevre-merkezli (ekosantrik) bir zihniyet dönüşümünü sağlamak, sürdürülebilirliğin en temel amacı olmalıdır.

Bu dönüşüm sağlanmadığı sürece kanunlar ve teknolojik yenilikler yalnızca geçici çözümler sunar. Kitlelerin hislerine, algısına ve estetik dünyasına dokunmayan hiçbir değişim kalıcı olamaz. Bu nedenle, toplumsal dönüşümün motor gücü her zaman olduğu gibi sanat ve tasarım olmak zorundadır.

Sanat, tarih boyunca yalnızca dünyayı yansıtan bir ayna değil; o dünyayı yeniden biçimlendiren, toplumların kolektif hafızasını ve eylemlerini şekillendiren estetik bir güç işlevi görmüştür. Antik Yunan'da tragedyaların kamusal vicdanı inşa etmesinden, Rönesans'ın insan algısını yeniden tanımlamasına; 20. yüzyılın avangart akımlarının toplumsal devrimlerle kurduğu ilişkiden, 1960'ların performatif hareketlerine kadar sanat, her dönemde kriz anlarının estetik bilincini üretmiştir.

Sanatın ve tasarımın dönüştürücü gücü, kanunların veya sayısal verilerin yapamadığını yaparak insanla temelden, duygusal bir bağ kurar. Bir iklim raporundaki sıcaklık artış grafiği insan zihninde soyut bir rakam olarak kalırken bir sanat eseri, içerik ve bağlamıyla yıkıma uğrayan bir buzulun veya kurumuş bir nehrin çığlığını, dolayısıyla insan eliyle tabiatın tahrip oluşunu izleyiciye doğrudan hissettirir. Tasarım ise işlevselliği estetikle buluşturarak gündelik hayatın nesnelerini, yaşama biçimlerini ve mekanları doğa dostu bir yaklaşımla yeniden kurgular. Sürdürülebilir tasarım; malzeme seçiminden üretim tekniklerine kadar her adımda etik bir duruş sergileyerek, örnek olarak insanı daha bilinçli bir tüketiciye, hatta bir koruyucuya dönüştürebilir.

Estetiğin bu etkisini gözlemleyen COP Zirvesi, son yıllardaki edisyonlarında sanat ve tasarımı merkezine alan bir anlatı inşa etmeye başladı. COP 31 Antalya'da, diğer stantlardan farklı olarak, sadece sürdürülebilir sanat ve tasarım fikir ve uygulamalarının yer alacağı bir "sanat alanı"nın hazırlıkları yapılıyor. Sürdürülebilirlik bağlamında çalışma ve üretimlerde bulunan sanatçı, tasarımcı ve kurumların projelerinin yer alacağı bu özel bölümde Zirve boyunca çeşitli sanat ve tasarım atölyeleri de gerçekleştirilecek.

İyi Bir Örnek Uygulama: İADE

İADE logosu
İADE · İleri Adımlar Derneği'nin logosu.

Yaşam pratiklerimizi sürdürülebilir hale getirmek; yaşama olan yaklaşımımızı değiştirmek, tüm bu unsurları yeniden tasarlamak anlamına geliyor. Genel kabul görmüş yaklaşımda bir şeyi tasarlayan, adı üzerinde tasarımcı veya sanatçıdır. Oysa hepimiz biliriz ki, insanı insan yapan temel özelliği, yaratıcı yetileridir. Medeniyet anlayışımız, toplumdaki bireyleri üretim alanları, ilgi ve yeteneklerine göre sınıf ve iş kollarına ayırmış olsa da düşünen, hayal eden, planlayan, tasarlayan olarak her insan yaratıcıdır.

Atölyede üretim
Atölye katılımcıları üretim başında; İADE çalışmaları yetenek ön şartı gerektirmiyor. Fotoğraf: İADE arşivi

Sürdürülebilirlik yaklaşımı, temelde bir değiştirme ve dönüştürme meselesidir. İADE yani İleri Adımlar Derneği, bu fikre ve kurumsal çerçeveden öte, kilit unsurun bireyin yaşamsal alışkanlıkları olduğuna inanan, farklı disiplinlerden bir grup gönüllü profesyonelin kurduğu bir sivil toplum kuruluşudur. "Doğaya İADE Ediyoruz!" sloganını motto edinen topluluk, sanat ve tasarımın dönüştürücü gücünü, ekolojik sorumlulukla birleştirerek, sürdürülebilirliğin toplumsal farkındalığına bireyi temel alan proje ve çalışmalarıyla katkı sağlamayı amaçlıyor.

Geri dönüşüm, sürdürülebilirlik için önemli bir teknik yöntem. Buna rağmen, geri dönüştürülebilir ürünlerin süreç içinde tüketimi teşvik eden bir alışkanlığa dönüşmesi nedeniyle İADE, sürdürülebilirlikte ileri dönüşümü esas alıyor. Temel misyonda atıklar ve tüketim fazlası malzemeler sanat ve tasarım aracılığıyla yeniden değere, kullanıma dönüştürülürken bu hareket atölyelerde tüm bireylerin katılımına açık olarak gerçekleştiriliyor.

İADE atölyesi
İADE'nin ileri dönüşüm atölyelerinden: Katılımcılar atık malzemeleri yeniden kullanıma kazandırıyor. Fotoğraf: İADE arşivi

İADE, atıkların ileri dönüştürülmesine yönelik, katılımcılarına yetenek ön şartı gerektirmeyen atölye çalışmaları düzenliyor. Bu çalışmalarla, tüketimin sınırlarını belirleme, atık üzerine düşündürme, onu dönüştürerek yeniden kullanıma kazandırma yönünde bireylerin becerilerini fark etme ve açığa çıkarmaları sağlanıyor. Böylece yaratıcılığını keşfeden bireyler, bu yetilerini kendi uzmanlık alanlarında değerlendirebildiği gibi tüketim alışkanlıklarını dönüştürmekte de ilham almış, özgüven ve beceri kazanmış oluyorlar.

Dönüştürülen nesneler
Atölye masasında ileri dönüşümle yeniden değere kavuşan nesneler. Fotoğraf: İADE arşivi

Öte yandan İADE, sürdürülebilirliği mesele edinmiş sanatçı ve tasarımcıların çalışmalarını destekliyor, onlarla iş birliği yapıyor. Farklı disiplinlerdeki sanatçıların sürdürülebilirlik alanında ürettikleri eserleri, bu bağlamda topluma ilham verebilecek biçimde sergilerde ve etkinliklerde bireylerle buluşturuluyor. İADE, bu sanatçı ve tasarımcılarla çeşitli atölye çalışmaları gerçekleştirerek katılımcıların sergide gördükleri çalışmaları kendilerinin de kolaylıkla yapabileceklerine yönelik ilham vermeyi amaçlıyor.

Atığın Sesi
Atığın Sesi: Atık malzemelerle üretilmiş saz. İADE sergi arşivinden.
Plastik Reformansyon
Plastik Reformansyon: Plastik atıklardan kedi portresi. İADE sergi arşivinden.

Bireysel Yaratıcılığı Keşfetmek ve Doğa İçin Ödevlerimiz

COP 31 gibi küresel iklim diplomasisinin zirvelerinden, İADE gibi sivil toplumun sahadaki öncü adımlarına kadar uzanan bu hatta, asıl büyük dönüşüm bireyin içsel evreninde başlayacaktır. Sanat ve tasarımın sunduğu estetik zemin, bize yalnızca başkalarının ürettiği eserleri izleme imkanı vermez; kendi yaratıcı potansiyelimizi keşfederek doğayla yeniden ilişki kurmamızın yolunu açar. Yaratıcılık, profesyonel sanatçıların tekelinde olan bir ayrıcalık değil; insanın dünyayı anlama ve ifade etme biçimidir.

Doğa dostu bir sürdürülebilirlik paradigmasını hayatımızın merkezine yerleştirmek için sanatsal ve yaratıcı yetilerimizi dönüştürücü birer araç haline getirebiliriz. Bu doğrultuda, her bireyin gündelik yaşamında hayata geçirebileceği küçük gibi görünen ama etkisi büyük eylemler daha da önem taşımaktadır.

Sanat, bize başka bir dünyanın mümkün olduğunu hatırlatan en güçlü mecradır. COP31 gibi küresel adımların atıldığı bu tarihî eşikte, iklim krizine karşı mücadele etmek yalnızca politikacıların veya bilim insanlarının görevi değildir. Yaratıcılığımızı, estetik duyarlılığımızı ve üretim biçimlerimizi doğayla uyumlu hale getirdiğimizde; tüketim kültürüyle tahrip ettiğimiz bu gezegeni yeniden iyileştirme şansına sahip olacağız. Gelecek, onu sanatla, tasarımla ve doğa dostu bir tutkuyla yeniden inşa edenlerin olacaktır.

Şeffaflık notu: Yazar, yazıda örnek uygulama olarak ele alınan İADE'nin (İleri Adımlar Derneği) Kurucu Başkanı'dır.

Bu yazıya atıf verin

Bu yazıyı kaynak gösterebilirsiniz. Aşağıdaki künyeyi kopyalayıp kullanın.

APA

May, Dolunay (2026). Bu COP Dedikleri Şey Tam Olarak Ne Ola ki?. Klemens Art. https://klemensart.com/icerikler/yazi/bu-cop-dedikleri-sey-tam-olarak-ne-ola-ki (Erişim: 31 Ağustos 2026)

MLA

May, Dolunay. "Bu COP Dedikleri Şey Tam Olarak Ne Ola ki?." Klemens Art, 31 Ağustos 2026, https://klemensart.com/icerikler/yazi/bu-cop-dedikleri-sey-tam-olarak-ne-ola-ki.

Nasıl çalıştığımızı okuyun: kaynak, düzeltme ve bağımsızlık ilkelerimiz.

Paylaş