Topdemir'in resimleri, gerçekliğe sırtını dönerken bize insanın ne olduğunu fısıldar.
Sanatın hayatı taklit etmesi; kimi düşüncelerin ana zeminini teşkil ederken, taklidin ana omurgada yer almadığı yaklaşımlarda bile, bir şekilde buna yönelik kavramlara temas etmek kaçınılmaz bir hal alır. Söz konusu yaklaşımların dayandırıldıkları argüman ve referanslar, çoğu zaman gerçeklik dünyasında kendilerine makul bir zemin bulur. Böylece bir çoklarımız için sanat, hayatın adeta bir yansımasıdır. Ama sanatın hayatı taklit ettiğine yönelik yaklaşımlar, örneğin; ‘temsil krizi’ başlığıyla yer bulan kimi tartışmalarda meseleyi kavramakta yetersiz kalır.
Tiyatronun Temeli: Mimesis
Sanatın hayatı taklit ettiği düşüncesinin yetersiz kaldığı bağlamlarda, esasında sanatın hayatı inşa ettiği düşüncesi çok daha makul bir zemin kazanır. Bu zemin, medeniyet tarihi boyunca insanoğlu tarafından meydana getirilmiş kültür ve ürünlerinde kendine dayanak noktası bulur. Böylece kültür adını verdiğimiz olgu; temelde sanatın hayatı var ettiği bir inşadır. Bu yaklaşım her ne kadar akla daha uygun görünse de, diğer tüm canlılar gibi doğadaki bir varlık olan insanın ilk andan itibaren bir yaratıcı yetiye neden ihtiyacı olduğunu, medeniyet öncesi çağlarda hayatta kalmayla ilişkisi bulunmayan yaratım ürünlerini neden meydan getirdiğini açıklamakta yetersiz kalmaktadır.

Yukarıda bahsettiğimiz sorunsallara karşın, tiyatro gibi sahne sanatlarında, sanatın hayatı taklit ettiği neredeyse tartışmasız biçimde kabul görür. Mimesis; tiyatronun temeli durumundaki bu taklit eylemine verilmiş tanım karşılığıdır. Mimesis, taklit eylemine karşılık gele dursun, bir hikaye ya da sahne oluşturma, hayali bir kahramanı etkili biçimde inşa etme ya da onu sahneye, perdeye taşıma konusunda yeterince açıklayıcı değildir. Sahnelenen ya da sinema perdesindeki hayali bir öykünün biz izleyenleri neden etkilediği, tüm hikaye ve unsurlarına son derece hakim olduğumuz meşhur hayali kahramanı canlandıran bir aktörü, defalarca aynı rolü oynamış meslektaşlarından neden çok daha başarılı bulduğumuzu açıklamakta taklit, geçerliliğini kaybetmektedir.
Topdemir'in Sahnesi
Gülin Hayat Topdemir de resimlerinde hep bir sahne kurar. Bu sahneler tiyatro ya da beyaz perdedekileri aratmayacak derecede ayrıntılı ve derinliklidir. Belki her resim, biçim bakımından bir mekan yaratır, medyum; çoğu zaman mekanın ta kendisidir. Ama Topdemir’in yarattığı, kavramsal mekanın ötesinde, tüm unsurlarıyla başlı başına bir sahne ortaya koyar. Bu sahne tiyatro ya da sinemadaki sekansları da aşarak izleyeni, dondurulmuş bir anda akmaya devam eden hikayenin içine çeker. Medyum üzerinde, boya ile biçimlendirilmiş bir resim elbette dondurulmuş -durdurulmuş- bir âna karşılık gelir. O halde bu sahneleri devam eden bir hikaye haline getiren, dolayısıyla bizleri içine çeken etkisinin nedeni nedir?

Fark edilebileceği gibi, aslında bu soru, şuna işaret etmektedir; Gülin Hayat Topdemir’in resimleri neden güzeldir? Yine fark edilebileceği gibi, aslında soru kendi kendisini cevaplar, Gülin Hayat Topdemir’in resimleri güzeldir; çünkü bir hikaye sahneleyerek, biz izleyenleri kendine doğru çeker. Bu kolay olmayan sorunun basit görünen doğru cevabı, hâlâ bizi tatmin etmekten uzaktır. Üstelik Topdemir’in konu edindiği hikayeler, pek öyle hayatın gerçekliğine de uyumlu değildir. Bu durum, onun sahnelerine bu denli çekilmemizin, dolayısıyla neden güzel olduklarını çok daha ilginç hale getirir.
Teknik Yeterli mi?
Gülin Hayat Topdemir resimleri hakkında sanat tarihsel ve teknik alanda söylenebilecek çok fazla şey var. Topdemir’in ressamlığı; anatomi başta olmak üzere renk, ışık ve gölge kullanımıyla formları biçimlendirme ve formlar arası ilişkiyle kompozisyon oluşturma konusundaki yetkinliği, tartışmasız bir ustalık seviyesindedir.
Kültür-Sanat Pusulası
1.500+ okurla her pazar. Ayda 4 e-mail.

Resim sahnesinde meydana getirilen atmosfer, pek çok Rönesans ustasının bile ulaşmakta güçlük çekebileceği bir yeteneğe işaret eder. Şu birkaç cümlede sıraladığımız biçim ve içerik unsurlar, Topdemir’in sanat çevrelerince daha ilk günden keşfedilmesini, bugüne kadarki sanat kariyerini gerçekleştirmiş olması için geçer nedenlerdir. Ama bu unsurlar, Gülin Hayat Topdemir resimleri neden güzeldir? Sorusunu ne ölçüde cevaplayabilmektedir? Fotoğraflama araçlarının her bir bireyin cebine girdiği günümüzde, nesne ve objelerin resimsel anlamda teknik kusursuzluğu ne derece önemli olabilir? Gün içinde sayısız kez şahit olduğumuz olaylar içinde kimi belirli anlar neden ilgimizi çekecektir? Yapay zeka araçları, kompozisyon oluşturmak konusunda bu denli mahirken kurgulanmış bir hikaye, nasıl bu denli etkili biçimde bizi içine dahil edebilmektedir? Gülin Hayat Topdemir resimlerinin herkes için şüphesiz ki ilk dikkat çekici yanı, kompozisyon; yani hikaye sahnesidir.
Gerçeklikten Uzaklaştıkça
Bu hikayeler, bariz biçimde yaşamın pratik gerçekliğinden uzak, çoğunlukla romantik ve hatta kimi zaman depresif derecede melankoliktir. Kurgulanan sahnelerin bu özelliğine ışık-gölge kullanımını keskinleştiren ustalıklı biçimlendirme de eklendiğinde gotik olarak tanımlanabilecek bir atmosferden rahatlıkla söz edilebilir. Sahneyi oluşturan biçim unsurlar çok katmanlı yapılarıyla içeriği detaylı biçimce zenginleştirir. İlginç biçimde hikaye zenginleştikçe zamandan ve mekandan bağımsız, çok daha belirgin ama anakronik bir sahne halini alır. Böylece biçim olarak öyle görünse de izleyenin zihninde gerçekliği bir türlü tesis edememesi nedeniyle gotik olarak isimlendirmenin artık pek kolay olmadığı bir sahneyle karşı karşıya kalırız. Peki, bu nasıl mümkün olabilir? Her yeni biçim unsurun, içeriğin bir parçası haline gelerek kompozisyonu zenginleştirmesi, atmosferi ve dolayısıyla sahneyi biz izleyenler için çok daha belirgin, yani bilinir hale getirirken, aynı zamanda gerçeklikten nasıl bu denli uzak olabilir? Gerçek üstü veya ötesi olarak tanımlanabilecek bu hikaye diline karşın, bu sahneler biz izleyenleri bu derece etkili biçimde kendine çekebilir?
Sahnenin Asıl Kurucusu: Portre
Gülin Hayat Topdemir resimlerinde hikayeyi teşkil ve tesis eden tüm detay biçimlere karşın sahnenin asıl kurucu unsuru portrelerdir. Sahnede yer alan her biçim unsur, konusu, görevi, renk, ışık ve gölgesiyle portreyi tesis için tam orada ve yerinde var edilmiştir. Hacmi, derinliği, kütlesi, dolayısıyla varlığıyla kendini var eden tüm bu biçim unsurlar aynı zamanda mekanı da var eder. Ama tüm kompozisyonda kapladığı kısıtlı alana rağmen çok ilginç biçimde tüm atmosferi, dolayısıyla hikayeyi tesis eden portrelerdir.

Kompozisyonun tüm olası karmaşıklık ya da zenginliğine rağmen izleyenlerin zihninde hikayeyi biçimlendiren, insanı kendisine doğru çekerek bir parçası haline getiren portreden başkası değildir. Öyleyse portreler dışında kalan diğer tüm biçim unsurlar, sanatçının tıpkı bir illüzyonist gibi, büyülü bir ustalıkla dikkatimizi farklı yönlere kaydırdığı, sahnenin yalnızca birer dekorundan mı ibarettir? Resimdeki tüm duygu, düşünce ve his, dolayısıyla atmosfer oradan tesis ediliyor ise, sadece portrenin varlığı yeterli olmaz mıydı? Gülin Hayat Topdemir resimleri, kanaatimizce sanatın ve hayatın ‘ne’ olduğuyla ilgili kusursuza yakın örneklem sunar. Sanatın, hayatı taklit ya da onu inşa mı ettiğiyle ilgili kadim sorunsala karşılık gelebilecek olası yanıtlar, Topdemir resimleri çerçevesinde ifade ettiğimiz bağlamlarda kendini açığa çıkarır. Tüm bu sorunsalların örtülü olarak ifade ettiği, aslında insanın ‘ne’ olduğudur. Gülin Hayat Topdemir resimleri güzeldir, çünkü insanın ‘ne’ olduğunu bizlere gösterir. Peki, biz insanın ‘ne’ olduğunu bilmez miyiz ki onu Topdemir’in resimlerinde bulmaya itiliriz? Bilmeyiz ki, tüm yaşamımızı ‘o’nu aramakla geçiririz. Elbette biliriz ki, bu nedenle Topdemir’in kurduğu sahnelerde ‘o’nu bulmanın coşkusuyla hikayenin içine çekiliriz. Mimesis; diye bir kavramdan söz edilecekse eğer, bundan başka bir şey değildir. Bilmezcesine ‘o’nu arayışlarımız, ‘o’nu bulduğumuz anda, ‘o’nu, o anda, tam orada bir inşadan öte, bir tabediş, raptediş, ve çoğunlukla zaptediş, ama temelde bir varediş halidir. Dolayısıyla sanat, ne hayatı taklit, ne de onu inşa etmektir. Topdemir’in resimleri, bu yaratım imkanını sunması nedeniyle ‘güzel’dir, tıpkı yaşamın kendisi gibi.
