Mao dönemi Jean-Luc Godard sinemasına Çinli Kız filmi üzerinden bir bakış.
“Güneş batarken kıpkırmızı olur,
Sonra da ortadan kaybolur ya;
Benim kalbimde güneş hiç batmaz.”
Yvonne (La Chinoise)
Yasaklamak yasaktır.
(Mayıs 1968 Olayları Sloganları)
Selam Sayın Okur!
Alelade bir gününü düşünmeni isterim senden.
Her gün, beş duyu organımızla dünyayı keşfederiz, değil mi?
Ofiste iş arkadaşlarımızı dinler, eve döndüğümüzde dizimizin o günkü bölümünü izler ve eğer dikkat aralığımız tamamen erozyona uğramamışsa birkaç sayfa kitap okuyabiliriz. Fakat bütün bu duyuş biçimleri sahiden nihai bir kavrayış ile mi son bulur, yoksa ehemmiyetsiz bir şahit olma durumu mudur bu? Maalesef, Filozof Louis Althusser’in ta o zamanlar algı ile anlam arasında işaret ettiği bu mesafe, bugün düşünmenin robotlara himaye edilmesi ile oldukça uzamıştır. İzleyiciden ehemmiyetsiz bir şahit olma durumu değil de yüksek bir algı bekleyen çok sevgili Godard’ın, “yapay” düşüncenin bir sığınak olduğu çağımızda pek taraftar bulamayacağı aşikarken, saygıdeğer bir arayış içinde buraya kadar gelen sevgili okurumu, bu arayışın peşinden Godard’ın kızıl dünyasına davet ediyorum.

Sözü Althusser açtı, o halde buyursun Balibar devam etsin:
“… Çağımızın, insanının kültür tarihi içinde olabilecek en dramatik ve en zahmetli sınamanın damgasını taşıdığının günün birinde anlaşılacağını ileri sürebiliriz. Bu sınama yaşamın en basit tavırlarının anlamını keşfetme ve öğrenme sınavıdır: görmek, işitmek, konuşmak, okumak – insanları eserleriyle ilişkiye sokan bu tavırlar ve insanların kendi gırtlaklarında tersine dönmüş kendi ‘esersizlikleri’.” (çeviri: Sızan & Tetik).
Godard’ın Maoist dönem sinemasının en kısa özeti bu alıntı ile verilebilir, bana sorulursa. Yani, Godard’ın izleyicisi için film izlemek asla tembel bir eylem değildir. Sahneleri algılamak, onları sanatsal bütünlük ilkeleri dahilinde bir anlama iliştirmek ve yine aynı şekilde eleştirel bir gözle bu anlamı yeniden yorumlamak, bütünüyle izleyicinin görevidir. Patlamış mısırın nefis kokusu eşliğinde, kırmızı koltuklarınızda adeta efsunlanmış halde, bir hikayeye yalnızca şahit olduğunuz o filmler var ya hani, işte onları şiddetle eleştirir yönetmenimiz.
Ama bunda ne yanlışlık olsun ki?
Sizi algılarını yitirmiş mutant bir gözlemci konumuna indirgeyen Hollywood filmlerini bayağı bulur Artsy Godard Efendi. Fakat kendini beğenmiş yönetmenimiz, yalnızca ticari sinemayı değil, muhakkak sosyalist filmleri de eleştirir. Godard’a göre sosyalist filmler mücadeleyi ve isyanı göstermediği sürece aslında devrimci gayeler için fayda sağlamaz. Devrimci yönetmenin görevi, mücadelenin teorisini ve mücadele yollarını izletmektir. Nitekim, Godard’ın isyan etme biçimlerini sergilediği La Chinoise (Çinli Kız) filmin gösterildikten tam dokuz ay sonra, sanki film isyana gebe bir anneymiş gibi, Fransa’da 68 Mayıs olayları başlamıştır. Geceleri “Barikat Gecesi” ilan eden öğrencilerin ve tam tamına 10 milyon emekçinin katıldığı, Fransa'nın en büyük grevidir bu. Filmin adı La Chinoise, ou plutôt à la chinoise: un film en train de se faire" (Çinli Kız, ya da Çin Usulü: Yapım Aşamasındaki Bir Film) olarak geçer, yani bu film yapım aşamasında bir filmdir ve bana sorarsanız ancak 68 Mayıs olaylarının başlaması ile yapım sürecini tamamlamıştır.
Şimdi teoriyi bırakalım da biraz da teknik konuşalım:
Tıpkı Godard gibi, didaktik filmlerden hoşlanmayan ben için, keyifle yazacağım bir bölümdür bu. Alışılagelmiş filmlerde “dördüncü duvar” dediğimiz bir unsurdan bahsedebiliriz. Film boyunca siz bir anlatı izlersiniz ve yönetmen, izleyici bu anlatının dışına çıkıp da zihninin karanlık dehlizlerinde başka türlü bir şeyler düşünmeyiversin diye kendini paralarcasına izleyiciyi paralize etmeye çalışır. Mesela oyuncular hep birbirlerine bakar, siz yokmuşsunuz gibi davranırlar. Büyülü bir biçimde, “an”dan kopuverirsiniz ve bir hikayeye, sanki içindeymiş gibi, tanık olursunuz.
Devrimci yönetmenimiz Godard ise bu duvarı tarumar etmiştir. O alıştığınız büyülü atmosfer, ansızın güzeller güzeli Veronique’in (Anne Wiazemsky), keskin bakışlarını tam gözlerinize dikip, devrimin şiddetli bir fenomen olduğunu anlattığı konuşmasıyla birdenbire ortadan kalkar. Filmle aranızdaki dördüncü duvar yıkılır ve siz kendi gerçekliğinizle orada öylece kalıverirsiniz. Film boyunca ara sıra anlatıdan bağımsız bir erkek sesi duyarsınız. Evet, Godard Efendi'nin ta kendisidir bu. Bütün acayiplikler bununla mı sınırlıdır peki? Tabii ki hayır. Filmin bazı noktalarında oyuncuları çeken görüntü yönetmeni Raoul Coutard ile film ekibini de görürsünüz, utanmazca Godard tarafından kameraya alınmışlardır ve bu bir montaj hatası da değildir. Sonuç olarak, Brechtçi yabancılaştırma (Verfremdungseffekt, Keal - 1968) yöntemi, film boyunca duvar yazılarından, kitaplardan, diyaloglardan, sloganlardan ve amblemlerden iletilen çeşitli mesajlar, sinematik sapma hareketleri ve hızlı film akışı ile sabrınız oldukça sınanır. Aynı şekilde çok boyutlu bir mesaj akışı vardır. Bu yalnızca görsellerle, Bonnard ve Klimt tabloları ile olmaz; sloganlar ve duvar yazıları ile dilsel boyutta, Claude Channes şarkısı “Mao- Mao” ile işitsel boyuttadır. Kimi zaman da eşzamanlı bir girdi çeşitliliği ile sınava çekilirsiniz.
Evet, şimdiden duyarım sizi, peki ama neden bu yabancılaştırma?
Burada apaçık bir mesaj var aslında.
Bunun bir film olduğunu unutma diye sesleniyor Godard bize.
Gerçek hangisi, sevgili okur?
İzlediğin film mi yoksa film izlerken içinde olduğun an mı? Sen, yalnızca bu filme şahitlik etmedin; onun bizzat içindeydin ve bu “filmi görme” eylemi ile izlemenin getirdiği düşüncelerden mesulsün. Filme verdiği bütün emeklerinin karşılığını izleyiciden misliyle beklemektedir Godard. Bazı eleştirmenler, filmdeki politik fikirlerin tuvale rastgele atılmış boyalar gibi dağınık olduğunu ve bu yüzden filmin gerçek anlamda politik sayılamayacağını öne sürer. Ortaya çıkan resmi okumak ise yine izleyicinin görevidir.

Bütün dürüstlüğümle söylemeliyim ki, dört dirayetli film izleme çabam ancak beşincisinde neticelendi.
Aynı zamanda bu film, kültürel bir sermaye gerektirdiği için, onu anlamlandırma çabasıyla birçok okuma yaptım üzerine. Çünkü Godard anlamı hiçbir zaman size altın bir tabak ile sunmuyor sevgili okurum, böyle de sinir bozucu, kibirli birisi. Size bir fikri dikte etmez, fikirler filmde dağınık bir haldedir. Onları yapılandırmaktan mesul olan ise yalnızca izleyicidir. Bununla beraber bariz bir eleştiri görürüz, Sovyet ve Çin sosyalizmi arasındaki bölünmeden tutun da Fransız Komünist Partisi'ne kadar. Benzer olarak, yeni kuşak radikal devrimci gençlere de uzanır bu tenkit.
“La Chonise, modern devrimci gençlerden oluşan bir gruba dair komik bir ağıttır.” (Kael, 1968)
Filmin sonunda, absürt bir şekilde, hedeflerindeki kişiyi değil de masum birini öldürürler yanlışlıkla. İşte, burada başladığımız yere, Althusser’e dönmekte fayda görüyorum. Bu suikast eyleminin öncesinde, tren sahnesinde, makul filozof Francis Jeanson, Veronique’e, onun suikast planının ne kadar akıldışı olduğunu anlatmaya çalışır. Veronique ise onu dinlemez ve yanlış kişiyi öldürür. Gençlerin evinden atılan karakter ise kendini anlatma ve konuşma kaygısına düşmez ve yalnızca tereyağlı reçelli ekmeğini yer (Kosub, 2007). Çünkü Althusser’in de aktardığı gibi, hiç kimse konuşmaz ve dinlemezse geriye yalnızca dürtüler kalır.
Godard’ın Çinli Kızı’nı birkaç açıdan okumak mümkündür. Filmin hangi mesajı verdiği, makul filozofun mu yoksa radikal gençlerin mi tarafını tuttuğu bilinmezdir. Fakat tenkitler oldukça açıktır. Yalnızca gençleri değil, birçok düşünür üzerinden Foucault’u ısrarla Marx’ın önüne koyan barbarları da eleştirir Godard. İki sevgilinin el ele tutuştuğu sekans'ta Guillaume sorar: “Peki ya biz kimiz?”. Cevap apaçıktır: “Biz başkalarının söylemiyiz.”
Filmdeki gençlerden birisi sorar:
“Amerikalı olmak neden katlanılmaz bir şeydir?”
Bugün Ankara'da bir sokaktan başka bir ses cevap verir:
“Ya sosyalizm ya barbarlık!”
REFERANSLAR
Kael, Pauline, La Chinoise Review by Pauline Kael, New Yorker, 1968
Kosub, N. (2007). Pacing the Cage. Reverse Shot. Retrieved July 20, 2026, from https://reverseshot.org/reviews/entry/1300/la_chinoise
Sızan, E. B., & Tetik, B. LA CHİNOİSE KIZILI Godard’ın Politikası .
