Kumarbaz'ın ruletinden Dostoyevski'nin hayatına: kırmızı hangi tutkuya hizmet ettiğini sorguluyor.
Kırmızı; edebi sayfalarda erotizmin ve dizginlenemez tutkunun rengidir. Psikoloji kitaplarında ise zihni kışkırtan, nabzı hızlandıran ve insanı dürtülerin kollarına bırakan bir uyarıcıdır. Şimdi, erotizmin ve dürtüselliğin sarmaşık gibi birbirine dolandığı bir romana uzanıyoruz: Kumarbaz'ın dünyasına adım atıyoruz.
Dostoyevski, Kumarbaz’ı 1866 yılında yayıncısına olan telif şartlarını karşılamak ve ağır kumar borçlarını ödemek üzere 26 günde yazıp bitirmiştir. Kapakta görseline yer verdiğimiz Wiesbaden'deki rulet masalarında vakit geçiren yazar, romandaki hayali Roulettenbourg kasabasını da bu şehirden esinlenerek kurgulamıştır. Yazarın otobiyografik bir çalışması şeklinde de değerlendirilebilen Kumarbaz, Dostoyevski’nin hayatı ve karakteri için de bir dönüşüm noktası gibidir.
Daha evvel bir rulet masasına oturdunuz mu, bilmiyorum. Rulet masasının üzerinde çeperinde kırmızı ve siyah cepler yer alan bir tekerlek bulunuyor. Krupiye tekerleği çevirip üzerindeki beyaz bilyeyi çevirdiği yönün tersi yönde ceplerin üzerine doğru atıyor. Masa etrafında iddialarını yapmış olan kalabalık, bu bilyenin momentumunu kaybedip tekerleğin üzerinde bulunan kırmızı veya siyah ceplerden birinde durmasını bekliyor. Çok basit. Tekerlek üzerinde dönen bir bilye sizi kendine esir edebiliyor.
Dostoyevski, sizi alıp işte bu masaya götürüyor. Kitabı okurken kendinizi bir casinoda ruletin başında kırmızı veya siyah diye bahis tutarken, kanınızda yoğun bir adrenalin pompalandığını hissederken veya kitabın kahramanı Aleksey’in aşık olduğu General kızı Polina’ya tutkusunu kalbinizde hissederken buluyorsunuz. Ruletin kırmızısı sayfa aralarından çıkıyor, damarlarınızdaki kanda pompalanıp kalbinizde atıyor. Ve, evet, kumara ve kumarbaza dair de derin bir anlatım taşıyor.

Başka bir seçenek yokmuş gibi siz de Aleksey’le beraber geçiyorsunuz ruletin başına. Masa kalabalık. Sizinle birlikte masadaki kırmızı ruletin kendi talihine gülmesini bekleyenler var. Aralarında başta eğlenmeye gelip kazanmanın sarhoşluğunu yaşayanlar, o güne kadarki kayıplarını geri almaya çalışanlar, hayatındaki sorunlara çözüm olacağına inananlar ve Aleksey gibi risk alıp amacına ulaşmak isteyenler var. Masadaki yüzler donuk, gözler masaya kilitlenmiş. Ve, bu yüzlerden birini yıllar sonra Munch, kendi elleriyle tuvale taşıyacak, çünkü o da bu masalardan birinde oturmuştu.
Keşke talih yüzüne gülse ve Polina’nın aşkına layık bir zengin olabilse diye bekliyorsunuz Aleksey ile birlikte. Para masaya konuyor, rulet dönüyor... ‘Kırmızı!’ diye bağırıyor krupiye. Aleksey kazandı. Siz de onunla birlikte rahat bir nefes alıyorsunuz. Krupiyenin ‘Kırmızı!’ nidası genç adamın vücudundaki kanı hızlandırırken, sizin de teninizi karıncalandırıyor. Kısmet onun yanında. Aleksey kazanmış olmanın getirdiği şevkle masada paraları otomatiğe bağlamış bir halde sürdükçe sürüyor. Siz de onun bu gözü dönmüş hali içinde düşünemez hale geliyorsunuz. O noktada artık ne Polina var ne de başka bir şey. Düşünceler uçuşmuş, kontrol odadan ayrılmış ve Aleksey kendini dürtülerinin eline bırakmış bir şekilde geceyi tamamlıyor. O gece Polina’ya dönemiyor. Kumar, erotizme ve aşka galip geliyor.
Dostoyevski bu geceyi yalnızca kurguda bırakmıyor. Kumarbaz'ı yazmak onun hayatındaki bir kırılma noktasına tekabül ediyor. Yazar kişisel hayatında Aleksey’den farklı bir şey yapıyor. Kumarbaz’ı yazdırmak için tuttuğu genç stenograf Anna Grigoryevna ile kısa süre sonra evleniyor. Yıllarca rulet masasının başında dönüp duran Dostoyevski, Kumarbaz'ı yazdıktan sonra eşinin de desteğiyle kumarı tamamen bırakıyor. Hatta Anna Grigoryevna, Dostoyevski’nin yayın süreçlerini de düzenliyor ve yayıncısı oluyor. Aynı kırmızı, bu kez farklı bir masaya oturuyor: aşkın masasına.
Belki de kırmızı hiçbir zaman iyi ya da kötü değil; sadece o an hangi tutkuya hizmet ettiğine bakıyor.
