Psikanalizin ağır toplarından Lacan, bir slapstick komedyeni olan Harpo Marx'ta das Ding'i, yani yitik nesneyi gördü.
Sessiz Bir Yüzün Ağırlığı
1930'larda Hollywood'da beş kardeş vardı: Marx Kardeşler. Varyete sahnesinden sinemaya geçmişlerdi ve Amerikan güldürü geleneğini baştan yazmışlardı. Ama içlerinden biri farklıydı — Harpo. Filmlerinde tek bir kelime bile etmezdi. Yüzünde hep bir gülümseme vardı; ne tam olarak çocuksu diyebilirdiniz ne de masum. Bir tuhaflık taşırdı o gülümseme, ama tam olarak ne olduğunu söylemek de zordu. Bakarsınız, anlarsınız gibi olur; ama ifade kayar, ele geçiremezsiniz.
İşte tam da bu yakalanmazlık, psikanalizin en çetrefilli isimlerinden birinin dikkatini çekti: Jacques Lacan.
Lacan'ın Beklenmedik Sineması
Lacan denince akla sinema gelmez. Freud'u yeniden okuyan, ağır bir dil kullanan, akademik çevrelerin adamı olarak bilinir. Ama 1959-60 yıllarında verdiği Psikanalizin Etiği seminerinde beklenmedik bir şey yapar: Harpo Marx'tan söz açar.
Harpo'nun yüzü için şunu söyler: Bakan kişi, o gülümsemenin arkasında sapkınlık mı yoksa saflık mı olduğuna karar veremez. Ve bu kararsızlık tesadüf değildir. Lacan'a göre Marx Kardeşler'in güldürüsünü ayakta tutan şey tam da budur — Harpo'nun sessizliğinin yarattığı şüphe ve belirsizlik havası. O konuşmaz, ama bütün komediyi besleyen şey onun varlığıdır.
Lacan bunu bir parantez olarak söylemez. Teorisinin içine yerleştirir.
Das Ding, Yani Yitik Nesne
Paul Flaig, Cinema Studies dergisinde yayımlanan makalesinde Lacan'ın Marx Kardeşler'e olan ilgisini takip eder. Ona göre bu ilgi, güldürüyü izlemenin ne anlama geldiğine dair daha büyük bir kuramsal soruya açılır. Flaig'in özellikle üzerinde durduğu nokta, Lacan'ın Harpo'yu das Ding — yani "Şey" — kavramıyla ilişkilendirmesidir.
Das Ding, psikanalizde ulaşılamaz olanın adıdır: bir zamanlar kaybedilmiş, bir daha asla geri getirilemeyen ilk tatmin nesnesi. Tamamen soyut bir kavramdır. Ama Harpo, bu soyutluğa bir beden verir. Flaig'in ifadesiyle, ona komik bir biçim kazandırır. Ancak bu komiklik tanıdık, insani bir gülünçlük değildir. İçinde anlam üretimini sekteye uğratan bir aşırılık vardır — insani olanın sınırlarını zorlayan, hatta aşan bir şey.
Bu noktada güldürü basit bir eğlence olmaktan çıkar. Gülmek, dilin ve anlamın askıya alındığı bir deneyime dönüşür.
Jouissance ve İzleme Zevkinin Karanlık Yüzü
Flaig, Lacan'ın bu okumasını iki kavramla daha genişlettiğini gösterir: jouissance ve objet petit a. Jouissance, kabaca "aşırı haz" diye çevrilebilir — ama saf bir haz değildir; içinde acı da vardır, rahatsızlık da. İzleyiciyi perdeye bağlayan o garip, tanımlanması zor gerilimi anlatır.
Harpo'nun sahnelerini bu gözle izlediğinizde başka bir şey görürsünüz. Slapstick şiddeti, saçmalığa dönen kelime oyunları, anlam düzenini altüst eden davranışlar — bunlar sadece güldürmez. Anlamın kendisinin ne kadar kolay dağılabileceğini hissettirir. Gülersiniz, ama hemen arkasından bir tedirginlik gelir. Tam olarak neye güldüğünüzü söyleyemezsiniz.
Flaig'e göre Lacan, Marx Kardeşler filmlerinde alternatif bir izleme biçimi keşfeder. Slapstick şiddetinden saçma kelime oyunlarına uzanan geniş bir yelpazede komiğin sürrealist olanaklarını görür — ve bu olanakları ciddiye alır.
Bu bakış, güldürüyü basit bir kaçış aracı olmaktan çıkarır. Onu bilinçdışının bir dışavurumu olarak okur. Sürrealizm ile psikanaliz arasındaki bağlantı, beklenmedik bir yerden — 1930'ların Amerikan güldürüsünün tam ortasından — geçer. André Breton'un manifestolarında formüle etmeye çalıştığı şeyin bir kısmı, Marx Kardeşler'in sahne müzikallerinde çoktan vardır. Ama kimse bunu o gözle görmemiştir.
Lacan görmüştür.
Kaynak: JSTOR Daily