Bir müze; bir insanı, bir toplumu, daha büyük düşünürsek dünyayı değiştirebilir, dönüştürebilir, birleştirebilir mi? Uluslararası Müzeler Konseyi (ICOM), dönüştürebileceğini düşünüyor.
18 Mayıs, 1977’den beri Dünya Müzeler Günü olarak kutlanıyor ve Uluslararası Müzeler Konseyi (ICOM) bu yıl mesajını “Bölünmüş Bir Dünyayı Birleştiren Müzeler” başlığıyla yayınladı. Mesaj, iki ana soruyu düşünmek için bir çağrı:
Müzeler; kültürel, sosyal ve jeopolitik ayrılıklar arasında nasıl köprü olabilir?
Topluluklar ve toplumlar arasında diyaloğu, anlayışı, kapsayıcılığı ve barışı nasıl teşvik edebilir?

ICOM’un Çağrısı Ne Anlama Geliyor?
Müzelerin yerel ve küresel siyasetteki dönüştürücü rolünü vurgulamak için ICOM her yıl bir tema seçiyor. Önceki on yılda seçilen şu temalar, bize dünyada müzelerde konuşulamayacak hiçbir mesele olmadığını hatırlattı: toplumsal uyum, sürdürülebilir toplum, çekişmeli tarihler, kültürel merkezler, geleneğin geleceği, eşitlik, iyileşme ve yeniden düşünme, sürdürülebilirlik, refah.
Bu yılki bileştirici tema aynı zamanda ICOM'un 80. yıldönümü kutlamalarına da ışık tutuyor. ICOM’un kurulma sebebiyle örtüşen bir şekilde bu yıl -aslında son 20 yıl- müzelerin koruma alanlarından fazlası olduğunu iddia etmemize yetecek örneklerle dolu. Tam da bu yüzden ICOM’un bu yılki çağrı metni, müzelerin koruma alanlarından fazlası olduğunu bir kez daha ilan ediyor. Her biri başlı başlına bir müze tanımı olabilecek şu cümleler üzerinde düşünülmeye değer:
Müze, insanların hikayerlerle, nesnelerle ve birbirleriyle karşılaştığı güvenilir kamusal bir alandır.
Müze, bilgiye ve kültüre erişimdeki eşitsizliği ortadan kaldırarak sosyal parçalanmayı durdurabilir ve kutuplaşmaya neden olan sınırlar arasında yeni bir bağlantı oluşturabilir.
Müze, farklılıkları silmek yerine, bunların anlaşılabileceği ve saygı duyulabileceği koşulları yaratır.
Müze, mirası ve hafızayı koruyarak, öğrenme ve düşünme fırsatları sunarak, çeşitli sesler için davetkar alanlar sağlayarak, diyaloğu, kapsayıcılığı ve barışı teşvik eder.”[1]
Barışa Bir Çağrı Alanı Olarak Müze
Bu tema elbette tesadüf değil. İran, İsrail, Sudan, Lübnan ve Ukrayna’da son dönemlerde zarar gören ve yok edilen kültürel miras alanları endişe verici bir boyuta ulaştı. Sıcak çatışmanın sürdüğü bölgelerde, uluslararası düzeyde müdahale edilmesi gereken birçok kültürel miras alanı var ancak edilemiyor. Türkiye’nin de aralarında bulunduğu Lahey Silahlı Çatışmalar Durumunda Kültürel Varlıkların Korunması Sözleşmesine taraf olan ülkelerin elinden “bu tür faaliyetleri kınamaktan başka” bir eylem gelmiyor.
Tarihi 1800'lü yıllara dayanan ama son şeklini II. Dünya Savaşı sırasında tarihi eserlerde meydana gelen tahribatın etkisiyle alan Lahey Sözleşmesine göre, savaş zamanlarında kültürel mirasa kasten zarar vermek veya bu yapıları askeri amaçla kullanmak savaş suçu kabul ediliyor. Ancak bu noktada savaş suçu olgusuna, askeri zorunluluklar gölge düşürüyor; hem diplomaside hem savaş meydanlarında.
Yakın zamanda İran’da bazıları UNESCO Dünya Mirası Listesinde yer alan -Gülistan Sarayı, İsfahan’daki Nakşıcihan Meydanı gibi- 130’dan fazla kültürel alan zarar gördü. Gazze’de içinde müzelerin de bulunduğu 164 miras alanı hasar aldı. Lübnan’da Baalbek ve Sur kentlerine yapılan saldırılar Dünya Miras Listesinde bulunan bu antik kentleri ciddi anlamda tehdit etti. 2022’den beri sürmekte olan Ukrayna savaşında, yine 39'u müze olan toplamda 525 kültürel alanın tahrip edildiğini UNESCO doğruladı.
Kültür-Sanat Pusulası
1.500+ okurla her pazar. Ayda 4 e-mail.
Böyle bir tabloda, askeri bir suç mu işlendi yoksa bu tarihi eserler zorunluluktan mı yok edildi, bu sorunun cevabı önemini yitiriyor. Geride yalnızca tek bir gerçek kalıyor: Uluslararası platformlar, sıradan insanlar kadar etkisiz.
İnsanlar Ölürken Binalara Üzülmek Etik mi?
Savaşın çıplak gerçekleriyle yüzleşmek kolay değil. Siyasi ve ekonomik sonuçlarını teorisyenlere bırakacak olsak bile insani sonuçlarıyla hepimiz günün sonunda yüz yüze geliyoruz. En sıradan haliyle hayatımızda sürekli akıp giden alt yazılar var: Gazze’de ateşkese rağmen İsrail saldırıları sürdürüyor; 9 Filistinli yaralandı, bölgede geniş çaplı yıkım yaşandı.

Pek çoğumuz göz ucuyla okuduğu bu başlıklardan kendine en üzüleceği noktayı seçiyor; kimi Filistinliye, kimi 9 yaralıya üzülüyor. Çoğunluk, bölgedeki ağır hasarı dikkate almıyor. Hemen ardından bir başka alt yazı geçiyor: İran’daki tarihi Gülistan Sarayı saldırılarda zarar gördü! Öyle acımasız bir yere geliyor ki durum, bu haberi can kayıplarından daha büyük duyarlılıkla takip edenler de var - itiraf etmeliyim, ben onlardan biriyim- “İnsanlar ölürken binalara mı üzülelim?” diyerek bu meselenin bütünlüğünü göremeyenler de var. İnsan yoksa, miras yok; miras yoksa, kültür yok; kültür yoksa insan yok. Kayıplar yalnız canlar değil; evler, mahalleler, binlerce yıla dayanarak insanlığın ortak hafızası olmuş, insanlık gelişiminin simgesi haline gelmiş tarihler yitiyor. Duyarsız, geçmişsiz ve geleceksiz bir dünyaya doğru yokuş aşağı yuvarlanıyoruz.
İyi Niyetlerin Yaptırımı
Bu sorunun yalnız bireyleri değil, müze profesyonellerini de meşgul ettiğine eminim. ICOM tam bu noktada, gözü dönmüş bu dünyaya, kültür varlıkları adına “bir durun” demek için var. İnsanlığın ortak mirası kabul edilen kültür varlıkları ve müzelerin devletlerüstü konumunu hatırlatmayı -iyi niyetle- görev biliyor. Bu iyi niyetlerin bir yaptırımı var mı sorusu, üzerinde düşünülmeyi hak ediyor.
ICOM, yakın bir tarihte, 1 Nisan 2026’da Lübnan'daki 39 kültür varlığına geçici güçlendirilmiş koruma verilmesini destekledi. Yani sadece teoride değil pratikte de var olmaya çalışıyor. Ayrıca, sıcak çatışmadan etkilenen bölgelerin milli komiteleri ile sürekli iletişim halinde kalarak üyelerinin ihtiyaçlarını değerlendiriyor ve çözümler öneriyorlar. Tehlike anında ücretsiz ulaşılabilecek kılavuzları resmi sitelerinde ücretsiz erişime sunuyorlar. Bunlar güvenli çatılar altındayken imza atılan projeler, takdir edilen işler. Ama yoğun çatışma altındaki hangi müze çalışanı bu kılavuzları açacak vakit bulacak? Hangi vatandaş, bombalar altında canını verirken kültürel mirasa siper olacak? Dolayısıyla koruma meselesinin iş etiği, ahlaki boyutu, profesyonelliği olduğu kadar insani bir yönü de var ve ICOM’un mesajı bu yıl, yalnız iktidarları değil bireyleri de düşünmeye çağırıyor: Bir müze, dünyayı birleştirebilir mi? Bir müze çatısı altında bir kişi bile barışı, anlayışı, kapsayıcılığı düşünürse kazanç hanesine yazar mıyız?
Dünya Müzeler Günü Bir İşe Yarıyor mu?
Dünya Müzeler Günü teması bu yıl bizi, dünyadaki savaş tehdidini bu kez kültürel alanda görmeye davet ediyor. Dünyayı dönüştürme gücünü müzelere vermek için iyi niyet bildirilerinden fazlasına ihtiyacımız olduğu çok açık ama bunlar da değersiz değil.
Türkiye’de her yıl olduğu gibi 18-24 Mayıs haftası Müzeler Haftası olarak kutlanacak. Bütçesi olan müzelerimiz kapılarını ücretsiz açacak, ücretsiz rehberli turlar düzenlenecek, birbirimizden başka kimsenin -maalesef- dinlemediği müzecilik meselelerini konuştuğumuz seminer programları yapılacak. Okulları hava da ısınmışken bir müzeye sıkış tıkış ziyarete götüreceğiz. Bunların adı “kutlama” olacak.
Peki ICOM’un tüm dünyayı ilgilendiren çağrısını, bir müzede, kısacık bir an, kaç kişi düşünecek?
Bütün bu karamsar tabloya rağmen biz yine her zaman dediğimiz gibi “Müzeler iyi ki var!” diyeceğiz.
Bu 18 Mayıs’ta sizi en yakın müzeye giderek “Ne olacak bu dünyanın hali?” diye, bir kez de o müzenin bahçesinde yahut bir vitrini önünde; belki en gözde eserine, belki harika bir tavan işlemesine, belki yüzlerce yıllık bir mimari detaya bakarak sormaya ve düşünmeye davet ediyoruz.
[1] https://icom.museum/en/news/museums-uniting-a-divided-world/
