Mitoloji Bozumu·Bölüm 07
Köle Kadınlar Festivali - Ancillarum Feriae - Nonae Caprotinae
Mitoloji Bozumu'nun bu bölümünde festival var, köleler var, köle kadınlar var. Anlayacağınız bize her gün bayram :) Helene de köle sayılırdı, öncesinde bayramını kutlayalım dedik :)
Sinem Deniz Kılıç·9 dk·29 Temmuz 2026

Tekrar notları
PDF olarak indir-
Bölüm plan dışı, takvimden çıktı. Troya Savaşı ve Helen bölümüne çalışmaya ara verildi. Asıl niyet, Nolan'ın filmi gösterimdeyken Helen'i ve ardından Klytaimnestra, Kassandra, Kirke, Kalypso, Penelope anlatılarını sürdürmekti. Sezon sonu iyi bir fikir görülmediği için, göze takılan takvimsel bir gün anlatılıyor: Ancillarum Feriae, yani Köle Kadınlar Festivali, 7 Temmuz'da kutlanıyor.
-
Mit, Plutarkhos'un anlatımına dayanıyor. Galyalılar Roma'yı yağmaladıktan sonra yine Galyalılar ya da bir başka Latin kavmi Roma'dan soylu kadınları rehin olarak talep ediyor. Philotis ya da Tutula adlı bir köle kadın cüretkâr bir plan kuruyor: Ancillalar, yani köle hizmetçi kadınlar, soylu kadın kılığına girip gönüllü olarak düşmana gidiyor.
-
İşaret bir incir ağacından veriliyor. Düşman kamp kurup uyuyunca köle kadınlar askerlerin silahlarını alıyor, sonra bir incir ağacı yakıp Romalılara işaret veriyorlar. Eylemi tek başına Philotis'in yaptığı da söyleniyor: Yabani incir ağacına tırmanıp meşalesini yakıyor. Romalılar kampı basıp silahsız düşmanı yeniyor ve 7 Temmuz zafer günü ilan ediliyor. Araya düşen laf şu: Troya taktiği Odysseus'un zekâsına has değil. Troya anlatısı gibi bu mitin de gerçekliği belirsiz.
-
Asıl konu mitin kendisi değil, alt metni. Alt metin cesaret ve fedakârlık. Kadın ve fedakârlık kelimeleri zaten birçok beyinde yekpare, bütün bir kristal gibi ışıldıyor. Buna karşılık Romalılar köle kadınların fedakârlığını olması gereken bir iş saymamış ve zaferi orduya mal etmemişler.
-
Kurban ritüeli yalnız köle kadınlara ait. Festivalde Tanrıça Juno, yani Yunan mitolojisindeki Hera için yapılan kurban ritüeline köle kadınların dışında kimse karışamıyor. Özgür kadınların da festivale katılabilmesi kafa karıştırıcı ve şu soruyu getiriyor: Hangi özgür kadın? O dönemde herhangi bir kadının özgürlüğünden gerçekten bahsedilebilir mi?
-
Festival var, kölelik duruyor. Bu yüce cesaret ve fedakârlık eylemlerine rağmen kadınların üzerindeki resmi kölelik kaldırılmıyor, ama adlarına festival düzenleniyor. Durum iki benzetmeyle açılıyor: Önce hayvanları kesen bir endüstri kurulur, sonra buna karşı çıkanlar için vegan vejetaryen bir endüstri kurulur, markalar ücret karşılığı hayvan dostu olur, siz mutlu mutlu tofunuzu yersiniz, hayvanlar kesilmeye devam eder. Ya da annelik kutsaldır, günü vardır, o gün daha iyi ve daha teknolojik fedakârlıklar sunabilmeniz için elektronik ev aletlerinden bir buket verilir.
-
Fedakârlık bugün kendini kurban etmeyle denkleştiriliyor. Bu denkleştirmeyi her konuda fikri olan, bilge görünen kişiler yapıyor ve atılan her adımı sığlaştırıp içini boşaltıyorlar. Aynı kişiler zalimin zulmüne felsefi ve psikanalitik yorumlar getirip zulmü normalleştiriyor, zulmün doğasını anlamamızı bekliyorlar. Bu tehlikeli sosyal medya kişileri, festivalin adandığı kölelere katılan ve onlara uzaktan alkış tutan soylulara benzetiliyor. Benzer şekilde cesaret de toylukla, kaba delikanlılıkla ilişkilendiriliyor.
-
Mesele iki maddede toplanıyor ve her şey sınıfsal. Bir soylu kadın da gönüllü olarak rehine gidip işareti verebilirdi, incileri dökülmeyecekse. Ama anlatının odağında kölelik var. Birincisi, kölelerin soylu kılığına girmesinin bile yasak oluşu. İkincisi, cesaretin alt sınıfa doğuştan bahşedildiğinin idrak edilmesi. Doğuştan ve mucizevi gibi elitist kelimeler atılınca geriye tek cümle kalıyor: Her şey sınıfsal.
-
Soylu görünümündeki bir kölenin sesi daha duyulası. Herkes ses çıkarabilir, ama bazı köleler soylu kıyafetlerini öylesine içlerine sindirmiştir ki aynaya baktıklarında kendilerini soylu sanar ve sesleri duyulmaz olur. Daha vahimi, soylu kılığındaki bir köle işaret fişeğini yaktığında işareti takip edecek bir köleler ordusunun yokluğudur. Bu yokluğun sebebi bazen bir dağınıklıktır: Az sayıdaki soylu kılıklı kölenin zincirleri sosyal medya filozoflarınca hatırlatılır, bu hatırlatma da ayna soylusu kölelerce yumuşatılır. Özetle zulme karşı birilerinin sesi hep çıkar, kimisi duyulur, kimisi duyulmaz, çoğunluk duymazdan gelir.
-
Zalimden alınan ödül soyluluk getirmez. Zalim olmayan her kişi, aslında zalimin ezdiği ya da ezmek istediği köledir. Bir zalim size şeker ya da en iyi sanatçı ödülü verdi diye soyluluk kazanmazsınız. Kapanış cümleleri şöyle: Meselemiz artık kölelik değil, kurtuluşu mucizelerin eteğinden silkip çamurun içinden çelikleşerek çıkarmak. Bölümün sonunda bir de küçük not var: Festival Nonae Caprotinae adıyla da anılıyor, köleler evliliğin tanrıçası Juno'ya adak adıyor ve Caprotina, Juno, Hera yakın isimler.
Deşifre
Aç
Bu deşifre otomatik çıkarıldı ve gözden geçirilmeyi bekliyor. Özel adlarda hata olabilir.
YASAL UYARIN RESMİ ANLATI DEĞİLDİR Herkese merhaba. Troya Savaşı ve Helen bölümüne çalışmaya biraz ara vermek zorunda kaldım. Aslında Nolan'ın da filmi gösterimdeyken Helen'i ve devamında Klytaimnestra, Kassandra, Kirke, Kalipso, Penelope anlatılarıyla seriye devam edecektim. Hepimizin bildiği gibi Abi işte hayat her zaman arzularımızı ve beklentilerimizi karşılamıyor. Hiçbir zaman abi ya hiçbir zaman karşılamıyor ya. İstikrarımdan sual olunmasın diye de düşünebilirsiniz. Sonuçta podcast'te sezon sonunun iyi bir fikir olmadığı kanaatine vardım. Ve geçenlerde gözüme takılan bir takvimsel günle ilgili biraz okuma yapmıştım. Onu sizinle paylaşmak istedim. Ancillarum Feriae Köle Kadınlar Festivali Bu hikayeyi anlatmak için biraz geç kaldım aslında. Köle Kadınlar Festivali 7 Temmuz'da kutlanıyor. Festivalin erkek kahramanlarla dolu Roma tarihinin ve mitolojisinin içinden kadın odaklı anlatısıyla sıyrılan bir hikayesi var. İsterseniz öncelikle festivalin ilişkilendirildiği mite bakalım. Yunan tarihçi Plutarkhos'ın anlatımını baz alacağız. Galyalılar Roma'yı yağmaladıktan sonra yine Galyalılar ya da bir başka Latin kavmi Roma'dan soylu kadınları rehin olarak talep ediyor. Bunun üzerine Philotis ya da Tutula isimli bir köle kadın cüretkar bir plan yapıyor. ancilla yani köle hizmetçi kadınlar soylu kadınlar kılığına girip gönüllü olarak düşmana gidiyorlar. Tabii düşman kavim yurtlarına dönerken gece durup kamp kuruyor. Köle kadınlar herkes uyuduğunda askerlerin silahlarını alıyor. Sonra da bir incir ağacı yakıp Romalılara işaret veriyorlar. Bu eylemi tek başına Philotis ya da Tutula adlı cesur kadının yaptığı da söyleniyor. Yani Philotis yabani incir ağacına tek başına tırmanmış. Elindeki meşaleyi yakarak Roma ordusuna işaret vermiş. Romalılar da hemen kampı basmış. Ve silahsız kalan düşmanlarını mağlup etmişler. Böylece 7 Temmuz günü zafer ilan ediliyor. Troya taktiği Odysseus'un zekasına has değil yani. Arkası Tanrıçalar tarafından kullanmayan zekiler de var. Ama Troya Savaşı anlatısı gibi Köle Kadınlar Festivali'nin dayandırıldığı tarih karışımlı bu mitin de gerçekliği belirsiz. Bizimse burada konuşacağımız nokta festivalin efsanevi açıklamasının alt metni. Cesaret ve fedakarlık. Zaten kadın ve fedakarlık kelimeleri birçoğunun beyninde yekpare, bütün bir kristal gibi ışıldıyor. Fakat Romalılar köle kadınların fedakarlığını olması gereken bir iş olarak görmemiş ve zaferi orduya mal etmemişler. Festivalde Tanrıça Juno yani Yunan mitolojisindeki Hera için gerçekleştirilen kurban ritüeline köle kadınların dışında kimse karışamazdı. Bununla birlikte özgür kadınların da festivale katılabilmesi biraz kafa karıştırıcı. Sondan başlayarak düşünürsek gerçekten o dönemde herhangi bir kadının özgürlüğünden bahsedilebilir mi? Hangi özgür kadın? Yüce cesaret ve fedakarlık eylemlerine rağmen kadınların üzerindeki resmi kölelik kaldırılmadığı gibi adlarına festival düzenlenmesi kulağa garip gelmiyor mu? Güzel. Ne bu? Bu durumu bambaşka birçok durumla denkleştirebiliriz aslında. Mesela önce hayvanları kesen bir endüstri kurarlar. Sonra buna karşı çıkan insanlar için başka bir vegan vejeteryan endüstri kurarlar. Ve bu endüstride isim yapan markalar ücret karşılığında hayvan dostu olur. Siz de mutlu mutlu tofunuzu yersiniz. Hayvanlar kesilmeye devam eder. Ya da annelik kutsaldır, fedakarlıktır, günü vardır, kutlarız ve o gün fedakarlığınızın karşılığı olarak daha iyi ve daha teknolojik fedakarlıklar sunabilmeniz için elektronik ev aletlerinden bir buket sunulur. Köle Kadınlar Festivali'nin mitsel anlatısına geri dönersek, düşman kavmin, soylu ya da değil talep ettiği rehinlerin kadın olması arabanın şoförüne bir hatırlatmadır. Bu festivali kadın hikayesinden çıkarıp tutunduğu kavrama bakalım istiyorum son olarak. E arada yapıyorum ben de böyle şeyler. Fedakarlık günümüzde kendini kurban etme ile denkleştiriliyor. Denkleştirmeyi de öyle bilge görünen kişiler yapıyor ki her konuda fikri olan birileri var. Her zekar ağız başa yumruk vurdurar. Ve atılan her adımı sığlaştırıp içini boşaltıyorlar. Aynı kişiler zalimin zulmüne de felsefi psikanalitik yorumlar getirip zulmü normalleştiriyor, zulmün doğasını anlamamızı bekliyorlar. Tabi bu tehlikeli sosyal medya kişileri teknoloji ile ortaya çıkmadılar fakat şu anda günümüzü konuşuyoruz. Festivalin adandığı kölelere katılan ve uzaktan alkış tutan soylulara benziyorlar. Neyse konuyu çok dağıtmadan ilerleyelim. Bugün cesaret, toylukla ilişkilendiriliyor demiştik. Gizli savaş, zulüm, baskı koşullarında kitlenin var olan aciz durumdan kurtulması, durumun üzerindeki perdenin indirilmesi için bir hareket gerekir. Ve o hareketi üstlenen kişi ya da kişiler ham güçlerinin kabaca delikanlılıklarının onları itelemesiyle zalimin önüne atılmış yem gibi tanımlanıyor. Durum aslında şöyle görünüyor benim açımdan. Bir soylu kadın da gönüllü olarak rehine gidebilirdi. Romalılara işareti de verebilirdi. İncileri dökülmeyecekse. Ama anlatının odağında kölelik var. Kendilerinden hizmet paketinde böyle bir görev beklenebilir gibi gelse de bize. Mesele şu. Birincisi kölelerin soylu kılığına girmesinin bile yasak oluşu. İkincisi cesaretin alt sınıfa doğuştan bahşedildiğinin idrak edilmesi. Yani mucizevi bir bilinç ışığı doğuyor. Ya da doğuştan ve mucizevi gibi elitist kelimeleri atarsak. Her şey sınıfsal. Bunları bütün olarak görünce ortaya şu çıkıyor. Herkes ses çıkarabilir ya da çıkarmıştır. Ama soylu görünümündeki bir kölenin sesi daha duyulasıdır. Ve bazı köleler soylu kıyafetlerini öylesine içlerine sindirmişlerdir ki artık aynaya baktıklarında kendilerini soylu sandıklarından seslerini duyamaz olmuşuzdur. Ve daha vahimi soylu kılığında bir köle cesaret ve fedakarlığıyla işaret fişeğini yaktığında işareti takip edecek bir köleler ordusunun yokluğudur. Ve bazen bu yokluğun sebebi bir dağınıklıktan kaynaklanır. Az sayıdaki soylu kılıklı kölelerin zincirlerinin sosyal medya filozoflarınca hatırlatılması ayna soylusu kölelerce yumuşatılmasından. Çok şiirsel konuştum galiba. Demem o ki zulme karşı birilerinin sesi hep çıkar. Kimisi duyulur, kimisi duyulmaz. Çoğunluğu duymazdan gelir. Zalim olmayan her kişi aslında zalimin ezdiği ya da ezmek istediği köledir. Bir zalim size şeker verdi ya da en iyi sanatçı ödülü verdi diye soyluluk kazanmazsınız. Bir zalime karşı en duyulabilir sesi çıkarma lüksüne sahip soylu kılığında birileri hep vardır. Yine başa dönüyoruz. Kendilerini soylu sanarlar. Ama sanrılarını yenmiş olanlar. Madem benim sesim diğer kölelerden daha duyulası. O zaman neden bir stand-up yapmıyorum der. Yıllardır haykıran ağızlara, ayağıyla basanlara. Neden? Ben hala sizin soylunuz olmayan birileri var demiyorum der. Bundan sonrasını açıklamaya gerek görmüyorum artık. Çünkü konuşanlar konuşmayan. Yeter yoruldum. Ola ben elbisemi yiyorsun. Ben tek tabancayım. Münferi takılıyorum. Mütevazılığı saflık, cesareti kuru delikanlılık, fedakarlığı kurbanlık ile taçlandıranlarla onlara rağmen köleliğini, sesini, gücünü unutmayanların topraklarından selamlar. Meselemiz artık kölelik değil. Kurtuluşu mucizelerin eteğinden silkip, çamurun içinden çelikleşerek çıkartmanız dileğiyle. Esen kalın. Durun durun. Son bir şey daha. Köle kadınlar festivalde Juno'ya adak adıyorlar ya. Hani evliliğin tanrıçası olan Juno'ya. Köleler adak adıyorlar. Festival aynı zamanda Nonae Caprotinae ismiyle anılıyor. Caprotina, Juno, Hera yakın isimler. Neyse işte öyle. Hoşçakalın. Mitoloji bozulma sundu. .