Mitoloji Bozumu·Bölüm 05

Serinin Kokmuş Fıçıları: Paris ve Üç Güzeller

23 dk

Troya ve Helene dosyasının ikinci bölümü Paris ve Üç Güzeller!

Sinem Deniz Kılıç·23 dk·7 Haziran 2026

Serinin Kokmuş Fıçıları: Paris ve Üç Güzeller kapağı

Tekrar notları

PDF olarak indir
  • Bölüm kendini gerçekleştiren bir kehanetle açılır. Romalı ozan Ennius'un Alexander tragedyasından, Cicero'nun aktarımıyla gelen dizeler Paris'i saraya sokulmaması gereken bir meşale diye tanımlar: Lüleleri yürek hoplatan, kavga kaçkını, tanrısal yüzlü biri. Bölümün niyeti Paris'in tanrısal yüzüne kanmadan Helen'in hakikatine ulaşmak, mitolojiyi yeniden hasat edip posasıyla yüzleşmektir.

  • Bebek Paris, kovulması gereken iblis rolündedir. Euripides'in korosu, çocuk İda'nın uçurumlarına terk edilmeden önce arınma töreni yapılıp kötülüklerin başından arkaya atılmamasına hayıflanır. Antik Yunan'da arınma töreninden, yani katharsisten sonra ritüelde kullanılan su, yani katharma, başın üzerinden arkaya dökülür ve arkaya bakılmadan uzaklaşılırdı. Aynı jestin karşılıkları Babil'de kralı kötü güçlerden uzaklaştırıp tanrısal koruma sağlayan ritüelde ve gidenin ardından su dökmek, gelinin anne baba evinden çıktıktan sonra arkasına bakmaması, çocuğu kırklamak, kurşun dökülen suyu dört yol ağzına dökmek gibi adetlerde de görülür.

  • Terk edilen bebek motifi Sparta'da gelenek haline gelmiştir. Atalanta da dağ başına bırakılır, ama Paris'e asıl benzeyen Oidipus'tur: İkisi de hanesinin kara talihidir. Sparta'da yeni doğanlar yaşlılar heyetince muayene edilir, bebek zayıf ya da hastalıklıysa Taygetos yakınlarında bir uçuruma bırakılırdı. Devletin yalnızca savaşçı olabilecek sağlıklı bireyler yetiştirmek istemesinde sert bir öjeni, yani soyu iyileştirme anlayışı hakimdir.

  • "Aleksandros" koruyucu demektir, ama koruduğu yalnız koyunlardır. Paris'i İda Dağı'nda çoban Agelaos bulur ve onu oğlu gibi büyütmeye karar verir; sürüsüne çok iyi baktığı için ona bu ad verilir. Çobanlık kehanet anlatılarında seçilmiş kişiye özgü bir meslektir, ancak Paris kurtarıcılığını koyunlarla sınırlamış görünür.

  • Oinone'nin mektubu tanıdık bir serzeniştir. Ovidius'un Heroides'inde, Paris Helen'i kaçırıp Troya'ya gittikten sonra yazılan mektupta Oinone ona bir zamanlar köle olduğunu, bir peri kızının bu evliliğe katlandığını, samanların üzerinde mütevazı bir çatının ikisini kırağıdan koruduğunu hatırlatır: Saçını süpürge etmenin antik versiyonu. Oinone de Thetis ve Kassandra gibi gelecek görüsüne sahiptir, Troya'nın başına geleceği bilir ama ne kadar yalvarsa da Paris'e engel olamaz.

  • Hektor'un azarı olaylardan çok Paris'in yüzünü hedef alır. İlyada'da öne atılıp Akaları cenge çağıran Paris, karşısına Menelaos çıkınca benzi sararıp Troya kalabalığına karışır. Kardeşi onu alçak, parlak oğlan, çapkın, tabansız, korkak ve kof diye paylar. Azarın tuhaflığı şurada: Toprağa bulandığı zaman ne yüzünün ve saçının güzelliğinin ne de çalgı çalmadaki ustalığının işe yarayacağı söylenir. Antik dönem ozanları kadını biçimlendirirken erkeğin sınırını çizmeyi de unutmaz.

  • Düello sahnesinde Paris'in bedeni narin diye tarif edilir. Homeros dövüşü ince ince işler: Tolgadaki sık işlenmiş kayış gerilince toka çenesinin altına batar ve narin boynunu incitir. Ardından Afrodit dövüşenlerin arasına girip Paris'i kaçırır ve yatak odasına ışınlar. Helen "orada kalaydın da öleydin keşke" diye azarlayınca Paris bir gün onu yenebileceğini, tanrıların kendilerinden yana olduğunu söyler ve sözü döşeğe davetle bağlar. Sahneye düşülen not: Millet ölüyor be.

  • Elma hem kusursuzluğun hem kötülüğün simgesidir. İkiye bölündüğünde kusursuz, beş köşeli bir pentagram görüntüsü verir; manevi inanışlarda bu beş köşe toprak, hava, ateş, su ve ruhu temsil eder. Fazla kusursuzluğu yapay ve olağan dışı algılayan beyin onu tehlikeli bulmuştur, Latincedeki malum kelimesi de hem kötülük hem elma anlamına gelir. Hikaye Thetis ile Peleus'un düğünüyle başlar: Düzeni bozmasından çekinildiği için çağrılmayan nifak tanrıçası Eris, üstünde kallisti, yani "en güzele" yazan altın elmayı ortaya atar; Zeus da işi çoban çocuğa paketlemesi için hemen Hermes'in kulağına fısıldar.

  • Tanrıçalar güzellik değil iktidar vaat eder. Hera tüm Asya'nın krallığını, yani iktidarı vaat eder ve otoritesini ancak bir erkek üzerinden meşrulaştırmaya zorlanır; Athena savaşta yenilmezliği ve bilgeliği önerir, kendi gücünü erkeğin kılıcına aksesuar yapmak durumunda kalır; Afrodit ise Helen'in aşkını, yani bir kadını hediye çeki gibi sunar. Zeus vaatlerin sonunda kimin kazanacağını umursamaz, kadınların güçlerini birbirine kırdırarak kendi tahtının mutlaklığını sağlama alır. Bugünkü karşılıkları da kurulur: Hera iş dünyasının ve politikanın sert kadını, Athena sistemde ancak yararlı bir araç olduğunda alkışlanan akıl, Afrodit reklam sektörünün ve sosyal medyanın arzulanabilir nesne imajıdır; ekran kaydırılırken önümüze düşen kusursuz influencer görüntüsü dijital bir elmadır.

  • Terazinin iki kefesi: Güvenlikli kafes ve sorumsuzluk. Menelaos mülkiyetini geri almak için dünyayı yakar, kadınını kimseye yedirmez, yani güvenlikli bir kafes vaat eder; Paris ise tutkuyu, aşkı, özgürce peşinden koşabilme ayrıcalığını ve sorumsuzluğu vaat eder. Paris'in süperegosu yoktur, sadece idiyle hareket eder; Luce Irigaray'ın belirttiği gibi kadınların erkekler arasında takas nesnesi olduğu düzende o yalnızca paketi açan çocuktur ve paketin içindekinin insan olması umurunda bile değildir. Bu denklemde Helen'in özne olarak yeri yoktur. Bölüm, terazideki kazananın elmayı kapıp ısıranlar değil, kendi sesini keşfedenler, mülk olmayı reddedip özneliğini kuşananlar, masayı devirenler ve kallisti etiketini yırtıp atanlar olması dileğiyle kapanır.

Bölümün kaynakları

  • Apollodoros- Bibloetheka (archive.org)
  • Azra Erhat-Mitoloji Sözlüğü
  • Cicero - De Divinatione
  • Euripides - Andromakhe
  • Euripides - Troyalı Kadınlar
  • Euripides - Helene
  • Homeros - İlyada
  • Ovidius - Heroides
  • Paris’in Yargısı (themagger.com)

Bu bölümde geçen eserler

  • Paris'in Yargısı (Attik siyah figürlü amfora, Louvre F31)

    Witt Ressamı (atfedilen)·MÖ 560-550 dolayları

    Louvre Müzesi, Paris (env. F31)

    Yargı sahnesinin antik dünyadaki en erken tasvirlerinden biri. Hermes üç tanrıçayı Paris'in önüne getirir, yani hikayeyi Yunan seramiğinin kendi dilinden dinlemiş oluruz.

    Kamu malı · Wikimedia Commons

  • Paris'in Yargısı

    Lucas Cranach (Yaşlı)·1528 dolayları

    Metropolitan Sanat Müzesi, New York

    Cranach yargıyı ortaçağ geleneğine uyarak zırhlı bir şövalye kılığındaki Paris ile anlatır. Mitin her çağda yeniden giydirildiğini göstermek için elimizdeki en açık örnek.

    CC0 · Wikimedia Commons

  • Peleus ile Thetis'in Düğünü (Nifak Elması)

    Jacob Jordaens·1633

    Museo del Prado, Madrid

    Bütün zincirin başladığı an: Peleus ile Thetis'in düğünü ve şölene bırakılan altın elma. Yargıya giden yol buradaki davetsiz konukla açılır.

    Kamu malı · Wikimedia Commons

  • Paris'in Yargısı

    Peter Paul Rubens·1639 dolayları

    Museo del Prado, Madrid (env. P01669)

    Rubens üç tanrıçayı yan yana dizer ve seçimi bir beden karşılaştırmasına dönüştürür. Yargının neden yüzyıllarca bir güzellik yarışması gibi okunduğunu tartışırken en tanıdık görüntü budur.

    Kamu malı · Wikimedia Commons

  • Paris ile Helene'nin Aşkı

    Jacques-Louis David·1788

    Louvre Müzesi, Paris (env. INV 3696)

    Kararın karşılığı. David, Paris ile Helene'yi savaşın eşiğindeki sakin bir iç mekanda gösterir ve Truva'yı yakacak seçimin hemen ardından gelen sessizliği resmeder.

    Kamu malı · Wikimedia Commons

Deşifre

Bu deşifre otomatik çıkarıldı ve gözden geçirilmeyi bekliyor. Özel adlarda hata olabilir.

Antik dönemde kendini gerçekleştiren kehanet denilince aklıma ilk gelen Paris'in felaketidir. Romalı Ozan Ennius, Alexander Tragedias'ında Cicero'un aktarımıyla şöyle tanımlar onu. O meşaleyi sokmayın saraya. Lüleleri yürek hoplatan, kaderi devlet korkutan, aşık, kavga kaçkını, tanrısal yüzlü Paris. Ve onun yargısına mazhar olmuş, kıskanç üç güzel tanrıça. Öyle mi gerçekten? Ben başka türlü okudum. Yasal uyarı, resmi anlatı değildir. Merhaba, Mitoloji Bozumu Podcast serimize hoş geldiniz. Burada mitleri vitrine koymuyoruz, mahzene indiriyoruz. Ve serimizin kokmuş fıçıları Paris ve Üç Güzeller. Niyetim turva atını parçalayıp, yosunlu tahtalara basmaktan korkmadan, Paris'in tanrısal yüzüne kanmadan Helen'in hakikatine ulaşmak. Mitolojiyi yeniden hasat etmek, ayıklamak ve posasıyla yüzleşmek. Sıdıkalar pencerelerdeki yerini aldıysa başlayalım. Helena Beşkala, Aleksandros yani Paris'i ve onun yargısını konuşalım istedim. Paris'in doğumundan önce annesi Hekabe bir rüya görür. Çocukken bana kahinler rüyalardan daha korkunç ve düşmanca gelirdi. Akalar, Troya'ya saldırmanın alt metnini yıllar öncesinde yazmış olabilir tabii. Teori ve pratiği birleştirdiklerinde, Poseidon'un ördüğü duvarı bile nasıl açtılar ama... Neyse. Helen'in bütün kaderini tek başına Paris'in değiştirmediğini hepimiz biliyoruzdur. Yine de Helen'in ya da Troya'nın kaderini tayin hakkında, neden şarapçı amcaların geçtik versiyonunun seçildiğini kurcalamak istiyor insan. Aşsız geçen günlerimi ömürden saymıyorum. İblis bebek. Ah anası, onu İda'nın uçurumlarına terk etmeden önce keşke arınma töreni yapıp kötülükleri başından arkaya atsaydı. Euripides'in korosu Paris'ten bahsediyor burada. Antik Yunan'da kötü bir şeyden korunmak için yapılan arınma töreninden, yani katersisten sonra ritüelde kullanılan su, yani katarma, başın üzerinden arkaya dökülür ve arkaya bakmadan uzaklaşılırdı. Birçok kültürde bu ritüele rastlarız. Mesela Babil'de kralları kötü güçlerden uzaklaştırma ve tanrısal koruma sağlama amacıyla bitirim ki ritüeli vardı. Bizde de gidenin ardından su dökmek, gelinin anne baba evinden çıktıktan sonra arkasına bakmaması, çocuğu kırklamak, kurşun dökülen suyun dört yol ağzına dökülüp nazar eve geri dönmesin diye arkaya bakmama gibi adetler vardır. İşte bebek Paris, tüm bu ritüellerin kovulması gereken iblis'in rolündedir. Sizin de kovacağınız iblis, nazar türünden musallatlarınız varsa, Instagram'da bir ritüel reels yayınlarız. Yalnız doğmamış bebekten korkacak denli akıl tutulması yaşıyorsanız, terapiste görünmeniz hepimizi kurtarır. Yeni doğanların tehlikeli, korkunç ya da hasta zayıf görünmeleri sebebiyle terk edilmeleri, çoğu entrikalı anlatıda görülür. Nitekim kız çocuk gerilimiyle Arkadyalı Atalanta'da dağ başına bırakılmıştı. Ama gelin görün ki Paris av, Atalanta ise kahramanlaşan bir avcıydı. Oedipus'un terk edilişi Paris ile daha çok benziyor bu açıdan. İkisi de hanelerinin kara talihiydi ne de olsa. Kara talih bir yana Sparta'da bu durum gelenek haline getirilmişti. Yeni doğan bebekler, yaşlılar heyeti tarafından muayene ediliyor, bebek zayıf ya da hastalıklıysa Taygetos yakınlarında bir uçuruma bırakılıyordu. Devletin sadece savaşçı olabilecek sağlıklı bireyleri yetiştirmek istemesinde sert bir öjeni, soyları iyileştirme anlayışı hakimdir. Bu noktaya kadar Paris'in terk ediliş hikayesine ancak gelebildik. Eh, Troya Savaşı'nın örgüsü, bütün geleneklerin, ritüellerin es geçilmeden işlendiği, siyasi ve kültürel bir derya deniz. Boğulmadan kurtulabilirsek ne âlâ. Dağlar çobanı, nymphlerin aşkı Paris. Paris'i İda Dağı'nda çoban Agelaos bulur ve onu oğlu gibi büyütmeye karar verir. Agelaos'u ismine Troyalı savaşçılar arasında da rastlıyoruz. İsim benzerliği mi yoksa klasik saray uşağının ya da avcının vicdan muhasebesi mi acaba? Paris, Agelaos'un yanında çobanlık yapmaya başlar. Onun sürüsüne çok iyi baktığı için koruyucu anlamına gelen Aleksandros adı verilir. Çobanlık hepimizin aşina olduğu üzere kehanetlerdeki seçilmiş kişilere özgü bir meslekse de, bu hikayede Paris, çobanlara özgü kurtarıcı özelliğini sadece koyunlarla sınırlamış görünüyor. Bazı kaynaklarda Paris'in çocukken sık sık tanrıça Afroditi ya da onun hayalini gördüğünden bahsedilir ve bahislerde Paris'in güzelliğinin altı çizilir. Kıvır kıvır sarı bukreleri, çoban değneğine rağmen richrich özelliklerinden biridir. Keza orman perilerince kovalanan güzel Paris, orman nymphi Oinone ile evlenir. Apollodorus'un bibliotekasında ikilinin Korythos adında bir çocukları olduğu yazar. Hatta Korythos, Truvalılara yardım etmeye geldiğinde, Helen'e duyduğu aşk yüzünden Paris'in onu öldürdüğü de söylenir. Nikandros'a göre ise Korythos, Helen ve Paris'in çocuğudur. Korythos'un anasını bilmem de kendisi pek güzel bir oğlanmış. Fakat Oinone ve Paris'in ilişkisinden bizim okuyacağımız kısım bambaşka. Öncelikle şunu belirteyim, Oinone, Thetis ve Kassandra gibi gelecek görüsüne sahip. Troya'nın başına gelecekleri biliyor. Ne kadar yalvarsa da Paris'e engel olamıyor. Romalı şair Ovidius'un Heroides adlı eserinde Paris Helen'i kaçırıp Troya'ya gittikten sonra, Oinone'nin yazdığı mektubun bir kısmı şöyledir. Şimdi Priamos'ın oğlu olan sen, bir zamanlar köleydin. Peri kızı bir köleyle evliliğe katlandı. Genellikle samanların üzerinde ve derin saman yığınlarının arasında mütevazi bir çatı bizi kırağıdan korurdu. Sana taş ocağına uygun açıklıkları ve vahşi hayvanın yavrularını kayalıkları arasında sakladığı yerleri kim gösterdi? Oinone'nin mektubunun tamamını merak ederseniz diye açıklama kısmına link bırakıyorum. Oinone başlangıçta kibirli görünüyor ama çok da tanıdık bir serzeniş onunki. Ben seninle samanlığa bile razıydım. Senin için saçımı süpürge ettimin antik versiyonu. Şimdi, bir erkek düşünün. Sabah işe gidiyor, iş yerinde bir iki yöneticisinin mobbingini yiyor. Akşam işten geliyor, yemek, çay, tv ve yatış şeklinde günü bitiriyor. Yaşamsal faaliyetlerinin yanında alamayacağı arabaların fiyatlarına bakma, arabasının sileceklerini kaldıranların, kan davası güderek peşine düşme gibi hobileri olanlar da var. Bir de kadın düşünün. Ya da neyse, yormayalım sizi şimdi. Ama derdimi anlatabildim sanıyorum. Üzerindeki en ufak baskıyı, trafikte öfke patlamalarıyla yatıştırmaya çalışan zararlı bir tür, antik dönemde kahramanlaştırılıyor. Mevzu silecek değil, tahakküm alanı. Savaşın yegane sebebi için konuk hukukuna aykırılık, yahut bizim de diğer bölümde deşeceğimiz üzere siyasi demek süslü bir yorum olur. Aklımın sezdiğini inkar etmeyeceğim. Helen, insan ya da eş, kadın olmaktan çok çalınmış bir demirbaş. Mülkiyetçi öfkenin destanında, Menelaos kırgın bir kahraman, Akalar onur savaşçısı, Paris'le dağlarda avlanan Oinone dırdırcı. Paris düzenbaz, Helen ise sadece bir bela. Bir tarafta Oinone'nin emeği ve aşkı, diğer tarafta Menelaos'un elinden alınan şekeri. Belki sadece bu mektup üzerinden gitseydik, Paris'e ayran gönlünü eyleyen aylak bir adam derdik. Maalesef, Homeros ya da Apollodorus içinde farklı bir karakter sayılmaz. İlyada'da geçen Paris ve Menelaos'un diyellosunu bilirsiniz. Tanrısal yüzlü Aleksandros öne atılıp, Argosluları yani Akaları karşısında cenge çağırır. Kalabalığın içinden Aris'in sevdiği Menelaos çıkınca, benzi sararıp solar. Ve Paris, Troya'nın kalabalığına karışır. Kardeşi Hector onu azarlar. Seni alçak, Seni parlak oğlan, Seni çapkın, Hiç doğmaz olaydın keşke. Bu sözler öfkesine yetmez. Amma da hoşlanacak gür saçlı akalar. Güzelliğine bakıp, Soylu bir öncü saydıkları adamın, Tabansız, Korkak, Kof oldun. Böyleyken yoldaşlarını toplayıp, Enginleri aşan gemilerle, Nasıl açıldın denize? Nasıl kaçırdın ta uzak ülkelerden, Kargı saran erlerin gelini, Güzel yüzlü kadını, Sen toprağa bulandığın zaman göreceksin. Hiçbir işe yaramayacak. Ne yüzünün, Saçının güzelliği, Çalgı çalmadaki ustalığın ne de? Sizce azarın tadında bir tuhaflık yok mu? Paris'in güzel yüzü, Sanatçı kişiliği, Tüm olaylardan daha önemliymiş gibi. Ağustos böceğiyle, Karınca hikayesini andırıyor. Aslında Paris, ataerki'in gale yanına uğruyor. Erkeklik tanımına uygun düşmeyenin, Yerden yere vuruluşuna şahitlik ediyoruz. Antik dönem ozanları, Kadını biçimlendirirken, Erkeğin sınırını çizmeyi unutmuyor. Bu arada ben sürekli antik dönem ozanları diyorum, Ama sizler biliyorsunuz ki, Onlar sadece bir sembol, Bir aracı topluluğu, Taşeron toplum inşaacıları. Asıl düello, Hector'un azarından sonra yapılacak. Az önceki delikanlı çıkışıyla, Kaçışı bir olan Paris, Bu kez mantıklı bir hamle peşinde. Yeniden karşılaşma yapalım, Kim kazanırsa o alsın gelini de, Malını da, Dönsün evine, Diğeri ona dost olsun diyor. Paris ile Menelao sırlarını giyip, Dövüşe tutuşuyorlar. Homeros durmamış, İnce ince işlemiştir dövüşü. Aleksandros'un tolgasında, Sık işlenmiş kayış gerilince, Battı toka çenesinin altına, İncitti narin boynunu. Gerçekten bu mu dövüş? Narinmiş de, Boynuna batmış da, Bir de Afrodit giriyor dövüşenlerin arasına, Paris'i kaçırıp, Yatak odasına ışınlıyor. Dövüş kaçkını Paris'i, Bir de Helen azarlıyor. Orada kalaydın da, Öleydin keşke. Eski kocam, O güçlü adam, Eziverseydi seni. Kadınların güçlü erkek arayışını yazanın, Başka bir erkek olduğunu unutmadan, Paris'in bu hikayeye seçilmesindeki, Vurucu cevaplarından birini okuyalım hemen. Bakarsın ben de onu yenerim bir gün. Bizden yana da tanrılar var. Seninle sevişelim gel şu döşekte. Millet ölüyor be! Cenaze evine gelen, Bisküvilerin peşindeki çocuklar gibi. Şaka bir yana, Her şey olok olmak, Kaslı, güçlü, Ötöt olmak, Erkeklikken, Sanatseverlik ya da anın tadını çıkarımcılık, Biz naif ya da cadı kadınların fıtratına özgüdür. Paris'in ataerki'in çizdiği düz çizgide, Yeri yok. O ezilebilecek bir çıkıntı. Daha doğrusu ezilmesi gereken. Aklı çelenebilecek diğer hemcinslerine, Örnek olsun diye. Düğün mü, düğün mü? Laf lafı açtı. Troya savaşından önce, Ele başlarına değinmeden, Düellolara kadar geldik. Asıl düello, Daha sonra Akhilleus'un da eğitmenliğini yapacak olan, Kheiron'un mağarasının önünde. Düelloya geçmeden önce, Elma için bir paragraf açalım. Pagan mitolojisinde ve semavi dinlerde, Elma motifine sık rastlarız. Bu onun kolay erişilebilir olmasıyla da ilgilidir tabi ama, Biz biraz daha kurcalayalım istiyorum. Elmanın yapısını düşünün. Elini ikiye böldüğünüzde, Kusursuz, Beş köşeli bir pentagram görüntüsüne sahiptir. Manevi inanışlarda bu beş köşe, Toprak, Hava, Ateş, Su ve ruhu temsil eder. Bu açıdan, Bilgi ve elmayı eşleştirmek yerindedir. Elmadaki kusursuzluk, Kollektif bilinç dışı gözlüğüyle, Ezoterik bir ürpermeye sebep olsa da, Makul olalım derim. Basitçe, Fazla kusursuzluğu, Yapay ve olağan dışı algılayan beyin, Onu tehlikeli bulmuştur. Daha da basit olan şey ise, Bir yiyeceğin saf mevcudiyetiyle açıklanamaz biçimde, Eksikliklerimizi ve kusurlarımızı yüzümüze vurmasıdır. Doğa bizim için yaratılmıştır, Fakat bizden daha kusursuzdur cehaleti mi desek? Yani, Epey cahil biriyim ve, Bu beni oldukça üzüyor. Evet. Biraz matematik ve yabancılaşmayı anlamak adına, 1844 el yazmaları diyorum. Oğlum işte 92'yi zorlama, Ne zorluyorsun? Sen 91'sin, Tamam, Bitti. Metafetişizmi, Dile de yansımıştır. Latincedeki malum kelimesi, İki ayrı, Fakat hikayelerde birleşen anlamlara gelir. Kötülük ve elma. Tekinsizlik, Bilgelik, Cömertlik, Günah ve değişim sembolü elmayı, Havaya atalım. Biri yer, Biri bakar, Kıyamet, Ondan kopar. Hikaye, Thetis ve Peleus'un düğünüyle başlar. Nifak tanrıçası Eris, Bu düğüne davet edilmez. Eris'in düzeni bozmasından endişe edilmiştir. Çünkü Olimpos dağını uzaktan gören cennet zanneder. Eris, Olimpos'un cilalı hiyerarşisini, Ortaya attığı altın elmayla çatlatır. Elmanın üstünde, Kallisti, Yani en güzele yazıyordur. Ortaya atılan elmayı, Herkesin gözüne sokan, Hermes'ten başkası olamaz gibi geliyor bana. Zeus hemen, Hermes'in kulağına fısıldar. Bunu bizim çoban çocuk, Harise paketle. Altın elma, Kadınları birbirine düşürmek için kullanılan, Klasik bir araçtır. Tanrıçaların bilgelik, Güç, Veya ailevi otorite gibi vasıfları varken, Hepsinin tek bir güzellik potasında indirgenerek, Yarıştırılması, Aşina olduğumuz sistemin prototipidir. Hatta Helen'in, Troya savaşının sonunda, Menelaus ve Hekabe'ye yaptığı, Tanrıçaları suçlayan, Savunmasından sonra, Hekabe onu çürütmek için, Şu argümanı kullanır. Hera'nın böyle bir ödüle ihtiyacı mı var? Dünya güzeli seçilse, Zeus'tan güçlü bir koca mı bulacak? Veya, Evlilikten bucak bucak kaçan, Babasından ömür boyu bakire kalma ayrıcalığını isteyen, Athena, Bir tanrıyla evlenmenin mi peşinde? Hekabe'yi böyle konuşturan Euripides, Kadınların eğrilik ve aşk dışında bir şeyi beklemediklerini, Beklememeleri gerektiğini düşünüyor olmalı. Neyse, yarışmaya geri dönelim. Hendrik Van Balen ve Jan Bruegel'ın, Ortak tablosu Paris'in yargısında, Yarışma fevkalade canlandırılmıştır. Bir ağacın kenarında, Arena izleyicilerinin coşkusuna sahip, Hermes'i görürüz. Aslında Hermes, Tanrıçaları podyuma çıkaran bir organizatörlidir. Bu da, Zeus da bir taşın üzerinde oturmuştur, Dirseğini su akan bir küpe dayamıştır. Bir nevi kum saatini çeviren hakem gibi düşünebiliriz. Ya da garantör Sem amca mı desek? Neyse, şimdilik su bulanık kalsın. Ve pazarlık başlar. Dikkat edin, Tanrıçalar güzellikleriyle ilgili vaatlerde bulunmuyorlar. Hera, Paris'e, Tüm Asya'nın krallığını vaat eder. Yani iktidarı. Onu devletin başı yapacaktır. Elren'in kraliçesi, kendi otoritesini ancak bir erkeğin üzerinden meşrulaştırmaya zorlanmıştır. Athena, savaşta yenilmezliği ve bilgeliği vaat eder. Yani akıl ve strateji. Savaş ve zeka Tanrıçası, kendi gücünü erkeğin kılıcına aksesuar olarak sunmaya, her metinde zekasından şüphe ettiğimiz Paris'e, kendi bilgeliğini peşke çekmeye zorlanmıştır. Donat! Donat! Donat! Etrafa! Sağdan! Ve Afrodit, dünyanın en güzel kadınının, Helen'in aşkını vaat eder. Afrodit, bir kadını, bir erkeğe verilecek bir nesne, bir hediye çeki gibi sunar. Kadın, kadını mülkleştirir, arzu, mülkiyete hizmet eder hale getirilir. Neden bu üç devasa güç, bir elmanın içine sığdırılıp, bir çobanın beynisine sunuldu? Tanrıçalar mı hırslıydı, yoksa onları bu ya hep ya hiç kumarına iten Zeus ve Hermes mi sinsiydi? Zeus, bu vaatlerin sonunda kimin kazanacağını umursamıyordu. O sadece kadınların güçlerini birbirine kırdırarak, kendi tahtının mutlaklığını sağlama alıyordu. Peki bu hikaye günümüz açısından tanıdık değil mi? Hera, iş dünyasının, politikanın, sert ve güçlü kadınıdır. Ama gücü bir erkeği yönetmek üzerinden tanımlanır. Athena, akademik başarının, stratejinin sembolüdür. Bilgeliği bir kalkan gibi taşır, ama sistemde ancak yararlı bir araç olduğunda alkışlanır. Afrodit ise, reklam sektörünün, sosyal medyanın bize her gün pompaladığı, arzulanabilir nesne imajıdır. Bugün bir influencerın ekranı kaydırırken, önümüze düşen kusursuz görüntüsü, dijital bir elmadır. Bize şunu fısıldar. Eğer yeterince güzel, yeterince akıllı ve yeterince nüfuzlu olursan, elmayı kaparsın. Dikkat edin, elmayı kapmak bir iş ise, ısırmak iki dişle kalmak demektir. Tanrıçaları rüşvet masasına oturtan eril irade, onları Paris'in elindeki elmanın önünde diz çöktürmüştür. Kadın böyle bir varlık olmalıdır. Bütün gücümüze rağmen, bizi yıkacak olan bir elmadır yani. Meriküri, Haypetya, Sisilya'nın mezarlarından kahkahalar geliyor. Afrodit'in ödeli Paris, elmayı Afrodit'e uzattığında, Helen'in mülkiyet belgesini imzalamıştır. Çobanlık yaptığı köyünden kaybolan öküzünü aramak için çıkan Paris, soluğu Troya'da alır. Onu karşılayan Troyalılar bilseler, soluğu kesiresice derlerdi herhalde. Öküzünü bulamayan Paris, kendini kardeşleriyle güreşte bulur. Ve şaşılacak biçimde çoban Paris, bu güreşi kazanır. Savaş sırasında Menelaus ile olan düellosunu bildiğinizden, bu anlatı biraz tuhaf gelecektir. Ama unutmayın, çobanken kondisyonu yerindeydi. Şunu da belirtmek isterim ki, benim dayım mafya. Ya da çobanlığın kutsal karakterini terk edip, prensliği seçmekle mi cezalandırılmıştı Paris? Paris'in güreşi kazanması, onun kimliğini ortaya çıkarır. Saray eşrafı, onun yıllar önce terk edilen prens olduğunu anlar. Ve hemen bağrına basar. Vicdanın da böylesi. Daha sonra, prens Paris, diplomatik bir görevle, Sparta'ya gönderilir. Herkes kehaneti unuttu galiba. Paris, konuk olarak gittiği, Sparta'daki, Atreus hanesinden, artık intikam mı, haz mı, büyü mü dersiniz, Helen ile döner Troya'ya. Hekabe, Helen'i şöyle suçlar. Oğlum öyle yakışıklıydı ki, onu görür görmez, Afrodit oldun. Adı da zaten bu yüzden akılsızlığı çağrıştırır. Çünkü ölümlerde bütün çılgınlıklar, Afrodit'le başlar. Dur bir dakika hanımanne, bu tanım Paris'e daha çok uyumuyor mu? Burada bir yarışma kurmak, bizim de hakkımız olmalı şimdi. Terazinin bir kefesine, Zeus'u, Hermes'i, Menelaus'u koyalım. Diğer kefeye Paris'i. Haksızlık mı oldu? Tamam, bir tarafta Menelaus, ötekinde Paris olsun. Menelaus bize ne vaat ediyor? Mülkiyetini geri almak için dünyayı yakar, kadınını kimseye yedirmez. Güvenlikli bir kafes. Öyle mi? Paris bize ne vaat ediyor? Tutku, aşk, kuşlar, böcekler, özgürce has peşinde koşabilme ayrıcalığı. Sorumsuzluk. Paris, hikayenin kurban failidir. Sinsi Olimpos iktidarı, muhakeme yeteneği zayıf olanı, vitrine sürmüştür. Paris'in süperegosu yoktur. Sadece idiyle hareket eder. Luz, İrigaray'ın belirttiği gibi, kadınların, erkekler arasındaki, takas nesnesi olduğu düzende, Paris sadece paketi açan çocuktur. Sadece, kendisine vaat edilen, muhteşem şekerlemenin peşindedir. Paketin içindekinin bir insan olması, umurunda bile değildir. Menelaus, konuk hukuku, onur, haysiyet diye, gürleye dursun. Paris'in çocuksu bencilliği, madalyonun diğer yüzüdür. Terazi burada dengelenir. Biri, kadının tapulu malı olduğu için ister, diğeri, yeni oyuncağı olacağı için kaçırır. Bu denklemde, Helen'in bir özne olarak yeri yoktur. Nihayetinde, elma teslim edildi, mülkiyet belgesi imzalandı, ve tarih, kadınların çığlığı üzerine inşa edilen, eril destanlarına, yenisini ekledi. Zaten bizim amacımız da destanları deşip, içinden yeni hikayeler çıkarmak değil mi? Birkaç bölüm sonra, kendi mitolojik hikayelerimizi yazabiliriz diye düşünüyorum. Bu çerçevede sadece o bölüm boyunca, yeniden kurgulayıp yazdığım bir hikayeyi okuyacağım. Belki, Gaia, Helen, Medusa ya da Kirke, sizin de kulağınıza fısıldar. Evet, artık bölümü toparlayıp kapatalım. Paris, Ata Erkin'in kaba saba, ideal erkek kalıbına sığmayan, narin boynuyla, kılıç kuşanmaya zorlanan, aykırı bir çıkıntıydı. Sistem, onun mülkiyetçi Menelaos'u kışkırtmak üzere, vitrine sürmüştü. Erkeği hakim, kadını ödül sayan bu kurgu, kendi kalıbına girmeyen Paris'leri harcarken, insanlık onurunu, rüşvet masasına meze yapar. Kozmos'un devasa güçleri olan, üç tanrı çayı, bir çobanın parmak uçlarındaki elmaya muhtaç eden, bu sinsi hiyerarşi, kadını kendi kudretine bile yabancılaştırıp, onu bir pazarlık nesnesine indirger. Çok mu sert oldu? Terazinizdeki kazananın, elmayı kapıp ısıranlar değil, kendi sesini keşfedenler, mülk olmayı reddedip, özneliğini kuşananlar, masayı devirenler, masanın ayaklarını budayanlar, ve kalisti etiketini yırtıp atanlar olması dileğiyle. Esen kalın. Mitoloji bozulmaz sundu. Müzik Müzik Müzik Müzik Müzik

Mitoloji Bozumu dizisinin bütün bölümleri