Adel Seni Seçti

Adel Seni Seçti, Oyun Afişi

Kültür & Sanat

Adel Seni Seçti

Tamer Yılmaz

3 Kasım 2026 · 4 dk okuma

Adel Seni Seçti, absürt tiyatronun sınırlarında dolaşırken ölümün olağanlaşması üzerinden güçlü bir dramaturjik imkana dokunuyor. Ancak sahnedeki oyunculuk ve yönetmenlik başarısı, metnin dağınık kalan yapısını bütünüyle toparlayamıyor. Oyun, saçmalığın kendisinden çok, saçmanın nasıl bir dünyaya dönüşebileceği sorusunu geride bırakıyor.

Yetişkin Oyunu, 2 Perde
Yazar & Yönetmen: Hakan Boyav

Adel Seni Seçti, Biletinial’daki tanıtımında daha perde açılmadan nasıl bir oyun izleyeceğimizi söylüyor: absürt bir oyun. Oyunun ekseninde ise “ölüm” var. Oyun boyunca çeşitli biçimlerde karşımıza çıkan saçma ölümler çoğalıyor; gündelik hayatın mantık dışı, anlamsız ve beklenmedik tarafları sahnenin merkezine taşınıyor.

Ölümlerin giderek olağanlaşması, oyunun en dikkat çekici damarlarından biri. Çevrelerinde meydana gelen ölümlere verilen tepkiler sıradanlaşıyor; ölüm, olağanüstü bir olay olmaktan çıkıp gündelik hayatın parçasına dönüşüyor. Bu durum ister istemez Eugène Ionesco’nun Gergedanlar'ını hatırlatıyor. Orada insanların gergedanlaşması kadar, geriye kalanların bu dönüşümü kanıksaması da önemlidir. Olağandışı olanın tekrarlandıkça olağanlaşması, absürdün güçlü dramaturjik araçlarından biridir.

Oyunun tanıtım metni ise estetik iddiasını açıkça ortaya koyuyor: Absürt tiyatro “saçmadır” ama “saçmalamaz”. Saçma anlar ve ölümler sonunda mantıklı bir nedenselliğe bağlanacaktır.

Tam da burada oyunun temel dramaturjik meselesi başlıyor.

Absürdü yalnızca saçma olayların meydana gelmesi üzerinden kurmak, türün olanaklarını daraltır. Absürt tiyatronun meselesi mantık dışı olayları yan yana getirmekten çok; insanın anlam kurma çabasını, neden-sonuç ilişkisine duyulan güvenin sarsılmasını ve gerçekliğin yabancılaşmasını görünür kılmaktır. “Saçma” yalnızca olayın niteliği değil, dünyanın kendisiyle kurulan ilişkinin niteliğidir.

Adel Seni Seçti'de bir tuhaflığın ardından başka bir tuhaflık, bir ölümün ardından başka bir ölüm geliyor. Ancak bunların daha büyük anlam ilişkisi zaman zaman dağılıyor. Sorun oyunun “anlamsız” olması değil; absürdün anlamsızlığının da kendi içinde bir örgütlenmeye ve estetik zorunluluğa sahip olması gerekir. Burada saçmalıklar zaman zaman birbirlerini üretmekten çok birbirlerinin yerini alıyor.

Bu nedenle asıl soru “Bu oyun absürt mü?” değil: Absürd, oyunun tür etiketi olmaktan çıkıp dramaturjik çalışma prensibine dönüşebiliyor mu?

Benim açımdan cevap tam olarak olumlu değil.

Sahne üzerindeki dünya da bu açıdan ilginç bir karşıtlık taşıyor. Dekor gerçekçi; oyunculuk da büyük ölçüde gerçekçilik zemininden hareket ediyor. Bu, absürd için başlı başına bir sorun değil. Gerçekliğin içine yerleştirilen küçük bir çatlak, bazen daha güçlü bir huzursuzluk yaratabilir. Ancak o çatlağın giderek büyüyerek dünyanın kendisini dönüştürmesi gerekir. Adel Seni Seçti'de bu dönüşüm tam olarak gerçekleşmiyor.

Adel Seni Seçti oyununda masa başında beş oyuncu
Adel Seni Seçti'den bir sahne. Fotoğraf: Kerem Kantarcı

Jaws filmini çağrıştıran keman döngüleri ve bazı ses tekrarları ise belirli bir ritim yaratıyor. Fakat tekrarın yalnızca tuhaf ya da komik olması yetmez; her yinelenişinde yeni bir bağlam üretmesi gerekir. Oyundaki bazı tekrarlar bu eşiğe yaklaşıyor, fakat bütünüyle aşamıyor.

Hakan Boyav’ın yönetmenliğini metinden ayrı düşünmek gerekiyor. Boyav’ı Ankara Devlet Tiyatrosu sahnelerinde uzun yıllardır oyuncu olarak izliyoruz. Gılgamış, Nafile Dünya ve Çiçekleri Sarkızı Yedirdim gibi çalışmalarda bedenini, yüzünü ve mimiklerini güçlü anlatım araçlarına dönüştürme becerisi dikkat çekiyor. Adel Seni Seçti'de ise yazar ve yönetmen olarak iki alanı aynı anda üstleniyor.

Oyunculuktan gelen keskin gözün yönetmenlikte belirgin bir karşılığı var. Aksiyonun planlanması, oyuncu hareketlerinin örgütlenmesi, ritim ve sahne trafiği kontrollü. Oyuncunun hareketi, duruşu, bakışı ve zamanlaması anlatının parçasına dönüşüyor.

Bu nedenle oyun sahne üzerinde zaman zaman metinden daha canlı bir karşılık buluyor.

Yönetmen, zaman zaman metnin önüne geçiyor.

Oyuncular ellerindeki malzemeyi sonuna kadar kullanıyorlar. Fakat metnin dramaturjik istikameti yeterince sağlam olmadığında, rejinin becerisi metnin açığını sürekli kapatamıyor. Sahne üzerinde hareket, ritim ve oyunculuk enerjisi var; ancak oyunun nereye doğru büyüdüğü belirsizleşiyor.

Adel Seni Seçti oyununda piknik örtüsü üzerinde iki oyuncu
Adel Seni Seçti'den bir sahne. Fotoğraf: Kerem Kantarcı

Oyun ilerledikçe şu soru beliriyor: Nereye gidiyoruz?

Bu, absürt bir oyun için basit bir eleştiri değil. Absürdün seyirciyi geleneksel anlamda bir sonuca götürme yükümlülüğü yoktur. Yön duygusunu bozabilir, döngüye girebilir, çözmek yerine düğümleyebilir. Ama mesaj vermemekle söyleyecek bir şeyi olmamak aynı şey değildir.

Üstelik oyunun elinde çok güçlü bir dramaturjik damar var: Ölümün kendisinden daha ilginç olan, ölüme alışmak olabilir.

Gergedanlar'da olduğu gibi burada da asıl sarsıcı olan yalnızca olağandışı olay değil, onun giderek olağanlaşmasıdır. Adel Seni Seçti bu damara dokunuyor; fakat yeterince derinleştirmiyor.

Ölümler çoğaldıkça seyircinin de “bir ölüm daha” diye bakmaya başlaması, oyunun estetik mekanizmasını seyirciye karşı çevirebilirdi. Böylece ölüm yalnızca oyunun konusu olmaktan çıkıp seyirciyle kurulan ilişkinin biçimine dönüşebilirdi.

Oyunun kendi absürt gerçekliğinin kurallarını da yer yer oluşturduğunu görüyoruz. Fakat bunları bütün oyunu taşıyacak kadar ısrarla sürdüremiyor. Yeni olaylar, önceki olayların dramaturjik sonuçlarını her zaman taşımadan yan yana geliyor. Metnin zaman zaman savrulması da buradan kaynaklanıyor.

Bir absürt evrende yeni olay, daha önce kurulmuş dünyanın kurallarını yeniden üretir, bozar veya dönüştürür. Burada ise bazı olaylar yalnızca aynı evren içinde yeni olaylar olarak kalıyor.

Sonuçta karşımızda iyi yönetilmiş, oyuncuları tarafından sahiplenilmiş ve yer yer eğlenceli bir çalışma var. Fakat metnin açtığı dramaturjik ihtimallerin tamamına ulaşamayan bir çalışma aynı zamanda.

Adel Seni Seçti oyununda gülen bir oyuncu
Adel Seni Seçti'den bir sahne. Fotoğraf: Kerem Kantarcı

Adel Seni Seçti'nin belirgin paradoksu burada yatıyor:

Sahnede metinden daha fazla imkan görüyoruz.

Oyuncuların bedenlerinde, yönetmenin aksiyon planında, tekrarların içinde, ölümlerin olağanlaşmasında ve gerçekçi dünyanın içine yerleşen absürt çatlaklarda daha büyük bir oyunun ihtimali beliriyor. Fakat bu ihtimaller birbirleriyle tam olarak birleşemiyor.

Belki de oyunun asıl meselesi “ölüm” değil, ölüme alışmak; “saçma ölüm” değil, saçmanın tekrarlandıkça sıradanlaşması olabilirdi.

Tanıtım metni bize “saçmalamadık” diyor. Oysa iyi bir absürt tiyatro eserinin saçmalamaması yetmez; saçmanın içinde kendi mantığını, ritmini ve dünyasını kurması gerekir.

Belki de temel soru şudur: Saçmalamamak için saçmayı açıklamak mı gerekir, yoksa saçmanın kendi mantığını kurmak mı?

Çünkü saçmaya sahne üzerinde yer açmakla, saçmanın içinde bir dünya kurmak aynı şey değil.

Adel Seni Seçti, tam da bu ikinci eşiğin önünde duran bir oyun.

Bu yazıya atıf verin

Bu yazıyı kaynak gösterebilirsiniz. Aşağıdaki künyeyi kopyalayıp kullanın.

APA

Yılmaz, Tamer (2026). Adel Seni Seçti. Klemens Art. https://klemensart.com/icerikler/yazi/adel-seni-secti (Erişim: 3 Kasım 2026)

MLA

Yılmaz, Tamer. "Adel Seni Seçti." Klemens Art, 3 Kasım 2026, https://klemensart.com/icerikler/yazi/adel-seni-secti.

Nasıl çalıştığımızı okuyun: kaynak, düzeltme ve bağımsızlık ilkelerimiz.

#Tiyatro#Elestiri

Paylaş