Ayrı düşen iki kardeş, yıllar sonra çocukluk evlerinde karşılaşıyor. BILT sahnesindeki İki'nin yazarı M. Umut Demirkır ve yönetmeni Jason Hale ile oyunun doğuşunu, metnin sahneye çıkışını ve söylenmeyenlerin gücünü konuştuk.
"İki", ayrı düşen iki kardeşin yıllar sonra çocukluk evlerinde karşılaşmasından yola çıkarak yakınlık, yabancılık, iletişim ve insanın kendi sınırlarıyla kurduğu ilişki üzerine düşünen bir oyun. Birbirine yaklaşma ve uzaklaşma hallerini, söylenenler kadar söylenmeyenler üzerinden de takip eden oyun, seyirciyi iki karakter arasındaki ilişkinin değişen dinamiklerine tanıklık etmeye davet ediyor.
Bilkent Üniversitesi Tiyatro Bölümü bünyesinde bir profesyonel topluluk olarak kurulan Bilkent Uluslararası Laboratuvar Tiyatrosu (BILT) çatısı altında sahnelenen oyun, hem üretim süreci hem de sahne üzerindeki araştırmacı yaklaşımıyla çağdaş tiyatronun olanaklarını yokluyor. BILT'in kurucusu ve sanat yönetmeni olan, aynı zamanda 2014'ten beri Bilkent Üniversitesi Tiyatro Bölümü Başkanlığını yürüten Jason Hale, uzun yıllara dayanan yönetmenlik ve oyuncu eğitimi deneyimini topluluğun araştırmaya dayalı üretim anlayışıyla bir araya getiriyor. Söyleşinin ilk bölümünde İki'nin yönetmeni Jason Hale ile oyunun sahneye taşınma sürecini; ikinci bölümünde ise BILT 2026 oyunu olarak seçilen İki'nin yazarı M. Umut Demirkır ile metnin doğuşunu ve dünyasını konuştuk.

Jason Hale, BILT Kurucusu ve Sanat Yönetmeni
Cevabı Önceden Bilemeyeceğiniz Bir Oda
Ebru Berra Alkan: Bilkent Uluslararası Laboratuvar Tiyatrosu'nun kurulmasına hangi ihtiyaç öncülük etti? Kuruluşundan bugüne baktığınızda, başlangıçtaki amaçlarının nasıl dönüştüğünü ve bugün BILT'in nasıl bir tiyatro alanı oluşturduğunu düşünüyorsunuz?
Jason Hale: 2014'te Bilkent Üniversitesi Tiyatro Bölümünde bölüm başkanlığını üstlendiğimden bu yana, Yale ya da Brown gibi üniversitelerdekine benzer bir mezun topluluğu kurmayı arzu ediyordum. BILT, 2019 yılında tiyatro çalışmalarının eğitimin ve prodüksiyonun alışılmış sınırlarının ötesine geçebileceği bir alana duyduğumuz ihtiyaçtan doğdu. Bilkent Üniversitesi Tiyatro Bölümünde okul yıllarında kurulan ilişkilerin mezuniyetten sonra da sürmesini ve uzun soluklu sanatsal iş birliklerine dönüşmesini istedik. BILT'in kurucu üyeleri olan beş mezunumuz, Bilkent Çocuklar için Tiyatro programımızda eğitmenlik de yapıyordu. Bugün BILT üyelerinin kendi oyunlarını yazmaları, sahnelemeleri, yönetmeleri ve oynamaları bizim için büyük bir gurur kaynağı.
Yeni tiyatro metinlerinin geliştirilmesi de çalışmalarımızın önemli bir parçası oldu. Türkiye'de pek çok oyun yazarı var. Buna karşılık yeni bir metnin seyirciyle buluşmadan önce oyuncular ve yönetmenlerle birlikte okunabileceği, sınanabileceği ve tartışılabileceği ortamlar sınırlı. Bu nedenle bu yıl üçüncü kez düzenlediğimiz Tiyatro Metin Seçmeleri, BILT'in temel çalışmalarından biri haline geldi. Bize ulaşan oyunlar arasından okuma tiyatrosu kapsamında seyirciyle buluşacak metinleri seçiyoruz. Bu sürecin ardından seçilen oyunlardan biri, daha uzun soluklu bir geliştirme ve sahneleme sürecine girebiliyor.
Bugün BILT'te beni en çok heyecanlandıran şey, eğitim, profesyonel tiyatro ve sanatsal araştırmayı buluşturan özgün bir alan oluşturması. Kariyerlerinin farklı aşamalarındaki mezunlarımız ortak bir üretim sürecinde bir araya gelebiliyor. Bana göre BILT'in yarattığı en önemli olanak da bu: Bir oyunun karşımıza tamamlanmış haliyle çıkmak zorunda olmadığı ve sanatçıların, eserin taşıdığı olanakları keşfetmelerine izin verilen bir alan.
Ebru Berra Alkan: Bu yıl seçmelere gönderilen elliden fazla oyun arasından altısı okuma tiyatrosu kapsamında seyirciyle buluştu; İki de bu altı metinden geliştirilip sahnelenmek üzere seçildi. Metnin BILT'in laboratuvar modeli içinde kendi sahne dilini bulmasında oyuncuların ve yaratıcı ekibin katkısı ne oldu?
Jason Hale: İki'nin sahne dili prova odasında ortak bir çalışmayla oluştu. Pelin Şahin Değirmenci ve Berkay Şekerci, karakterlerin ortak geçmişini yalnızca sözlerle değil, bedenleri, ritimleri ve sessizlikleriyle de görünür kıldılar. Elif Kaman provalarda yürüttüğümüz araştırmaya ve oyunun biçimlenmesine önemli katkıda bulundu. Ev dekorunu ben tasarladım, Martin Czerny'nin müziği, Ege Tolga'nın ses tasarımı ve Soner Toğan'ın ışık tasarımı da evin, karakterlerin hafızasını taşıyan canlı bir alan olarak kurulmasına yardımcı oldu. İki, BILT topluluğunun ortak çalışmasıyla ortaya çıkan bir yapım.

Ebru Berra Alkan: "Laboratuvar" kavramı, tiyatroyu yalnızca tamamlanmış bir ürün olarak değil, araştırma, deneme ve keşif süreci olarak düşünmeyi çağrıştırıyor. BILT'te bu araştırma alanını nasıl oluşturuyorsunuz? Yeni bir metnin ya da tiyatro fikrinin gelişmesine nasıl bir alan açıyorsunuz ve sizin için iyi bir laboratuvarın temel koşulları nelerdir?
Jason Hale: "Laboratuvar" sözcüğünün önemi, sonucun baştan belli olmadığı bir çalışma sürecini ifade etmesinde yatıyor. Eğer herkes odaya ortaya ne çıkacağını önceden bilerek geliyorsa, orası gerçek anlamda bir laboratuvar değildir.
Okuma tiyatrosu bu araştırmanın bir parçası. Bir yazar, metnini bir anda oyuncuların sesinden duymaya başlıyor. Kağıt üzerinde son derece açık ve etkili görünen bir bölüm, yüksek sesle okunduğunda farklı işleyebiliyor. Önemli görünmeyen başka unsurlar ise bir anda canlılık kazanabiliyor. Ardından bir oyun prodüksiyona doğru ilerlediğinde, onu bir yönetmenle eşleştiriyor ve bambaşka türden bir iletişim başlatıyoruz.
Bu noktada yazar ile yönetmen arasındaki ilişki özellikle önem kazanıyor. Yönetmenin, metinde gördüğü sahne dünyasına ilişkin güçlü ve açık bir yorumu olmalı; ancak yazar da geliştirme sürecinin bir parçası olarak kalmalı. Eğer dramaturjik sorular ortaya çıkıyorsa ya da bir bölümün geliştirilmesi gerekiyorsa, bu konuşma açık bir biçimde yürütülmeli. Yönetmenin metinle ilgili kararları tek başına alması yerine, bunların birlikte tartışılması gerektiğine inanıyorum.
İyi bir laboratuvarın temelinde güven olmalı. Oyunculara deneme-yanılma fırsatı tanırken, yazarlara metinlerinde değişiklik yapabilecekleri bir alan da açılabilmeli. Yönetmenler de ilk fikirlerinin her zaman en doğru fikirler olmadığını keşfetme özgürlüğüne sahip olmalı. Böyle bir süreçte hem disipline hem de oyun duygusuna ihtiyaç var. Önemli olan, bu ikisi arasındaki dengeyi kurabilmek.
İki'nin Sahne Dünyası
Ebru Berra Alkan: "İki"de sizi bir yönetmen olarak özellikle heyecanlandıran ne oldu? Metni BILT'in araştırma ve prova süreci içinde sahneye taşırken hangi unsurlar üzerinde durdunuz? Seyircinin bu iki kardeşin karşılaşmasına tanıklık ettikten sonra hangi duyguyla ya da soruyla tiyatrodan ayrılmasını istersiniz?
Jason Hale: "İki"de beni ilk anda etkileyen şey, oyunun görünürde sınırlı ve kapalı bir dünya sunmasıydı: İki insan, bir ev ve ortak bir geçmiş. Fakat bu dünyanın içine girdikçe oyunun giderek genişlediğini görüyorsunuz. Evin içinde bir geçmiş var.
Özellikle iki kardeş arasındaki ilişki önemli. Aralarında sevgi var; ama incinmişlik, suçluluk duygusu ve geçmişten kalan çözülmemiş meseleler de var. İkisi de aynı geçmişten gelmiş, ama o geçmişten aynı biçimde çıkmamışlar. Oyunun güçlü dramatik gerilimi de buradan doğuyor.
Bir yönetmen olarak geçmişin, sürekli açıklanmasına gerek kalmadan sahnede varlığını hissettirmesi benim için önemliydi. Seyircinin yalnızca geçmişte ne yaşandığını öğrenmesini değil, yaşananların ağırlığını iki karakterin davranışları, mekanla kurdukları ilişki ve birbirlerine söyleyemedikleri üzerinden yavaş yavaş hissetmesini istedim.
Bu nedenle oyunun sonunda geriye yalnızca "Bu iki insanın başına ne geldi?" sorusu kalmıyor. Oyun aynı zamanda şunu soruyor: Bizi biçimlendiren mekanlardan ve ilişkilerden geriye ne taşırız? İki insan aynı travmayı yaşadığında, onu gerçekten aynı biçimde mi hatırlar?

Yönetmenin Bakışından Sözler ve Sessizlik
Ebru Berra Alkan: Tiyatroda iki insanı aynı sahneye koyduğunuzda, aralarında söylenenlerden çok söylenmeyenler mi konuşmaya başlar? "İki"de sizin için asıl hikaye sözlerin arasında mı, yoksa sessizliklerin içinde mi?
Jason Hale: Sessizlik bu metnin ayrılmaz bir parçası. Bir yönetmen olarak beni çoğu zaman ilgilendiren şey, oyuncunun replikten önce ve sonra yaşadığı ya da başka birinin söylediği ve cevap veremediği bir şey karşısında yaşananlardır. Kelimeler bize hikayenin bir katmanını verir, ancak davranışlar başka bir katmanı açığa çıkarır. "İki"de bu özellikle önemli hale geliyor, çünkü karakterlerin seyirci salona girmeden çok önce başlayan bir geçmişleri var. Birbirlerine her şeyi açıklamak zorunda değiller; zaten geçmişleri ortak. Bazen sahnede olup biten en önemli şey, karakterlerden birinin tam olarak söylememeye çalıştığı şey oluyor. Dolayısıyla hikayenin bu ikisi arasındaki gerilimde var olduğunu söyleyebilirim: Dil ile sessizlik, hatırladıklarıyla itiraf etmeye hazır oldukları şeyler, birbirlerinden istedikleriyle birbirlerine gerçekten verebildikleri şeyler arasındaki gerilimde.
M. Umut Demirkır, Oyunun Yazarı
İki Saatlik Bir Yazım, Eve Dönüş Yolunda Bir Soru
Ebru Berra Alkan: "İki"yi yazma fikrinin ilk kıvılcımı nerede ortaya çıktı? İki kardeşi yıllar sonra çocukluklarının geçtiği evde yeniden karşılaştıran bu hikayeyi kurmanıza yol açan temel duygu ya da soru neydi?
M. Umut Demirkır: Fikir, eve dönüş yolunda aklıma takılan tek bir soruyla filizlendi: İki kardeş çocukluk oyunlarının arkasına sığınarak birbirlerine ne kadar zarar verebilir? Eve girip masaya oturduğumda, bu dürtü beni iki saat boyunca kesintisiz bir yazım sürecine kilitledi.
Huizinga, Homo Ludens'te oyunun kültürden daha eski olduğunu söyler. Oyun, bizim en ilkel savunma ve saldırı mekanizmamız. Bazen gerçeği ancak kurguladığımız bir oyunun güvenli alanında dile getirebiliyoruz. Fakat beni cezbeden şey oyunun masumiyeti değil, tahrip edici tarafıydı. Oyun oynayarak geçmişi bilerek bulandırmak; anıları bir yandan acımasızca deşip hatırlarken diğer yandan onları tahrif edip yok etmek. Temel duygu ise sınırları görme merakıydı. Birbirini etinden kemiğinden tanıyan iki insanın, can yakma eşiğinin nerede başlayıp nerede bittiğini keşfetmek istedim.
Yıllar sonra karşılaştıklarında geçmişin hesabını sormak isteyen insanların o evde neler konuştuğunu hep merak etmişimdir. Yeniden bir ortak anı mı inşa ediyorlardı, yoksa sahip oldukları son anıları da geri dönülmez şekilde tüketip yok mu ediyorlardı?
Ebru Berra Alkan: "İki"de geçmişin bugünün içine sızması, aile içinde söylenmemiş olanların yıllar sonra yeniden ortaya çıkması ve iki insanın birbirine ne kadar yakın ya da uzak olabileceği önemli bir yer tutuyor. Siz bu oyunu yazarken aslında hangi ilişkinin, hangi çatışmanın ya da hangi sessizliğin peşindeydiniz?
M. Umut Demirkır: Geçmiş sırtımızda her zaman bir kambur; asıl mesele onunla nasıl yaşadığımız. Onu öylece taşımalı mıyız, yoksa o korkunç, bastırılmış ya da unuttuğumuzu sandığımız tortuları ortaya döküp ayıklamalı mıyız? Ama o geçmişi çıplak elle ayıklamaya kalktığınız an, elinize her türlü dikenin batacağını da kabul etmeniz gerekir. Ve asıl soru orada başlar: Elleri böylesine kanayan, dikenler içinde kalmış iki insan birbirine ne kadar merhamet gösterebilir?
Ben, birinin diğerine "Hatırlıyor musun?" diye sorduğu o anın peşindeydim. Çünkü birine bu soruyu fısıldıyorsanız, bunun bedelini ödemeyi de göze almalısınız. Ne kadar aynı evde büyümüş olursanız olun, hiçbir anı iki zihinde aynı kalmaz. Ortak sandığınız bir geçmiş, karşındakinin hafızasında bambaşka bir silaha dönüşebilir.
Asıl peşine düştüğüm şey ise o tehlikeli sessizliğin içinden sızanlardı. Karakterler sessiz kalmaktan ölesiye korkuyor; çünkü sustukları an geçmişin ağırlığı odaya doluyor ve can yakıcı bir şeyleri hissetmeye başlıyorlar. Tam da bu yüzden, sessizliğin tekinsizliğine teslim olmamak için hemen yeniden oyuna sığınıyor, suskunluğu çocuksu bir gürültüyle bastırmaya çalışıyorlar.

Metinden Sahneye: Yazarın Keşfi
Ebru Berra Alkan: Bir oyun, yazarın masasından çıktığı anda başka bir yaratıcı sürecin içine giriyor. "İki"nin BILT tarafından seçilmesi ve Jason Hale tarafından sahnelenmesiyle metnin sizin zihninizdeki hali ile sahnedeki hali arasında nasıl bir değişim yaşandı? Provalarda metne yeniden bakmanıza neden olan bir keşif oldu mu?
M. Umut Demirkır: Öncelikle metnin BILT çatısı altında Jason Hale rejisiyle buluşması ve bu harika oyuncu kadrosunun eline geçmesi benim için çok büyük bir şans ve mutluluk. Jason Hoca'nın rejisi, metni masa başındaki sınırlarının çok ötesinde, tam da ait olduğu yere taşıdı.
Metinle sahnede yeniden karşılaşmak benim için sarsıcı bir keşfe dönüştü. İtiraf etmeliyim ki masada yazarken karakterleriyle derin bir empati kurmamıştım; ben sadece kafamdaki o yakıcı merakın peşindeydim, sınırları izleyen bir gözlemci gibiydim. Fakat onları sahnede kanlı canlı, soluk alıp verirken gördüğüm an ilk kez onlara acıdım ve derin bir keder duydum. Yazarken mesafe koyduğum o acı ve çaresizlik, sahnedeki bedenlerden doğrudan üzerime sıçradı.
Bence sahnenin bana gösterdiği en büyük hakikat şuydu: İki karakterin de delicesine bir çıkış yolu aradığı, ama aslında çocukluklarının o evinde hiçbir zaman bir çıkış kapısı olmadığını her an iliklerimize kadar hissettirmeleri oldu.
Ben sadece geçmişin mekanizmasıyla ve kurduğum oyunlarla ilgilenirken, o karakterlerin gözünden dünyaya hiç bakmadığımı anladım. Meğer ben evin içindeki o yangını sadece dışarıdan, güvenli bir mesafeden izlemişim; alevlerin tam ortasına ilk kez sahnede, onlarla birlikte girdim.
Yazarın Bakışından Sözler ve Sessizlik
Ebru Berra Alkan: Tiyatroda iki insanı aynı sahneye koyduğunuzda, aralarında söylenenlerden çok söylenmeyenler mi konuşmaya başlar? "İki"de sizin için asıl hikaye sözlerin arasında mı, yoksa sessizliklerin içinde mi?
M. Umut Demirkır: Söylenmeyenlerle başlar, ancak yavaş yavaş söylenenlerle kendini ele verir. Hayatta çok az insan o can yakıcı, kritik konuşmaları doğrudan başlatabilecek cesarete sahiptir; çoğumuz etrafından dolaşır, adımlarımızı tedirginlikle atarız. Meşhur bir tabir vardır, odadaki fil. Ortada bir fil kadar devasa ve bariz bir sorun durur ama herkes onu görmezden gelmek için etrafında cambazlık yapar. "İki" tam olarak o tekinsiz sessizlikten ve görmezden gelinen o devasa ağırlıktan doğan bir metin.
O sessizliğin, yıllarca yutulmuş olanların hesabını sormaya yelteniyor; fakat bunu sessiz kalarak değil, tam tersine çocuksu oyunların gürültüsüyle, birbirlerinin üstüne sözler yığarak ve sessizliği yırtıp yok ederek yapmaya çalışıyor. Bu yüzden asıl hikaye ne tek başına sözde ne de suskunlukta; suskunluğun yarattığı dehşetten kaçmak için söylenen o telaşlı kelimelerin arasında saklı.

İKİ
Bilkent Uluslararası Laboratuvar Tiyatrosu, BILT Tiyatro Metin Seçmeleri 2026 Oyunu
Yazar M. Umut Demirkır · Yönetmen Jason Hale · Oyuncular Pelin Şahin Değirmenci, Berkay Şekerci · Yardımcı Yönetmen Elif Kaman · Müzik Martin Czerny · Reji Asistanları Orkan Aydın, Sıla Karadaş · Ses Tasarımı Ege Tolga · Işık Tasarımı Soner Toğan
