Lansana Keita, felsefi geleneği antik Mısır'a, yani Kemet'e kadar izleyerek Avrupa merkezci tarih yazımına meydan okuyor.
Bilginin Coğrafyası
Felsefe tarihi hâlâ tek bir hat üzerinden anlatılıyor: Antik Yunan, Orta Çağ Avrupası, Aydınlanma, modern Batı. Bu sıralama o kadar yerleşik ki sorgulanması bile alışılmadık. Ama her anlatı bir tercih. Ve her tercih, bazı şeyleri dışarıda bırakır.
Düşünür Lansana Keita bu anlatıyı reddediyor. Keita, felsefi geleneğin kökenini Antik Yunan'dan değil, Kemet olarak da bilinen Eski Mısır'dan başlatıyor.
Kemet'ten Başlamak
Keita'nın çıkış noktası açık: Eski Mısır bir Afrika medeniyetidir ve Afrika düşünce geleneğinin parçası olarak ele alınmalıdır. Batı akademisi bu iddiayı uzun süre ya görmezden geldi ya da tartışmalı buldu. Avrupa merkezci tarih yazımı, Mısır'ı Afrika'dan koparıp Akdeniz havzasının belirsiz bir parçası olarak sundu.
Keita bu bulanıklığı kabul etmiyor. Ona göre Kemet'i başlangıç noktası almak, yalnızca Afrika'ya felsefi derinlik kazandırmıyor; Batı'nın kendisini dayandırdığı mirası da sorgulatıyor. Yunan düşüncesinin Mısır'la ilişkisi hiçbir zaman tam olarak netleştirilmedi — o bağ, işe yaradığı yerde vurgulandı, yaramadığı yerde örtbas edildi.
Avrupa Merkezcilikle Hesaplaşmak
Avrupa merkezcilik, fikirlerin belirli bir coğrafyada doğduğunu, diğer yerlere ise yalnızca ulaştığını varsayan bir zihin yapısıdır. Türkiye'deki entelektüel tarih açısından da bu yapı yabancı değildir; Osmanlı düşünce geleneği, modernleşme sürecinde zaman zaman Batı karşısında geride konumlandırılmış, kendi özgün felsefi birikimi ikincil bir meseleye dönüştürülmüştür. Dekolonyal düşünce, Batı kavramlarına alternatif aramakla yetinmiyor. O kavramların nasıl ve kimin çıkarına inşa edildiğini gösteriyor. Keita bu geleneğin içinde yer alıyor ama onu farklı kılan şey, soyut eleştirinin ötesine geçip somut bir tarihsel alternatif sunması. Kemet'e dönüş, spekülatif değil; arkeolojik ve filolojik bir zemine dayanıyor.
Keita'nın iddiası net: Felsefi düşüncenin kökenini arayanlar, Atina'dan önce başka bir coğrafyaya uğramak zorunda.
Bilginin Sınırları Yeniden Çizilirken
Dekolonyal perspektifler son yıllarda akademide daha fazla yer buluyor. Müfredat tartışmalarından kurum politikalarına uzanan bu gündem, çoğu zaman kimlik siyasetiyle karıştırılsa da özünde epistemolojik bir soru taşıyor: Neyi bilgi sayıyoruz ve bu kararı kim veriyor?
Keita'nın çalışması bu soruya Afrika felsefesi üzerinden verilen en güçlü yanıtlardan biri. Afrika'yı felsefi bir boşluk olarak değil, derin bir entelektüel tarih barındıran bir gelenek olarak yeniden çerçeveliyor.
Kaynak: Aeon