Kırmızı ve aşkın yolculuğuna "Günah Şehri: Uğruna Ölünecek Kadın" filmi üzerinden bir bakış. Dikkat: Bu yazı "Günah Şehri: Uğruna Ölünecek Kadın" filmine dair spoiler içerebilir.
Kırmızıyı düşündüğünde ilk aklına gelen nedir? Kan, kalp, korku, tehlike, tutku... Peki ya aşkı düşündüğünde? Bu kelimelerin birbirine ne kadar yakın durduğunu hiç fark ettin mi? İşin psikolojisine girmeyeceğim elbette ama fark etmeni istediğim şey öncelikle bu ayrım. Şimdi birazcık bu ortaklığın izini sürelim.
Psikoloji, çoğu zaman kırmızının kalp atışını hızlandırabildiğini, dikkati üzerine çektiğini ve tehdit ile tutkuyu aynı anda çağrıştırabildiğini söyler. Belki de sanatın bu renkten ve aşktan vazgeçememesinin nedeni budur. Ressamın tuvalinde, yönetmenin kadrajında ya da şairin dizelerinde kırmızı hiçbir zaman yalnızca kırmızı değildir. Kırmızı sanatın türünden çok ifade edemediklerimizin rengi haline gelir.

Aşk, bir anda ortaya çıkan eylemlerin en dengesiz halidir. İki sağlıklı insanı tutsak haline getirebilen, platonik olduğu hallerde ruhsal hastalıklara yol açabilen ama bir taraftan da dünyanın tüm renklerini bir anda capcanlı hale getirebilen sonsuz bir güçtür.
İnsan kendini en iyi yakın ilişkilerde tanır. Kendi sınırlarını ve sınırsızlığını bir başkasının davranışlarıyla ölçerken yeni bir bağlamda var olmaya çalışır aslında; sevilen kişinin kalbinde.
Bu durumu en iyi anlatan sinematik örneklerden biri olan ve Sin City devam filmi olarak da bilinen Sin City: A Dame to Kill For (Günah Şehri: Uğruna Ölünecek Kadın) filminden hareketle bu konuyu mercek altına alacağım.

Frank Miller'ın senaryosunu yazdığı ve Robert Rodriguez'le birlikte yönetmenliğini üstlendiği 2014 yapımı suç/gerilim türündeki bu film, Frank Miller'ın grafik romanından sinemaya uyarlanmıştır. Gelin şimdi kırmızı ve aşkın yolculuğunu bu filmle inceleyelim.
Yapımın oyuncu kadrosunda Eva Green, Josh Brolin, Jessica Alba, Joseph Gordon-Levitt ve Mickey Rourke gibi dünyaca ünlü isimler yer alır. Çizgi roman estetiğini yansıtan siyah beyaz görselliğiyle dikkat çeken film, Basin City adlı kurgusal bir şehirde geçmektedir. Hikayenin merkezinde, erkekleri manipüle eden Ava Lord (Eva Green) adlı "femme fatale" vardır. Bu karakter edebiyatta ve sinemada, olağanüstü cazibesini ve zekasını kullanarak erkekleri büyüleyen, kendi hedefleri doğrultusunda yönlendiren ve genellikle sonları felaketle biten tehlikeli, gizemli kadın karakterleri tanımlamak için kullanılır. Ava Lord da böyle bir karakterdir ve filmde onun yarattığı tehlikeler ve yozlaşmış bir düzende intikam arayan diğer karakterlerin birbiriyle kesişen güç mücadelelerini izleriz.
Filmde ağırlıklı olarak siyah ve beyazın hakim olduğu dünyada gözün seçtiği tek aydınlık kırmızıdır. Sinematik kadrajların içinde ansızın beliren bu renk, yalnızca estetik bir tercih değildir; heyecanı, arzuyu ve tehlikeyi aynı anda çağırır. Kendimizi ekrana hapsolmuş hissetmemiz gayet olasıdır. Filmin görselliği bizi vorteksine -girdabına- çok kolay esir alır. Kırmızı ise bazen bir arabanın detayında, bazen bir kadının dudağındaki rujda belirir. Böylelikle sadece bir renk değil; arzunun, tehlikenin ve dikkatin merkezi olur. Hikayenin görünmeyen anlatıcısına dönüşür. Belki de bu yüzden bu renk tek bir duygunun rengi olmaktan çıkarak insanın en uç hislerinin ortak dili haline gelir.

Kırmızı Ruj Neyi Sembolize Eder?
Konumuz ruja gelmişken, kırmızının en görünür hallerinden biri de yüzyıllardır dudaklarda taşınmasıdır. Kırmızı ruj yalnızca estetik bir tercih değildir; dikkat çekmenin, arzunun, gücün ve bazen de meydan okumanın sembolüne dönüşmüştür. Tarih boyunca kadınlıkla, çekicilikle ve görünür olmakla ilişkilendirilmesi boşuna değildir. Çünkü kırmızı, bedene değdiği anda yalnızca bir renk olmaktan çıkar; bir ifade biçimine dönüşür.

Filmde bu ifadenin oldukça çarpıcı bir biçimde kullanıldığını hissederiz. Siyah ve beyazın sert kontrastı içinde beliren kırmızı, seyircinin gözünü istemsizce kendine çeker. Özellikle kadın karakterlerin dudaklarında beliren kırmızı ton, yalnızca bir makyaj detayı değildir; karakterin tehlikeli çekiciliğini görünür kılan bir işarettir. Film boyunca Ava Lord karakterinin varlığı çoğu zaman bir femme fatale etkisi yaratır: yaklaşılması arzulanan ama aynı zamanda yaklaşanın zarar görebileceği bir merkez gibi. Siyah ve beyazın sert kontrastı içinde beliren kırmızı, seyircinin gözünü istemsizce kendine çeker.
Bu yüzden kırmızı ruj, filmde sadece güzelliği temsil etmez. Aynı anda arzuyu, manipülasyonu, baştan çıkarmayı ve tehdidi taşır. Seyirci o kırmızıyı gördüğünde yalnızca bir dudağa bakmaz; karakterin etrafında kurulan tehlikeli çekim alanını da hisseder. Kırmızının sinemadaki gücü tam da burada ortaya çıkar: tek bir renk, bir karakterin bütün atmosferini değiştirebilir.

Belki de bu yüzden aşk, kırmızının en ateşli tonudur. Aşk insanın içine düştüğü anda insana her şeyi yaptıracak kor bir kırmızıya dönüşür. Kişi, karşısındakine karışırken artık her şey mümkündür. Aşk, kırmızının en alevli rengidir. Çünkü kırmızı; yaşamla ölümü, arzuyla korkuyu, tutkuyla yıkımı aynı anda taşıyabilen nadir renklerden biridir. Aşk da bu rengi asilce taşır.
