Jim Jarmusch'un Paterson filminde şair otobüs şoförü, gündelik rutini şiire çevirir. Vegan hakları aktivisti, şair Mehmet Bilecen, filmi iç ses ve sessizlik kavramları üzerinden okuyor.
Şiirin amacı bizi şiir haline dönüştürmesidir.
Edgar Morin
Yönetmen Jim Jarmusch'un Paterson (2016) adlı filminde Paterson, şair bir otobüs şoförüdür. Dingin bir sessizliğin sesini taşır film süresince. Bu durumu, onun kendi içine ve dışına aynı dinginlikte bakan ifade ve tavırlarından anlarız. Bu ifade, otobüs kullanırken de bazı yolcuların sohbetlerine dikkatle kulak misafiri olurken de ona şiir yazdıran kibrit kutusunu incelerken de bir bankta oturup çevresini incelerken de kendini gösterir. Gündelik hayatın içindeki birçok temas anında kendi iç sesine ve sessizliğine uygun hisleri ve imgeleri fark edip şiirine yansıtıyor Paterson. Modern hayatın; iş, ev ve boş zaman olarak parçalayarak oluşturduğu ayrımları kendi şiirinin sesinde, ritminde yok ediyor. Paydos sonrası barda bira içme anında hissettiği duyguları da evde otururken bir kibrit kutusundan aşka dair metaforik tartışma açan ifadeleri de şiire dönüştürüyor.

Rutinler imgelere, imgeler şiirlere dönüşürken modern kapitalist toplumun sonuç odaklı, katı rasyonel güzergahları içinde kendi iç sesimizi bulmanın önemini de düşünmemize imkan sağlıyor sanki Paterson. Seslerin, sözlerin ve görüntülerin üst üste bindiği, birbirini kesintiye uğrattığı zamanın ruhu içinde kendi sesimizi nasıl bulabiliriz? Elbette kendi bireysel sesimiz de toplumsal-kültürel yapıdan ayrı düşünülemez, o yapının içinden çıkar; Paterson'un şiirinde olduğu gibi ama o, henüz söylenmemiş sözün ritmini ve fısıltılı sesini duymak için kendi içindeki ve dışındaki uzaklara dalar. Amacı özel olmak değildir, onu hayatın akışı içinde özerk hale getiren belki de bu halidir. Şair olduğunu ilan ederek, bir kimlik oluşturma çabasına girmez. Kent içinde kirpi tavrını kaybetmeyen bir flaneur gibidir Paterson.

Filmin düşündürdüğü bir başka kavram da sessizlik. Bir şeylerin olması için çok yoğun çaba göstermemek, hayatın akışında sözcükler aracılığıyla yollar fark etmek, hayata sürekli bir anlam üretim fabrikası olarak bakmamak bu sessizliğin ifadeleri olarak okunabilir. Sessizlik, filmin son sahnesindeki hediye edilen boş defterin bize hissettirdiği sonsuz ihtimaller mekanıdır. Şairin şiir defteri yok olsa da yeniden şiir yazma cesaretidir. Elbette bu örneği de hayatta özne olma çabasının bir metaforu olarak düşünebiliriz.

Hızlandıkça bizi de hızlandırıp hayatı daha çok kaçırmamıza neden olan, ilerleyen modern zaman anlayışına karşı da hayatın döngüselliğine kapı açmak olsa gerek sessizlik ki yönetmen de filmi pazartesi başlatıp pazartesi bitirmiştir. Rutinin içindeki küçük değişimleri fark etmek için oluşturulması gereken dingin bir içsel mekan olarak da düşünülebilir sessizlik...
