Caravaggio hayatı boyunca tek bir tabloya imza attı. İmzayı, Vaftizci Yahya'nın boynundan akan kanın içine yerleştirdi.
Malta'nın başkenti Valletta'da, Aziz Yahya Ortak Katedrali'nin yan tarafındaki Oratoryum'a girerseniz duvarın tamamını kaplayan bir tablo görürsünüz. Devasa denebilecek boyutlarda bir eserdir bu: Neredeyse dört metre yüksekliğinde, beş metreden geniş. Caravaggio'nun yaptığı en büyük tuval.
Peki ne var bu tuvalde? Sahne Vaftizci Yahya'nın infazını anlatır. Yahya yerde yatar, celladın kılıcı ilk darbeyi indirmiştir ama iş henüz bitmemiştir. Boyundan yere kanlar saçılır.

O kan lekesine yaklaşıp bakarsanız, harfler görürsünüz.

f. Michelang.o
Caravaggio'nun bilinen bütün eserleri içinde imzasını taşıyan tek tablo budur. Başka hiçbirine adını yazmamıştır. İmza için seçtiği malzeme de ilginçtir: Kan.
Roma'da Kazanılan ve Bir Gecede Kaybedilen Şöhret
Bu imzanın neden bu şekilde atıldığını anlamak için birkaç yıl geriye gitmek gerekir.
Caravaggio 1590'ların sonunda Roma'nın en meşhur ressamıdır. Sonradan tenebrizm denecek olan o sert ışık gölge karşıtlığını en uca götüren odur; figürleri sanki üzerlerine tek bir projektör tutulmuş gibi zifiri karanlıktan çıkar. Dini sahneleri de uhrevi biçimde değil, sokaktaki haliyle kurar. Azizlerini meyhaneden, hamaldan, fahişeden seçer, ayaklarının kirini bile silmeden öylece tuvale aktarır.
Contarelli Şapeli'ne yaptığı Aziz Matta'nın Çağrılışı tablosuyla karanlığı bir teknik olmaktan çıkarıp anlatının kendisi yapar.
Resme konu olan sahne, Matta İncili'nin dokuzuncu bölümünden gelir ve metinde tek bir cümleyle ifade edilir: "İsa oradan geçerken, vergi toplama yerinde oturan birini gördü. Adı Matta'ydı. Ona, 'Ardımdan gel' dedi; Matta da kalkıp İsa'nın ardından gitti."

Lütfen İsa'ya dikkatli bakın. Sahnenin merkezinde değil, sağ köşede, üstelik önündeki figürün, yani Petrus'un arkasında yarı gizli durur. Size bu kişinin İsa olduğunu söylemesek belki anlamayacaktınız. Başında bir hale var ama saç teli inceliğinde, duvara atılmış bir çizik gibi. Tablodaki tek doğaüstü ayrıntı odur.

Onu asıl gösteren şey ise ışıktır. Işık, vergi memurlarının oturduğu masanın üstüne bir emir gibi düşer; kimin seçildiğini ışık söyler. Uzattığı elin duruşu ise Michelangelo'nun Sistina tavanındaki Adem'in elinin neredeyse aynadaki yansıması gibidir. Bunun ustaya bilinçli bir selam olduğu genel kabul görür.
Sonrası dramatiktir. Caravaggio'nun hayatı da resimleri gibi karanlıktır. Bu yönü fazlasıyla meşhur olduğu için üzerinde uzun durmayacağız; yalnız o karanlığın zirvesine bakalım. Roma'da bir kavgada, kimi kaynaklara göre bir düelloda, Ranuccio Tomassoni adında bir adamı öldürür. Ardından hakkında bando capitale çıkarılır: Yani boynunun vurulmasına hükmedilir ve hükmü infaz etme yetkisi "herkese" verilir. Papalık topraklarında onu tanıyan biri, onu öldürüp başını yetkililere götürebilir ve ödülü alabilir. Caravaggio bundan sonraki dört yılı, tanıdığı ya da tanımadığı herhangi birinin onu yasal olarak öldürebileceğini bilerek, şehir değiştirerek geçirir.
Malta: Aftan Önceki Son Durak
Yıllarca kaçak yaşar. Napoli'ye, oradan da yazımıza konu olan dev tabloyu yaptığı Malta'ya geçer.
Malta adası, Aziz Yahya Şövalyeleri'nin elindedir. Caravaggio şövalye ünvanı alırsa itibarını geri kazanacak, itibarını geri kazanırsa Papa'dan af isteyebilecektir.
Ve bu plan işe yarar. 14 Temmuz 1608'de Büyük Üstat Alof de Wignacourt onu İtaat Şövalyesi ilan eder. Bu, soylu doğmamış birinin çıkabileceği en yüksek basamaktır.
Karşılığında Caravaggio Oratoryum'un duvarına tarikatın koruyucu azizinin, Vaftizci Yahya'nın başının kesilmesi sahnesini yapar.
Şimdi tabloya dikkatli bakalım.

Caravaggio'nun eserlerinde görmeye pek alışkın olmadığımız bir şeyle karşılaşırız: Boşluk. Roma yıllarında yaptığı o sıkışık, figürlerle dolu, omuz omuza kompozisyonlarından eser yoktur burada. Kocaman bir avlu duvarı, bir kemer, soğuk bir taş ve dört beş kişi vardır. Geri kalanı, tıpkı kendi tefekkür yılları gibi, büyük bir boşluktur.
İkinci göze çarpan şey, anın seçimidir. Caravaggio darbenin indiği ânı da, işin bittiği ânı da çizmeyi tercih etmez. İkisinin arasını çizer. Cellat ilk vuruşu yapmıştır, baş kopmamıştır; şimdi sağ elini beline atmış, işi bitirecek olan kısa hançeri çekmektedir. Gardiyan elini uzatmış, başın konacağı tepsiyi göstermektedir. Salome tepsiyi tutar ama yüzünü çeviremez. Yanındaki yaşlı kadın başını iki eliyle kapatmıştır.
Sağda, parmaklıkların ardında iki mahkum vardır. Biri boynunu uzatmış, olanı izlemektedir.
O iki mahkum tablonun en rahatsız edici parçasıdır, çünkü onların yaptığı şey bizim yaptığımız şeydir. Olan biten her şeyi elleri kolları bağlı izlerler.
Şimdi kana dönelim.
Bir tablonun altına atılan imza, normalde sanatçının "bunu ben yaptım" deme biçimidir. Caravaggio'nun imzası bundan fazlasını söyler. Baştaki f. harfi fra'dır, yani kardeş. Şövalye ünvanının işaretidir. Caravaggio, hayatı boyunca ilk ve son kez adını yazarken, adının önüne yeni kazandığı sıfatı koymuştur.
Ve o sıfat, kesilmiş bir boyundan akan kanla yazılmıştır.
Bunun bilinçli bir cinayet itirafı mı, yoksa kellesine ödül konan bir ressamın kendi kaderiyle kurduğu soğukkanlı bir şaka mı olduğunu bilmiyoruz. Caravaggio bu konuda tek satır bırakmamıştır.
Ünvanı aldıktan bir buçuk ay sonra, 18 Ağustos 1608'de Caravaggio yine bir kavgaya karışır. Bu kez karşısındaki sıradan biri değildir: Tarikatın kıdemli şövalyelerinden Giovanni Rodomonte Roero'yu yaralar.
Caravaggio tutuklanır ve Malta'daki Sant'Angelo Kalesi'ne kapatılır. 6 Ekim'de kaçar. Kayalara oyulmuş o hücreden nasıl kaçtığı bugün bile bilinmemektedir.
1 Aralık 1608'de Oratoryum'da genel kurul toplanır ve oybirliğiyle Caravaggio tarikattan "çürümüş ve kokuşmuş bir uzuv gibi" atılır.
Tören Oratoryum'da yapılır. Yani tam olarak duvarında kendi tablosunun asılı olduğu odada. Şövalyeler onu tarikattan atarken, arkalarında onun kanla imzaladığı beş metrelik tuval durmaktadır. Şövalye olalı beş ay olmamıştır. Aynı duvar, o beş ayın içinde, önce onun zirvesi sonra onun idam sehpası olmuştur.
Sonrası
Sicilya'ya kaçar, oradan Napoli'ye geçer. Artık peşinde bir değil iki otorite vardır: Roma'daki Papa ve Malta'daki imtiyazlı tarikat.
24 Ekim 1609'da Napoli'de, Cerriglio adlı meyhanenin önünde dört kişi tarafından sıkıştırılır. Onu öldürmezler. Yüzünü keserler. Yaraları o kadar ağırdır ki Roma'ya "Caravaggio öldürüldü." diye haber gider.
Sonraki aylarda yaptığı Davut ve Golyat'ın Başı tablosunda, Davut'un elinde tuttuğu o kesik başın yüzü şiş, gözü mor, dudağı yırtıktır. O yüz Caravaggio'nun darp edildikten sonra tahrip olan kendi yüzüdür.

Temmuz 1610'da Roma'ya dönmek üzere Napoli'den bir tekneye biner. Artık rüzgar yön değiştirmiş, lehine esmeye başlamıştır. Af yakındır; Roma'daki güçlü dostları onun için ara buluculuk yapar. Ancak yolda karaya çıktığında bir yanlış anlaşılma yüzünden tutuklanır. Serbest kaldığında tekne çoktan gitmiştir. Kısa süre sonra hastalanır.
Şair dostunun verdiği tarihe göre 18 Temmuz 1610'da ölür. Otuz sekiz yaşındadır.
Mezarının nerede olduğunu bilmiyoruz. Attığı tek imzanın nerede olduğunu ise biliyoruz.
Valletta'da, bir duvarın üstünde, yerde yayılan kanın içinde durmaktadır.
