Biraz hatıra, biraz rehber niteliği taşıyan bu beş kitabı sonbahara bir iz olarak bırakıyorum ki şehrin tam da saatler boyu yürünebileceği havalar gelmişken sizlere yalnız edebi bir haz sunmakla kalmasın, mihmandarlık da etsin.
İstanbul öyle eski ve efsunlu bir şehir ki nice efsanelere, nice kitaplara konu oldu. Herkes kendi İstanbul’unu yazdı, kendi şehrini okuyucuya sundu.
Siz de İstanbul’u seviyor ama en güzel yanlarının geçmişte kaldığını düşünüyorsanız; bu şehri çok sevmiş ve yazdıklarıyla da şehre iz bırakmış bu kıymetli yazarların söylediklerine kulak verin.

1. İstanbul’da Yaşama Sanatı, Ahmet Haluk Dursun
“Nostaljiye Reddiye” başlıklı bir yazı ile başlasa da bu kitap İstanbul için zamansız bir rehber niteliği taşır ve esasında çok nostaljiktir. Yaşama Sanatı teriminin henüz gündemde olmadığı yıllarda, ilk olarak 1999’da basılan bu kitap, özellikle “İstanbul’da yaşayıp da bir türlü İstanbullu olamayanlara” bir yol göstericidir. İstanbul kültürünün bugün unutulmaya yüz tutmuş âdetlerini, şehrin anıt ağaçlarını, artık tükenmekte olan balıklarını, göçmen kuşlarını, eski sokak isimlerini, musikisini, şehrin kendine has lezzetlerini, yalılarını, köşklerini, Boğaziçi’ni, gerçek yedi tepesini eleştirel ve bir o kadar da mizahi bir dille sunar. Her yazının sonundaki “Meraklısına Notlar” kısmı, kitabın en dikkat çekici bilgileri olarak birer ansiklopedi maddesi niteliği taşır.
Bu kitabı kendinize bir tur rehberi sayarak pek çok destinasyonu gezebilirsiniz. Bu sonbahar başlamak için harika bir fırsat.
“Yaşayan Boğaziçi” başlıklı yazıdan bir alıntı:
“Boğaziçi kültürüne iki açıdan yaklaşılabilir; bunlardan çokça yapılan ve artık bize göre harcı âlem olanı Boğaziçi nostaljisidir. “Eskiden, bir zamanlar, ne günlerdi, sizler yetişemediniz…” gibi kalıplarla başlayan bu tür yaklaşıma bizim de “Ele geçmezse eğer sevdiğimiz, çare ne, eldekini sevmeliyiz.” şeklinde bir çözümümüz var.
Bütünün bittiğini, genel özelliğinin kaybolduğunu kabul etmekle beraber; nelerin kaldığını, ne şekilde korunabileceğini, bunların yeni nesillere nasıl aktarılabileceğini düşünmek ve bu konuda çalışmak da boynumuzun borcudur.”

2. İstanbul Maceramız, Çelik Gülersoy
Bu şehre bir “İstanbul Kitaplığı” hediye etmiş olan Gülersoy’un İstanbul Macerası elbette geçmiş günlerin İstanbul’unu andığımız bu listede yer alacaktı. Şehrin geleneklerinden imar planlarına, depremlerden, İstanbullu kimdir ve “Yeni İstanbullular” kimdir sorularına, Boğaziçi’ne yapılan köprülerden, Boğaz öngörünümünü delen yüksek binalara, şehrin her yerinde bir anda büyümeye başlayan gökdelenlerden ilk İstanbul otellerine kadar geçmişte bu şehre karşı işlenen suçları hatırlamaya bir davettir bu kitap aynı zamanda.
Gülersoy’un çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanmış yazılarının bir derlemesi olan bu kitap, dönemin bir aydınının, siyasetçileri ve yanlış imar politikalarını nasıl da cesaretle eleştirebildiğinin bir örneğidir.
Bir Alıntı:
“İstanbullu olabilmek hâlâ dört şey demektir: Dilini, giysini, evini ve çevresini düzeltmek.
Bu sonuncuya gücü yetmeyenin, hiç değilse şehre ihanet etmemesi yeter. İhanetin içine, ağaç kesmek, iğrenç ya da korkunç bina dikmek ve eskilerin bıraktığı ve geleceğe hem armağan ama hem de emanet ettiği güzellikleri gürül gürül yıkmak gibi çeşitli fiiller girer. İstanbullu olmak isteyen ve de olan bütün yeni hemşehrilere selam! Neden mi? “İstanbullu” olmak, adam olmayla biraz eş anlamlı da ondan. Bu da İstanbul’un bütün bir medeniyetin özeti olmasından!”

3. Boğaziçi’nde Tarih, Samiha Ayverdi
Malum, İstanbul’un Boğaziçi de şehrin kendisi kadar dillere destandır. Samiha Ayverdi de Boğaz kıyısında yaşamış ve İstanbul geleneklerine hâkim, İstanbul Türkçesini en zarif haliyle kullanan; hem Türk edebiyatı hem de İstanbul kültürü için çok kıymetli eserler bırakmış bir yazar ve düşünür. Bu listeye Ayverdi’nin Boğaziçi anlatımı yakışırdı.
Bu kitapta neler var derseniz, baştan sona Boğaziçi var. Boğaz’ın mesire geleneği, musikisi, “muntazır teşrifine hazır kayıkları” var. İsimler var: Boğaz’ın adından köylerinin isimlerine, Çengelköyü’nden Beylerbeyi’ne, Arnavutköyü’nden Kavaklara Boğaz köyleri var. Şimdilerde Çengelköy, Arnavutköy desek de doğru kullanımı "köyü" şeklindedir. Eski İstanbullular Çengelköyü yerine Çengelköy dendi mi “Rum ağzı yapma!” derlermiş.
Samiha Ayverdi bu kitabın girişinde şöyle diyor:
“İstanbul ağacının ince bir kolu, narin bir sürgünü olan Boğaziçi dalının beş asırdır eteğimize düşen tarihi bereketi ile edebi mahsulünden, tatlı-acı bir tadımlık lezzet bulup, bu çeşniyi de geçmişin bir armağanı olarak geleceğe bırakabilmek, bizim için ödenmez bir borcun ve mesut bir vazifenin ta kendisidir.”

4. Hep İstanbul (Memleket Yazıları), Refik Halid Karay
Bizler Refik Halid’i daha çok romanlarıyla tanısak da uzun yıllar gazetecilik yapmış olan Refik Halid bir İstanbul aşığı olarak bu şehri, kalemine sayısız kere konu etmiştir.
1938-65 yılları arasında İstanbul’a dair muhtelif mecralarda yazmış olduğu yazıların toplandığı bu kitap, hüzünlü bir nostalji ve sert bir muhalefet ruhu taşır. Şehir imarları ve talanları, yöneticilerin yanlış kararları bu kitapta da eleştirilir ama şehrin güzelliklerinin de altı çizilir.
Karay'ın İstanbul’un yalıları, köşkleri, sarayları, semtleri, parkları, anıtları, müzeleri ve büstlerini de anlatan bir şehir rehberi niteliği taşıyan bu yazılarını, şehri gezerek okumak paha biçilmez bir keyif olacaktır.
“Denizde Balık İstanbul’da Biz” başlıklı yazısından bir alıntı:
“Denizde balık, İstanbul’da biz! Balıklar denizi, biz bu şehri bilmeyiz; içinde bilmeden döner dolaşırız. Hoş, balıkların denizi bilmediklerine işaret eden malum “O mahiler ki derya içredir, deryayı bilmezler” sözü bir şair uydurmasıdır. (…)
Her neyse mevzumuz deniz ve balık değildir. İstanbul ve ahalisidir. Peki, biz bu şehri neden bilmeyiz? Bir kısmımız -ki çoğunluktur- sadece bilmek istemediğimizden, o ihtiyacı duymadığımızdan, emsaline her ülkede ve her şehirde rastlandığı gibi bildiğimiz kadarını kendimize kâfi görmemizden…
Bir kısım da vardır ki yaradılıştan meraklıdır; bilmek, öğrenmek ister. Öğrenemez; zira İstanbul’un henüz tam manasıyla ihtiyaca ve eski tabirle ihticaca salih bir rehberi yoktur. (…)
Frenk dillerinde yazılmış kılavuzların tercümesini istemiyorum. Bize, bizim geçmişteki hayatımızı unutturmayan, elden ele gezecek ve dilden dile çevrilecek yepyeni bir eser lazım. İstanbul üstüne çökmüş olan sisi bu eser dağıtacak; zira dünün İstanbul’u seçilemeyecek kadar sislidir.

5. Yaşadığım Gibi, Ahmet Hamdi Tanpınar
İstanbul deyip de Tanpınar’ın denemelerinden bahsetmemek olmaz.
Dergi ve gazetelerde yazdığı yazıların bir araya gelmesiyle oluşan Yaşadığım Gibi isimli bu kitap, 1900’lerin başında bu şehirde doğan Tanpınar’ın şehrin kültürüne, sanatına, siyasetine ve elbette diline olan hakimiyetini göstermesi bakımından önemlidir. Bu kitapta yalnız İstanbul değil, Bursa başta olmak başka şehirler de var ama İstanbul’un yeri ayrı. Ahmet Hamdi bu yazılarında şehrin mevsimlerine, rüzgarlarına, sisine, balığına, mahallelerine değindiği kadar cemiyetine, sanat insanlarına, aydınlarına dair düşündüklerini de kayda almıştır.
Tanpınar’ın “Lodosa, Sise ve Lüfere Dair” başlıklı yazısından bir alıntı:
“Lodos İstanbul’un hem afeti, hem de lezzetidir. Her mevsimde emsalsiz bir kuyumcu, yahut çok kıskanç veya belalı bir aşık gibi ortaya çıkar. Bir aydır İstanbullunun hayatı altını, gümüşü, her cins kıymetli taşı, firuze ve zümrüdü, mineyi hiç esirgemeyen, israf edercesine kullanan bu eski ustanın atölyesinde bir Hürrem Sultan’ın mücevherleri gibi dövülüyor ve işleniyor. Bu eski ve marifetli aşık daha birkaç hafta evvel o kadar hırpaladığı, yerden yere çaldığı, adeta dört bir tarafa dağıttığı sevgilisini durmadan süslüyor, güzelleştiriyor. İstanbul bu sevginin ve okşamanın altında mesut, hatta biraz baygın, gülüyor, geriniyor, bir kat daha güzelleşiyor, bazan silkinip mevsimlerin ve saatlerin raksını yapıyor, bazan da, geçen hafta olduğu gibi, ağır süslerinin ve bakışlarının parıltısını bir çeşit can sıkıntısında, uyku mahmurluğunda kısıyor ve külleştiriyor.”
Listede Yer Alan Kitapların Künye Bilgileri
1. İstanbul’da Yaşama Sanatı, Ahmet Haluk Dursun (Kapı Yayınları, 2019,323 sayfa)
2. İstanbul Maceramız, Çelik Gülersoy (Remzi Kitabevi, 1995, 271 sayfa)
3. Boğaziçi’nde Tarih, Samiha Ayverdi,(Kubbealtı Yayınları, 2008, 464 sayfa)
4. Hep İstanbul, Refik Halid Karay (Memleket Yazıları 1, İnkılap Kitabevi, 2014, 584 sayfa)
5. Yaşadığım Gibi, Ahmet Hamdi Tanpınar (Dergah Yayınları, 5. Baskı, 2006, 470 sayfa)
