İstanbul Bilgi Üniversitesinin santralistanbul Kampüsündeki Enerji Müzesi'nde açılan "Virginia Woolf: Kıyılar Arasında Yankılar" isimli çağdaş sanat sergisini, küratörlerinden Levent Tökün ile konuşuyoruz.
İstanbul Bilgi Üniversitesi 24-28 Haziran 2026’da 35. Uluslararası Virgina Woolf Konferansına ev sahipliği yaptı. Her yıl değişen konferansın başlığı bu yıl “Woolf ve Ses” olarak belirlendi. Bu uluslararası konferanslar 1991’den beri dünyanın farklı üniversitelerinde, International Virgina Woolf Society tarafından organize ediliyor. Bu yılki ses teması Woolf’un eserlerini; ses, ritim, dinleme, sessizlik ve işitsel deneyim kavramlarının ışığında disiplinlerarası bir anlayışla incelemeye alan açtı.

Son 5 yıla baktığımızda; 2022’de Teksas Lamar Üniversitesinde “Woolf ve Etik”, 2023’te Florida Gulf Coast Üniversitesinde “Woolf ve Ekoloji”, 2024’te California Fresna Teknoloji Üniversitesinde “Woolf ve Teknoloji” ve geçen yıl da Londra’daki King’s Colloge ve Sussex Üniversitesinde “Woolf ve Muhalafet” konulu etkinlikler gerçekleştirilmişti.

İstanbul Bilgi Üniversitesi, bu önemli etkinliğe ev sahipliği yaparken Enerji Müzesinde bu konferans kapsamında “Virginia Woolf: Kıyılar Arasında Yankılar” ismiyle bir de çağdaş sanat sergisi açtı. Küratörlüğünü Demet Karabulut Dede, Levent Tökün ve Derya Sayın’ın yaptığı sergide 13 sanatçının eseri bulunuyor: Ayşe Orhon, Bengisu Bayrak, Eda Çekil, Gülsün Orhon, Hasan Nazif Yılmaz, İrem Güngez, Mesrure Melis Bilgin Koen, Naz Işıksoy, Özlem İşbilir, Paola Giorgi, Rebecca Wood, Sinan Aruser, Zeynep Abacı tarafından üretilmiş eserler, bir sanayi mirası olan bu mekana yeni bir renk verirken Virginia Woolf'a yepyeni açılardan bakmamızı sağlıyor.

Virginia Woolf: Kıyılar Arasında Yankılar
Sergide en çok dikkatimi çeken şey, mekanla eserler arasındaki zıtlıktı. Enerji Müzesi’nin soğuk ve endüstriyel havası ilk başta eserlerden çok uzakmış gibi geliyor ama sergiyi gezdikçe bu zıtlık kendi içinde bir bütün oluşturuyor. Woolf’un dünyasına da alıştığımız yerlerden değil; ses, sessizlik ve yankı üzerinden yaklaşılması bence onun ruhunu daha farklı ama bir o kadar da içten bir yerden yakalamış. Her eser başka bir duygu bırakıyor; bazıları huzursuz ediyor, bazıları hüzünlendiriyor, bazılarıysa durup biraz daha bakma isteği uyandırıyor. Sergiden çıktığımda aklımda tek bir Woolf değil, farklı duyguların içinden geçen birçok Woolf kalmıştı.
Sergi Woolf’un eserlerinin yalnızca okunmadığını, görülebilen-duyulabilen-deneyimlenebilen anlatılar olduğunu gösteriyor.
Kıyılar Arasında Yankılar’ı Küratör Levent Tökün ile Konuştuk
Sergi hakkındaki detayları İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Sanat ve Kültür Yönetiminde Araştırma Görevlisi Levent Tökün ile konuştuk.
Bu keyifli söyleşi için bize zaman ayırdığından dolayı kendisine bir kere daha teşekkür ederiz.

Öncelikle neden bu mekan seçildi?
L.T: Bu mekan aslında bir endüstri mirası. Aynı zamanda Türkiye’nin ilk açılan kapsamlı enerji müzesi. Gerçek ve tarihî bir yer olduğu için Woolf’un edebiyatıyla ve sanat eserleriyle bir tezatlık gösteriyormuş gibi gözükse de aslında bu tezatlığı eserlerin ve sanatın ön plana çıkarılması açısından değerlendirdik.
Woolf’un yaşadığı dönemde endüstrinin gelişmesi ve hayatın ciddi bir parçası haline gelmesi, özellikle İngiltere’deki Sanayi Devrimi ile birlikte endüstrinin yükselişi düşünüldüğünde, mekanın bu yönü o döneme de bir selam niteliğinde. O yüzden Virginia Woolf ile mekan arasında çok büyük bir farklılık ya da aykırılık olduğunu düşünmedik.

Sergileme biçimlerinin de, sergiye gelen ziyaretçilerimizin görebileceği üzere, mekana uygun olmasına; aynı zamanda sanat eserlerinin estetiğini ve sanatsal değerlerini bozmayacak şekilde düzenlenmesine dikkat ettik. Mesela kullanılan çelik halatlar, eserlerin X şeklinde sergilenmesi ve mekandaki mimari elementlere uyumlu renklerin tercih edilmesi gibi detayları özellikle düşündük. Böylece hem endüstri mirası olan Enerji Müzesi’ni negatif anlamda etkilememeye hem de eserlerin anlatımına ve estetik değerlerine herhangi bir zarar vermemeye çalıştık.
Aynı zamanda bazı eserlerimiz metal elementler de içeriyor. Mesela Gülsün Orhon’un “Etekler”i veya “Kendine Ait Bir Oda” yorumu. Bunlar metalik elementler içeren ve mekanla çok güzel konuşan eserler oldu.

Woolf çoğu zaman kadınlık, yazmak ve “kendine ait bir oda” üzerinden konuşuluyor. Siz onun dünyasına ses üzerinden yaklaşmayı neden seçtiniz?
L.T: Virginia Woolf’u yalnızca kadınlık ya da yazarlık üzerinden okumak istemedik. Çünkü Woolf’un edebiyatını benzersiz kılan şey yalnızca ne söylediği değil, nasıl duyulduğudur. Metinlerinde ses, sessizlik, ritim, yankı ve iç konuşmalar en az karakterler kadar belirleyicidir. Bu nedenle sergiyi ses kavramı etrafında kurarak Woolf’un yazılarını okunacak metinler olmaktan çıkarıp duyulabilen, hissedilebilen ve mekanla ilişki kuran deneyimlere dönüştürmeyi amaçladık.
Ayrıca sergi, 35. Uluslararası Virginia Woolf Konferansı’nın bu yılki teması olan “Virginia Woolf and Sound” çerçevesinde üretildi. İstanbul’un kendine özgü ses peyzajını Woolf’un metinleriyle buluştururken metin ile mekan, sessizlik ile yankı, bireysel ses ile kolektif hafıza arasındaki ilişkiyi görünür kılmak istedik. Böylece Woolf’un düşüncesinin farklı coğrafyalarda nasıl yeniden yankılandığını araştırmayı hedefledik.
Eserlerin seçim süreci nasıldı?
L.T: Eserlerin seçim sürecinde kapsamlı bir çalışma yaptık. Ancak bu çalışma, sanatçı listelerini açıp “Kim daha uygun, kim daha uygun değil?” şeklinde ilerlemedi. Bazı sanatçıları daha önceden tanıyorduk. Virginia Woolf’tan etkilenmelerini, ondan esinlenmelerini ya da Woolf’a duydukları hayranlığı sanatsal, edebi ve bazen de kişisel olarak biliyorduk. Eserleri seçerken buna da özellikle dikkat ettik.
Eserlerin bir kısmı daha önceden üretilmiş olduğu için Virginia Woolf’tan etkilendiklerini zaten biliyorduk. Mesela Gülsün Orhon ve kızı Ayşe Orhon’un yaptığı “Etekler” ve “Kendine Ait Bir Oda” eserleri 90’larda üretilmişti. Bu eserlerin sergide yer almasını çok istedik ve ne güzel ki oldu.
Bunun dışında kalan pek çok eser ise bu sergi için üretildi. Biz de bu üretim süreçlerine çok fazla karışmadık. “Şu şekilde üreteceksiniz, şu aracı, rengi ya da materyali kullanacaksınız.” gibi yönlendirmelerde bulunmadık. Hatta eserlerin boyutlarına bile karışmadık.
Bu nedenle sanatçılara yalnızca temayı vererek onları serbest bırakmış olduk. Sonuçta da çok katmanlı ve çok güzel eserler ortaya çıktı.

Üretilen eserler Virginia Woolf Society tarafından saklanıyor mu? Eserlere sergiden sonra ne oluyor?
L.T: Bu eserler sergiden sonra sanatçılara teslim edilecek. Eserleri üniversitemizde tutmayacağız. Fakat bazı eserlerin satıldığının haberini aldık. Biz o sürecin içinde değiliz ancak eserler satışa açık olduğu için satılanların da yeni sahiplerine gideceğini düşünüyorum.
Bunun dışında ilerleyen zamanlarda sergiyle ilgili farklı projelerimiz de olabilir. Bunları sanatçılarla görüşeceğiz. Hem sanatçılarla hem kendi aramızda hem de üniversitemizle pek çok fikir alışverişi yapıyoruz. Yani bu sergi, sergiden sonra da bir şekilde devam edebilecek.

Sergiden çıkan bir ziyaretçi nasıl hissetmeli?
L.T: Kendi fikrimi söyleyecek olursam, sergiden çıkan bir ziyaretçinin Virginia Woolf’u hiç tanımasa bile onun coğrafyalar arasındaki etkisini, farklı sanat alanlarında hem kadınlar hem de erkekler üzerindeki izlerini ve hala devam eden yankısını, yani sesini, burada küçük de olsa görmüş olmasını arzu ederim.

‘Virginia Woolf: Kıyılar Arasında Yankılar’ sergisini, İstanbul Bilgi Üniversitesi santralistanbul kampüsü içindeki Enerji Müzesi’nde 16 Ağustos'a kadar her gün ücretsiz olarak ziyaret edebilirsiniz.
Detaylı bilgi için: https://enerjimuzesi.bilgi.edu.tr/tr/
https://www.bilgi.edu.tr/en/academic/virginia-woolf-conference-2026/programme/featured-exhibition/
