Türkiye’nin kültürel mirasını kayda alan ve herkese açık en kapsamlı veri tabanı olarak tanımlayabileceğimiz www.kulturenvanteri.com sitesini; projenin doğuşu, gelişmesi ve bugün geldiği noktayı projenin yaratıcılarından Caner Cangül ile konuştuk.
Kültür Envanteri Projesi, öncelikle Türkiye’de ve yakın coğrafyasında bulunan, “kültür varlığı” tanımına dahil olabilecek her türlü öğenin konum tabanlı bir envanterini çıkarıyor. Kültür varlıklarını, tescilli olsun ya da olmasın bazı standartlar çerçevesinde değerlendiriyor ve veritabanına ekliyorlar. Böylece siz çevrenizde gördüğünüz bir kültür varlığı hakkında güncel bilgiye erişebiliyorsunuz. Bireysel merakın dışında ulusal ve uluslararası projelerde de bu veritabanı, güvenilir bir başvuru kaynağına dönüşüyor. Mesela Kültür Envanteri’ndeki bilgiler Viki Anıtları Seviyor (Wiki Loves Monuments) projesine Türkiye’den en geniş kayıt bilgisini sunan veritabanı. Öte yandan geçtiğimiz haftalarda Klemens Avlu’da misafir ettiğimiz Güzden Varınlıoğlu’nun Kervansaray projesinde de Kültür Envanteri’nden alınan bilgilerin kullanıldığını konuşmuştuk.
Gönüllü olarak başlayan bir proje, birçok vesileyle kültür varlıklarını kayda alıyor ve farkındalık oluşturuyor. Kültür mirasının korunmasında oldukça önemli ve ilk iş olan kayıt alma-envanter çıkarma işini profesyonel bir başvuru kaynağına döndüren, aslında endüstri mühendisi olan Caner Cangül ile bir eylül akşamüstünde Üsküdar’da Atik Valide avlusunda Kültür Envanteri üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.
Sohbetimizden geriye bu bilgilendirici röportaj kaldı. Tüm okurlarımızın farkındalığını artıracağından emin olduğum bu projeye sizler de katkı sunmak isterseniz www.kulturenvanteri.com sitesinde gerekli tüm bilgileri bulabilirsiniz.

Merak Merakı Doğuruyor
H.U: Proje ilk olarak nasıl ortaya çıktı, ne zaman doğdu?
C.C: Resmi olarak doğum gününü 5 Aralık 2019 olarak seçtik. Sitenin Kültür Envanteri adıyla, yeni versiyonuyla açıldığı ilk tarih bu. Ama onun öncesi de var. Benim için 2008'lere, İstanbulopedi projesine gidiyor. Aslında orada başladık; orada da İstanbul'daki kültür varlıklarını aynı şekilde işaretlemeye çalışıyorduk.
H.U: Kültür varlıklarındaki kayıt eksikliğini nasıl fark ettiniz? Niye böyle bir eksik var diye düşündünüz?
C.C: Kendi ihtiyaçlarımdan ortaya çıktı. Fotoğraf çektiğimizde tanımlama zorluğu yaşıyordum. Örneğin Flickr'a fotoğraf yüklüyordum ama ben buna nasıl isim vereceğim? O dönem ağırlıklı olarak çeşmeleri çekiyordum. Kayıt oluşturacağım, çeşmenin adını hiçbir yerde bulamıyorum. İstanbul Ansiklopedisi'ni karıştırıyorum, fotoğrafından benzeterek kültür varlığının ismini bulmaya çalışıyorum. Ya da "Yedikule'de çeşme" diye aratıyorum, şansıma çıkarsa diye... İşte bu kayıt eksikliğini o zamanlar fark ettim. Yani sonuçta isimlendirmede yaşadığım zorluktan çıktı bu fikir. Ardından giderek, böyle bir envanter çalışmasının neden yapılamadığına, nasıl yapılabileceğine dair sorulara kafa yormaya başladım.
Derken bunları toparlamaya başladım. Sonra harita konumlarını toparladım; o dönem Google Earth'te ya da Google Maps'te işaretleyip isimlendiriyordum. Gezdikçe düşündüğümüzden çok daha fazla yapı olduğunu fark ettik. O zaman 'kültür varlığı' da demiyorduk, 'tarihi eser' diyorduk.
Merak merakı doğuruyor, kaydettikçe bunu kim yaptırmış, kimin adına yapılmış, ne zaman, üzerinde ne yazıyor sorgulamaya başlıyorsunuz. Sonra İstanbul dışında gittiğimiz antik kentlerde aynı eksiklikleri yaşamaya başladık. Mesela Perge’ye giriyorsunuz, girişte bir plan var, muhtemelen solmuş. Gezerken bir kalıntı görüyorsunuz, bakıyorsunuz bir bilgi yok. O dönemler şimdiki gibi de değil, neredeyse hiç tabela yok, varsa da çok eski. Fotoğrafı çektikten sonra onu tanımlamam lazım ama bu bilgiyi nereden bulacağım? Bazen yurt dışı sitelerde arıyoruz, planları bulup oradan isimlendiriyoruz. Bu zorluklarla birlikte bulduklarımı en azından işaretlemeye başladım. Sanırım ilk aşamada 7.700 kadar işaretleme yapmışım.

C.C: 5 Aralık 2019'dan önce elimdekileri Google Maps bağlantılarıyla türler bazında haritalandırarak kulturenvanteri.com adresi altında açmıştım. Teknik olarak bunun yetersiz olduğunun farkındaydım ama kendim de beceremiyordum. Bunu birlikte yürütebileceğim birilerini arıyordum. O zamanlar Kiev'de yaşarken bile oradaki bilgisayar mühendisi gençlerle "yapabilir miyiz" diye konuşuyordum. Bir türlü olmadı, çünkü o kişilerin de konuyla ilgilenmesi gerekiyor. İlgilenmeyince umursamıyor. Ehh, altında bir kazanç da vaat edemiyorum.
Sonra 2019 başlarında Erdem'le yolumuz kesişti. Erdem Anadolu Yazıları ismiyle bir site yapmıştı (içeriği sonradan Kültür Envanteri’ne taşındı); Anadolu'da geçmişte kullanılan yazı sistemleri çerçevesinde belli başlı yazıtları derleyip haritada işaretlemişti. Bugün bizim yaptığımızın biraz daha amatör ve spesifik tek konuya odaklı bir hali gibi düşünebilirsiniz. Fotoğraf ve bilgiyle bunu yaptığını görünce dikkatimi çekti, çünkü benim de olmasını istediğim şey buydu. "Elimde böyle bir veri var, dışa aktarabiliyorum, bunu bu formatta yapabilir miyiz?" dedim. İlk başta o da çok emin değildi ama başladık.
Hep şu endişe vardı: Acaba kaldırır mı, patlar mı? Sunucunun gücü yeter mi, insanlar bağlanmaya başlayınca ne olur? Erdem yazılımcı değil, grafik tasarımcı. WordPress altyapısında eklentiler kullanıyordu. Bu eklentiler bunu destekler mi? Desteklemiyor. Yeni bir özellik ekleyeceğiz, nasıl yapmalıyız? Örnek alabileceğimiz şeyler de sınırlı. Tanımlamaları yaparken bile tür isimlerini, kategori isimlerini nasıl vermemiz gerektiğini tam olarak bilmiyorduk. İşte bu noktada gönüllüler de dahil oldu.
Gönüllüler ve Kültür Elçileri
H.U: Gönüllülerin katkısı nasıl oldu?
C.C: Başlangıçta her şehrin bir kültür elçisi olsun, o şehirden sorumlu olsun diye planladık ama istediğimiz gibi gitmedi. Kültür Envanteri başladığında ben Kiev'de, Erdem Almanya'da yaşıyordu. Diğer arkadaşların yüzde 80-90'ı İstanbul'daydı; İzmir'de, Ankara'da birer ikişer kişi vardı. Bugün de öyle. Hep mesela Diyarbakır'dan biri gelsin, Diyarbakır'ın kültür elçisi olsun istedik. Olmadı.
Gelenlerin büyük çoğunluğu da bir süre sonra vazgeçti. Çünkü veri girmek kolay bir şey değil, çok zaman alıcı ve yorucu. İnsanlar sosyal medyada paylaşım yapmaya alışkın. Bir satır yazıp bir fotoğraf ekleyip gönder tuşuna basmak gibi değil; belli bir sistematiğe uymak zorundasınız. Biz buna çok dikkat ettik. Yapılanlar sürekli editörler arasında sorgulamaya ve tartışmaya açık. Eklenen bilgiler mümkün olduğunca kontrol ediliyor.
H.U: Bir su eseri şadırvan mıdır, sebil midir, selsebil midir, çeşme midir? Bu ayrımları herkes yapamıyor. Gönüllüler bu ayrımları yapabilecek yetkinlikte mi?
C.C: Sınıflandırmada pek zorlanmıyoruz; kayıtlardaki hatalar, yanlışlar diğer editörlerin gözüne takılıyor, anlaşılmaz durumlarda editör gruplarımızda saatlerce tartıştığımız ve ortak bir zemin aradığımız zamanlar oluyor.
H.U: Kontrol ederken "daha çok şunlara bakıyoruz" dediğiniz kaynaklar var mı?
C.C: Belli başlı kaynaklar diye sayabileceğimiz bir liste yok aslında. En çok yararlandıklarımız tezler, kitaplar, ansiklopediler olmak üzere geçmişte yapılmış yerel envanter çalışmaları, eski haritalar, hatta eski fotoğraflar bile oluyor. Çeşitli ve özelleşmiş internet siteleri, kimi zaman sosyal medya paylaşımları bile kültür varlıkları konusunda bize ipucu sağlayabiliyor.
H.U: Gönüllüler sizi nasıl buluyor? Ekibiniz epey büyümüş, 70 kişinin adı geçiyor sitenizde.
C.C: Siteye girip gezenler, içerik üretmeye katkıda bulunmak isteyenler bize bir e-posta atıyor, biz de hesap açıyoruz. Aslında açtığımız editör hesap sayısı çok daha yüksek ama aralarında 70 kadar kişi daha aktif ve öncü rolde bulunuyor. Zaten editör olarak başlayanların yüzde 20 kadarı sürekli olarak katkıda bulunuyor ve bence iyi bir oran bu. Projenin en başından beri aktif olarak içerik üreten arkadaşlarımız var.
H.U: Gönüllülerinizin meslek dağılımları nasıl? Kültür varlıkları çok şahsi bir ilgi alanı.
C.C: Avukattan kent planlamacısına, çok çesitli alanda meslek sahibi insanlar ve öğrenciler var. Kendileri bahsetmedikçe biz de meslek bilgilerini bilmiyoruz, sormuyoruz aslında. Kültür varlıklarına olan merak mesleki motivasyonun daha çok önüne geçiyor. Yurt dışından arkadaşlar var. Bize 14 yaşındayken gelen biri oldu; şimdi büyüdü tabi, aradan 4-5 sene geçti. İlginç olanı, bildiğimiz ama gözümüzden kaçan yerleri yakalıyordu. Kişisel merakları gelişiyor katılanların. Bize katıldıktan sonra kendini geliştirip içerik üretmeye ve daha fazla keşif gezisine çıkmaya başlayan çok oldu.
H.U: Muhtemelen kendi ekibinizin bile farkındalığını artırıyorsunuz.
C.C: Keyif alıyorlar, keyif aldıkları için sürdürüyorlar. Çünkü kimseyi zorlamıyoruz. "Şu arkadaşlar az giriyor, ben daha çok giriyorum." gibi yaklaşımlarla da karşılaştık. Orada şunu dedik: Bir kişi tek bir yerde bir değişiklik yapsa bile bizim için yeterli. "Şurayı tamamla, şu türle ilgilen..." diye kimseyi zorlamıyoruz. Bir kayıtta 10-15 kişi değişiklik yapabilir. Bu daha çok Wikipedia'nın kullandığı sistem. Tek fark şu: Hesapları biz açıyoruz, herkese yetki vermiyoruz.
Yeni katılan birinin yaptığı her tanımlama kontrolden geçiyor. Bir kayıt girerken girilmesi zorunlu alanlar var. Konumunu, idari bölgesini girmek zorunda. Yüzyılını bilmiyorsa boş geçebilir ama türünü muhakkak girmek zorunda. Fotoğraf eklemişse fotoğrafı kimin çektiğini ve tarihini, bir de açıklamasını girmek zorunda. Pas geçenler oluyor; ya tamamlayıp kişiye bildiriyoruz ya da tamamlaması için geri gönderiyoruz. Böylece kişi neyi eksik bırakmaması gerektiğini öğreniyor. Artık düzenli yaptığını görünce yetkisini bir üst seviyeye alıyoruz.

Bilirsek Koruruz
H.U: Veriyi genelde kimler kullanıyor? Elinizde böyle bir bilgi var mı?
C.C: Detaylı ölçme şansımız olmuyor. Siteye gelen trafiğe bakılırsa akademik makalelerde kaynak olarak gösterildiğimizi görüyoruz. E-posta yoluyla fotoğrafları makalelerinde kullanmak isteyenler başvuruyor. Mimarlık, Kent Planlama, Sanat Tarihi öğrencilerinin genelde böyle talepleri oluyor. Ama şahit olduğumuz çok şey var. Sokakta Kültür Envanteri'ni kullanarak gezen insanlarla ben de diğer arkadaşlar da çok karşılaştık. Bize dolaylı yoldan da ulaşıyor; soru soranlar, e-posta atanlar var. Güzden (Varınlıoğlu) Hanım da söylemişti, en çok veriyi Kültür Envanteri'nden çekiyoruz diye. Kendisiyle uzun bir toplantı yapmıştık; kervansaraylarla ilgili projelerinde kullanmaları için köprü verilerini iletmiştik.
Geçmişte bizden veri isteyen çok oldu. Hocalar çok istedi. Bir veri setimizi Jeoloji Mühendisleri Odası'na vermiştik, ne yaptılar bilmiyorum, bir dönüşü olmadı. Tez ya da akademik çalışma yapmak isteyenlerden talep geliyor. Çevre Bakanlığına bağlı bir harita projesinden, Kültür Envanteri verilerini bir veri katmanı olarak kullanma talebi aldık. Yurt dışından da oldu: Yapay zeka ile tümülüslerin yerini tespit etmek için bizden eğitim verisi isteyenler oldu. Veri taleplerine genelde olumlu yaklaşıyoruz ama ihtiyacın doğru tanımlanmasını istiyoruz. İhtiyacını bize net tanımlarsan sana ona göre veri döneriz. Bütün veriyi isteme, çünkü kullanamazsın.
H.U: "Bilirsek Koruruz" sloganınızın bir hikayesi var mı?
C.C: Hikayeden çok, şunu fark etmiştim: Gördüğünüz gibi burada (Atik Valide Külliyesi) bir sıbyan mektebi var. 2008 olabilir; 6-7 yaşlarında çocuklar onun içinden çıktı, tuvaletlerini orada yapmışlar. O zamanlar burası böyle değildi, eski haliydi. O zamandan beri kafamda vardı. Çocuklar bunun önemli bir yapı olduğunu, bir mektep ya da kutsal bir yer olduğunu bilmiyorlar. Bilseler muhtemelen yapmazlardı. Çoğu insan yapmazdı. Bilerek zarar verenler de var tabii, define için yapıları patlatanlar. Onlar başka, niyetleri de başka. Orayı zaten bildikleri için patlatıyorlar.
Ama büyük çoğunluk bize "Bizim mahallede çeşme varmış, hiç farkında değilmişiz." diye dönüyor. Şahsen görüştüğüm çok kişi "Bu kadar tarihi eser olduğunu bilmiyorduk etrafımızda." dedi. Biz de ilk fotoğraf çekmeye başladığımızda bu kadar olduğunu bilmiyorduk. Türkiye'de kaç tane var? İstatistik rakamlar dolanıyor ama "neler var" diye sorduğunuzda bunun bir cevabı yok. İstanbul'da şu kadar var diyebiliyoruz; şu anda diyebiliyoruz ama 10 sene önce bu bilgi yoktu. Bunlar elbette pratik genel kültür bilgilerinden ibaret değil, insanların çevrelerine dair daha çok bilgi sahibi olmaları aynı zamanda, aidiyet duygusu, yaşadığın çevreyi sahiplenme ve gözetme bilincini de doğurur.
Asıl koruma burada, tabanda başlıyor. Böylece herkes, bulunduğu kültürel çevrenin gönüllü gözetmenleri haline geliyor.
Hangi Eser Kültür Varlığı Sayılmalı?
H.U: Sitenizde kaybolan kültür varlıklarına dair bir bölüm de var. Bu kısım nasıl ortaya çıktı?
C.C: Biz eski fotoğraflarla da ilgiliyiz: eskiistanbul.net'i de eskiturkiye.net'i de ben yapmıştım. Bu konularla ilgili bir çevremiz var. Doğal olarak kaybolmuş yapılar da eski fotoğraflarda bir obje olarak karşımıza çıkıyor. Eski bir fotoğraftaki kaybolmuş eserleri tanımlarken keyif alıyorum. 1920'li, 30'lu yıllarda çekilmiş hava fotoğrafları var mesela orada yıkılmış camiler görünüyor. Camiler referans noktasıdır, yeri değişmez; o yüzden tanımlaması en kolay eserler. En zoru evler, çoğunun hiç fotoğrafı yok. O hava fotoğraflarında en azından görüntüleri var.
Şaşırdığımız şeyler de oluyor. Aksaray'da bir hamam görünüyordu hava fotoğrafında; şimdi oradan yol geçiyor. "Burada hamamın ne işi var?" dedik. Fotoğrafta var ama hiçbir yerde kaydı yok. Aradık aradık, bulamadık. Sonra kendimiz bir isim verdik.
H.U: Aksaray'daysa Menderes döneminin imar aksında mı? O dönem yıkılanlardan mı acaba?
C.C: Olabilir. Bazen kendimiz isim verdiğimiz oluyor. Çeşmelerin çoğunun da ismi yok; sokak çeşmesine sokağın adıyla isim veriyoruz. Kitabesi okunabiliyorsa isim zaten oradan çıkıyor.
H.U: Ama siz yalnız büyük eserleri kaydetmiyorsunuz. Mesela kitabeleri, kuyuyu söylediniz. Bu tamamlayıcı eserlerin kaydını nasıl yapıyorsunuz?
C.C: Onları şu anda caminin ya da çeşmenin altında kayıt altına alıyoruz ama yakında ayıracağız; yeni yapıda ayrı birer kültür varlığı olarak kaydedilecek. Hakeza mezar taşları, müze objeleri de.
H.U: Aslında bir külliyedeki büyük küçük her eser kültür varlığı. Bir camiyi düşünelim, minaresi bile ayrı bir kültür varlığı sayılabilir.
C.C: Her yerde öyle tanımlanmıyor olabilir. Ayasofya'da minareler muhtemelen ayrı tanımlanıyordur, hem de Bizans ve Osmanlı dönemi olduğu için. Şu an Atik Valide Külliyesi'ndeyiz; Atik Valide Camii'nde minare belki ayrı tanımlanmıyordur, onu bilmiyorum. Biz her şeyi bilmiyoruz. Hangisini tek tek, eski tabirle, fişlemek gerektiğine kim karar verecek? Biz daha çok akademiden çıkmış makalelere, yayınlara, tezlere bakıyoruz. Meraklıların yazdığı yazılar, onların araştırmaları da olabiliyor. Bazen yabancı yayınlar, seyahatnameler. Bunlardan faydalanarak tanımlıyoruz.
Kültür Envanteri'nin kapsamı çok geniş: Arkeolojik yapılar, eserler, kalıntılar, heykellere kadar uzanıyor. Şu anda 250'nin üzerinde tür tanımlı. Sürekli yeni tür ekleniyor; yeni altyapıyla belki 500'lere çıkacak. Sikke bile bizde bir tür olacak.
H.U: O zaman taşınır kültür varlıkları da dahil olacak. Bu şekilde ucu bucağı belli olmayacak, sayısız eser var. Proje çok büyümüyor mu? Nasıl baş edeceksiniz?
C.C: Evet, çok büyüyor. Her eserin Kültür Envanteri bünyesinde olmasını sağlayamayacağız, böyle bir şey mümkün değil. Bu yıllara yayılan bir iş. Şu anda 83 bin kayıt var, bunların 45 bin kadarı Türkiye'de. Ama Türkiye'de bile belki daha yarısına ulaşmadık. Sivil yapılara çok girmedik; onları saymasak bile eksiklerimiz var. Bazı şehirlerde eksik daha fazla, özellikle Güneydoğu'da. Anıtsal yapılar genelde var ama şehir içinin didik didik edilmesi gerekiyor. Ya da o şehirle ilgili yararlanabileceğimiz bir yayın yapılmamış olabilir, yapılmışsa da biz ulaşamamışızdır. Ulaşsak bile birinin oturup bunları konumlarıyla bulması, tanımlaması her zaman kolay olmuyor.
H.U: Her eseri kendiniz görerek mi "burası böyle" diyorsunuz? Kayıt nasıl alınıyor?
C.C: Genelde görmeden işaretliyoruz. İstanbul için bu sıkıntılı olmuyor. Ama Niğde'deki bir eseri biliyorsam onu görmeden ekliyorum. Anıtsal yapıları haritadan, uydu görüntülerinden bulabiliyoruz. Çeşmelerde çok sıkıntı var ama bazen sokak görüntülerinden yerlerini oturtabiliyoruz. Sokak görüntüsü olmayan yerlerde, kayıt altına alma gereği duyarsak konumu yaklaşık veriyoruz. Arazide bir yer mesela, uydu görüntüsünden anlaşılmıyor. Yarın bir gün gerçek konumunu bulursak düzeltiriz diyoruz. Bu tür kayıtlar yüzde bir bile değildir, belki binde birdir.
H.U: Envanter çıkarmak, yerinde görerek yapılıyorsa ciddi bir bütçe gerektiriyor. Siz gönüllü bir platformsunuz. Bu projenin maddi-manevi zorlukları neler?
C.C: Harcamaların hepsini biz yapıyoruz. Teknik harcamalar çok büyük değil, çünkü bütün yazılımı ve iş gücünü kendimiz üstleniyoruz. Ama buna ciddi bir emek harcıyoruz ve bunun bir karşılığı yok. Bunu yaptığımız için günün belli bir saatini buna ayırıyoruz, o saatlerde başka iş yapamıyoruz. Geçenlerde yapay zekaya kendim sordum; projenin maliyetini 80 bin dolardan başlattı. Bu da sadece teknik taraf.
Patreon'dan bir miktar bağış geliyor ama istediğimiz seviyeye hiç ulaşmadı. Bin kişi, iki bin kişi, on bin kişi birer ikişer dolar verse olur, demiştik. Ama rakamlar 10'lu, 20'li rakamları geçmiyor. Türkiye'de çok etkili olmadı.
Zaten bu işi kişisel meraklar yürütüyor. Başkasına görev olarak verseniz aynı hevesle yapmaz.
Ayasofya'nın Kimlik Numarası Yok
H.U: Biraz daha genel sorularım var. İstanbul'da en azından Cumhuriyet öncesinden beri taşınmaz kültür varlıklarına yönelik sürekli bir veri girişi yapılıyor. Sizce bu iş niye bitmiyor? Niye "İstanbul Kültür Envanteri" dediğimizde bütün eserleri dökecek, herkese açık bir platformumuz yok? Kurumların hepsine niye bir arada ulaşamıyoruz?
C.C: Ortak bir altyapı yok. Bu tamamen benim fikrim ama hep şunu söylüyorum: Ayasofya diye bir yerimiz var, kültür varlığı olarak tanımlıyoruz. Ayasofya'nın ortak bir kimlik numarası yok. Kültür Bakanlığı'nda kültür varlıklarından sorumlu bir yer vardır muhakkak. Onlar mı üretecek? Kim üretecekse üretsin; Fatih Belediyesi de aynı numarayı kullansın, Koruma Kurulu da, İBB de. Dünyadaki ilgili kurumlar da o numarayı bilsin.
Şimdi bunu Wikidata sağlıyor. Wikidata ile çalışmaya başladıktan sonra dünyanın başka türlü işlediğini gördük.
H.U: Wikidata ile ilgili genel bir bilgi verebilir misiniz?
C.C: Kültür Envanteri'ni epey ilerlettikten sonra Wiki için gönüllü çalışan arkadaşlar bize ulaştı, bir iş birliği yapalım dediler. Neler yapabiliriz derken Wikidata'yı fark ettik. Wikidata diye bir yer olduğunu ben de o zaman öğrendim; hep Wikipedia tarafına gidiyorduk. Onlar Wikidata'da Türkiye'deki kültür varlıklarının çok eksik olduğunu bildikleri için bunların Kültür Envanteri üzerinden tamamlanmasını istediler. Elimizdeki verilerin Wikidata kaydının oluşturulması için birlikte çalıştık. Teknik olarak zorlu bir işti ama başardık.
Aynı zamanda Kültür Envanteri, Wikidata'da bir tanımlayıcı oldu, bir bakıma otorite oldu. Normalde Wikidata'da otoriteler resmi kurumlar, kurumsal kimliği olan yapılar olur. Orada Kültür Envanteri'nin zenginliğinin etkisi oldu. Başvuruyu o arkadaşların aracılığıyla yaptık, onaylandı. Ondan sonra Wikidata'da sorgular yapmaya, işi kavramaya başladık. Biz de onlardan çok faydalandık, özellikle yurt dışındaki kültür varlıklarıyla ilgili. Karşılıklı birbirimizi beslemeye başladık.
Wiki tarafında Viki Anıtları Seviyor diye bir yarışma var. Wikimedia Türkiye bu yarışmayı yapamıyordu, çünkü merkez kültür varlıklarının listesini istiyor; 10 bin, 20 bin, 50 bin, kaç taneyse her birinin Wikidata'da kaydı olmalı. Tek tek ne kadarını tanımlayabilirsiniz? Kurumlardan da veri alınamıyordu, verinin belli bir formatı, düzeni olması gerekiyor. Sırf bu yüzden yarışma yapılamıyordu. Kültür Envanteri'nin Wikidata kayıtları sayesinde yarışma yapıldı diyebiliriz. Hatta Türkiye finalistlerinden birinin fotoğrafı tüm ülkeler arasındaki finalde dereceye girmişti. Geçen sene yapıldı, bu sene de ekim ayında yapılıyor. Bu yarışmayı Kültür Envanteri olarak hem destekliyor hem de önemsiyoruz.

C.C: Wikidata üzerinden başka veri kaynaklarına da erişir olduk. Kültür Envanteri'nde bir camiye girdiğinizde haritada çizimi çıkar. Bu çizim OpenStreetMap'ten gelir; ona Wikidata üzerinden ulaşıyoruz, veriyi oradan çekiyoruz. Hatta bazen oralarda da düzeltme yapıyoruz. Kendi çizdiklerimiz de var ama az. Böylece Türkiye'nin kültür varlıkları verisinin belirli bir standartta olmasını sağlıyoruz. OpenStreetMap'teki tanımlamalar da bu sayede değişiyor. Oralarda da çok eksik var ama böyle böyle tamamlanacak.
H.U: Sizin sağladığınız ciddi bir veri var, normalde bundan sorumlu bir sürü resmi kurumun elinde de yarım da olsa bir envanter var. Bunları bir araya getirmek için ne gerekiyor? Bunu kim yapmalı?
C.C: Kimin yapacağını bilmem ama ortak bir kimlik numarası gerekiyor. Wikidata'da kullandığımız numaranın karşılığı niye Kültür Portalı'nda yok? Ben Kültür Portalı'ndaki sayfaya bağlantıyı kendim kurabilirim. Ama yarın bir gün oradaki adresin değişmeyeceğinin garantisi yok. En büyük sıkıntılarımızdan biri bu. Yapıyı değiştirdiklerinde adresler de değişiyor. İşler bir numarayla yürüse buna gerek kalmaz. Web sitesi ne kadar değişirse değişsin, Ayasofya'nın numarası olduğu için ona yine ulaşılabilir.
Bu açık veri politikalarıyla da ilgili. Bizim kurumlar henüz açık veri politikası uygulamıyor; uyguladığını söyleyenler de uygulamıyor. Açık veri sistemine bir Excel ya da PDF dosyası bırakmak açık veri politikası değil. Bu kendimizi kandırmak. Kurumlar bunu yapsa bakanlıkla, belediyeyle, valilikle biz de konuşabiliriz. Bunun yolu ortak bir kimlik numarası yaratılmasından geçiyor. Bunu da en üst düzeyde muhtemelen ilgili bakanlık yapabilir. Belki başka biri de yapabilir ama bütün kurumlara, belediyelere, valiliğe sözü geçecek en üst kurum herhalde bakanlık. Teknik olarak bunlar artık çocuk oyuncağı basitliğinde işler.
H.U: Haklısınız, eserlere kimlik numarası tanımalamak elzem bir iş. Bakanlıkta bunun için küçük bir birim olsa bile bir şekilde yürür, yıllardır yapılan hiçbir şey göze gelmiyor.
C.C: Küçük bir birim bile bunu sağlayabilir ama birimin gücü olması lazım. Konuya hâkim insanlar olması lazım; kurumlara söz geçirebilecek, yazdığı yazının karşılığı verilecek, eğitim düzenleyebilecek bir birim.
Rumelihisarı'nın Üç Sahibi
H.U: Kurumlar arası çatışmalara da şahit oluyoruz. Rumelihisarı'nın yeni restorasyonunda yaşandı mesela. Cumhuriyet'in ilk yıllarında kültür mirasının kurumlara paylaştırıldığı bir dönem var. Dış duvarlar Belediyeye verilmiş. İçeride bir cami olduğu düşünülerek o kısım Vakıflar'a verilmiş. Müze olduğu için Kültür Bakanlığı da sorumlu. Rumelihisarı'nın üç sorumlusu var. Restorasyon o yüzden uzadıkça uzuyor; biri vermesi gereken imzayı vermiyor, öbürü karar vermesi gereken konuda karar vermiyor.
C.C: Düşünsenize, bir eserin kime ait olduğunu bile bilmiyoruz. Hangi kurum sorumlu? Yeni yapıda bu bilgiyi de tutmak istiyoruz kayıtlarımızda.
H.U: Çok önemli bir bilgi. Sorumlu kuruma ulaşmak için.
C.C: Sorumlu kurumun kim olduğu bilgisi yok. Bugün sokakta gördüğünüz bir çeşmenin sorumlusunu arayın da bulun! En sıkıntılısı su eserleri. Fatih'teyse Fatih Belediyesi'ne yazarsınız, size bu eser İBB'nin ya da Vakıfların sorumluluğunda der. Vakıflara yazarsınız, başka bir yeri gösterebilirler. Bunların her biri zaman alıyor. Halbuki bu bilginin herkesin ulaşabileceği açık bir yerde olması lazım.
Açık veri konusunda bize de şikayet geliyor. "Bunun konumunu niye belirtiyorsunuz?" diyenler oluyor, özellikle arkeolojik yerlerde: "Burayı defineciler patlattı." diyen oldu. Onların bizden önce haberi var aslında.
H.U: Defineciler, emin olun, arkeologlardan daha iyi biliyor.
C.C: Biz de öyle dedik. Defineciler araştırıyor, onların kendi envanterleri olabilir. Orada bir şey olduğunu bildikleri için zaten patlatıyorlar. Belki çok nadir, yeni bulunmuş bir şeyi bilmiyorlardır.
Bunu yapacak olan bir kurum olmalı, başka türlü olmaz. Dünyada da muhtemelen böyle yürüyor. Fransa Kültür Bakanlığı'nın kültür varlıkları verilerini çekmiştim; pırıl pırıl, her şey yerli yerine oturuyor. Başka bir ülkeninkini Wikidata üzerinden çekiyorum: Berbat. Örnek vermeyeyim ama çoğu ülkeninki iyi değil, bazılarınınki çok iyi. Demek ki yapılabiliyor.
H.U: Fransa'da bakanlığın sadece kültür mirasıyla ilgilenen bir birimi var.
C.C: Günümüz teknolojileriyle iş iyice kolaylaştı. İyi bir tasarımla çok hızlı yol alınabilir. Elindeki bütün arşivi kayıt kayıt dijitale aktarırsın. Ayasofya çok büyük bir yapı; daha küçüğünü düşünelim, Üsküdar'daki Şemsi Paşa Camii. Onunla ilgili bütün arşive, yazışmalarından eski fotoğraflarına, çizimlerine kadar aklınıza ne gelirse, tek bir yerden Üsküdar Belediyesi de ulaşsın, İBB de, Vakıflar da, Koruma Kurulu da. Gizli yazışmalardan bahsetmiyoruz. Vatandaş da araştırmacı da ulaşsın.
Bizden bazen bir yapının üç boyutlu çizimini istiyorlar; bizde öyle bir şey yok. Bir kurum o yapının üç boyutlu çalışmasını yapmış ama öbür kurum ona ulaşamıyor, o da bir daha yaptırıyor. Aynı çalışma tekrar tekrar yapılıyor.
H.U: Kültür varlıklarını korumak için bireysel olarak başka neler yapılabilir? Siz buna aslında bireysel olarak başlamışsınız.
C.C: Korumada Kültür Envanteri olarak bir yetkimiz yok. Ama kayıt almak aslında en büyük koruma. "Bilirsek koruruz" derken bunu daha çok bilinçlendirme olarak düşünüyoruz: Bir kültür varlığı olduğu bilinsin. İstanbul'da yolda bir sürü değişik yapı görüyoruz. Camiler belli de binek taşları mesela, hiç bilinmez. Binalarda kalıntılar var. "Bunlar nedir?" sorusunun cevabı şu anda en hızlı Kültür Envanteri'nden alınıyor. Hatta siteyi kullanma alışkanlığı olan biri için birkaç saniye sürüyor sonuca ulaşması.
H.U: Şimdi buradayız, sizin haritanızı açtık; konumdan etrafımızda ne olduğunu görebiliyoruz. Görselle arama yapabiliyor muyum peki? Bir şey gördüm, hakkında hiçbir bilgim yok ama elimde fotoğrafı var. Konumu yoksa bulma ihtimalim var mı?
C.C: Yok. İsimle ya da bir anahtar kelimeyle aramanız lazım. En uygunu konumdan hareket etmek.
H.U: Haritanız çok kapsamlı; farklı görüntüler, katmanlar var. Bu uzun bir emek istiyor. Nasıl ilerledi?
C.C: Her kültür varlığı tanımlandığında otomatik olarak haritaya düşüyor. Yıllar içinde birikiyor. Yedinci senedeyiz; yedi yılda gelinen nokta bu.

Kültür Envanteri Alt Yapısı Yenileniyor
H.U: Kültür Envanteri sitenizde kapsamlı bir yenileme yaptığınızı söylemiştiniz. Neler değişecek?
C.C: Uzun süredir aklımızda olan bir şey vardı. Kültür Envanteri mevcut altyapısıyla ihtiyaçlarımızı karşılamıyordu, daha iyisini yapacak yazılım imkanımız da yoktu. Bir arkadaşımızla birlikte yeni bir altyapıya giriştik.
Sebebi aslında mobil uygulamaydı. İnsanlar bizden sürekli mobil uygulama istiyor, çünkü ona alışmışlar. Şu anda Kültür Envanteri'ne telefondan girip uygulama gibi kullanıyorsunuz ama aslında mobil uyumlu bir web sitesine giriyorsunuz. Uygulamaya ihtiyacımız vardı ama kim yapacak? Tahminimiz 8-10 bin dolar gibi bir maliyetti ve biz üstlenemiyorduk. Sürekli güncellenen bir yapı olduğumuz için uygulamanın da sürekli güncellenmesi gerekecekti. Sonra uygulamayı yapacak arkadaşımız mevcut altyapımızın bunu kaldıramayacağını, sorun çıkaracağını söyledi. Bu sefer altyapıyı nasıl değiştiririz konusu gündeme geldi. PostgreSQL'e taşıyalım, bütün yazılımı baştan yapalım derken, madem bu işe giriyoruz dedik, yapmak istediğimiz başka projeler de vardı. Ayrı projeler olarak düşünülebilirdi ama hepsi kültür varlıklarıyla ilgiliydi: Mezar taşları, kitabeler, müzedeki objeler. Taşınır ve taşınmaz kültür varlığı kapsamına giren her şeyi içine alacak bir projeye dönüştürelim dedik. Kişiler de var, biyografi tarafı da var, kaynaklar da.

H.U: Kişileri biraz açar mısınız?
C.C: Bir kabirde yatan kişi olabilir, camiyi yaptıran kişi olabilir, kitabeyi yazan hattat olabilir. Fotoğrafı yükleyen ya da çeken kişi olabilir, planı çizen kişi olabilir. Yani illa tarihi kişilikler değil. Bir heykel yapılmışsa heykeltıraş, eski bir fotoğrafta görülen biri olabilir. Alakalı her türlü kişi.
Tabii kapsam değişince yeni türler, yeni türlerin alt kırılımları ortaya çıkıyor. Bir kitabe için hattını tanımlamanız gerekiyor; yazının tipini, manzum mu mensur mu olduğunu, hangi dilde olduğunu. Mezar taşları için de aynısı geçerli. Müzedeki objeler için, diyelim ki Büyük İskender'in bir heykeli ya da büstü var; onu Büyük İskender'le ilişkilendirmeniz gerekiyor. Böylece bizde Büyük İskender maddesine girdiğinizde onunla ilgili eserlerin hangi müzelerde olduğunu göreceksiniz.
H.U: Bunu müzelerin teşhirindeki eserlerden yola çıkarak mı yapacaksınız?
C.C: Öyle olacak. Bir müze bize "envanterim bu" deyip verirse hepsini kayıt altına alırız.
H.U: Bunun yasal bir engeli yok mu?
C.C: Bilmiyoruz, çünkü şu anda ağırlıklı olarak kendimiz çekiyoruz, teşhirdekileri kayıt altına alıyoruz. Teşhirdeki eserleri çekebiliyorsunuz, politika da öyle. Ama yurt dışındaki bazı müzeler, bildiğimiz kadarıyla teşhirde olsun olmasın bütün eserlerini zaten sunuyor.
H.U: Onları da dahil edecek misiniz, yoksa sadece Türkiye mi?
C.C: Türkiye'deki kültür varlıklarını ve Türkiye'den gidenleri düşüneceğiz. Ama orada ucu biraz açık, nereye yöneleceği konusunda biz de çok emin değiliz. Yeni yapıya geçtikten sonra belirleyeceğimiz bir iş. Şunu da yapıyoruz: Bir müzedeki Büyük İskender heykeli Perge'de bulunmuşsa onu da kayıt altına alıyoruz. Önce Perge'de bulunmuş, Antalya Müzesi'nde sergilenmiş, sonra İstanbul Arkeoloji Müzesi'ne gelmişse bu yolu da işaretliyoruz. Haritada da görünüyor.
H.U: Yenilemede şu anda ne aşamadasınız? Ne zaman bitecek?
C.C: Net tarih vermek zor, çok zorlu bir çalışma. Hem teknik altyapı hem tanımlamalar bizi çok zorladı. Biz her konunun uzmanı değiliz. Yeni terimleri nasıl ekleyeceğiz, neyi tanımlayacağız diye epey kafa patlattık. Önümüzdeki ay geçmek istiyoruz diyelim. Her şeyi yeni yapıya göre hazırlamaya, eksikleri ona göre düşünmeye başladık. En basitinden, Atik Valide Camii'nin yapılış tarihini parametre olarak tutmuyorduk; 16. yüzyıl diye tutuyorduk. Şimdi yıl bilgisini de tutacağız. Yaptıran Nurbanu Sultan olacak, yapan Mimar Sinan. Nurbanu Sultan'ın yaptırdığı diğer eserlere de ulaşabileceksiniz; kayıtlar arasında geçiş olacak. Kitabesi talik hattıysa talik hattıyla yazılmış bütün kitabelere ulaşabileceksiniz. Hattatı Rakım Efendi ise Rakım Efendi'nin yazdığı bütün kitabelere, levhalara ulaşmak mümkün olacak.
Her küçük objeyi tanımlar mıyız, emin değilim. Tanımlanabilir bir altyapı hazırlıyoruz. Bazı mihrapların, minberlerin kendisi o kadar işli ki... Belki her minberi tanımlamayacağız ama özellikli minberleri, mihrapları tanımlayabiliriz. Bazılarında hünkar mahfili oluyor, bazı yerlerde remizler, işaretler. Tanımlanabilir mi, şu an bilmiyoruz. Çok geniş bir havuz. Kapsam genişledikçe hata yapma riski de başlıyor. Onu göreceğiz.
Şu karşıdaki sekiz sütunu tek tek de tanımlayabilirsiniz, revaklı bir avlu olarak da. İkisi de mümkün. Ama neyi sağlayacaksınız? Özellikli ne varsa onu tanımlıyorsunuz, bulabildiğiniz eski fotoğraflarını koyuyorsunuz ve her şeyin mümkün olduğunca kaynağını belirtiyorsunuz.
Müzeler muhtemelen özel bir bölüm haline gelecek. Bunu zamanla geliştireceğiz. İlk açıldığında mevcut Kültür Envanteri'nin devamı gibi görünecek ama zamanla birbirinden bağımsız olabilecek beş altı proje tek bir yapı altında toplanacak. Teknik sorun çıkacağını pek düşünmüyoruz, yapıyı ona göre kurduk.
Arkadaşların yeni yapıya alışması da bir süreç olacak. Kavramaları bizi biraz düşündürüyor.
H.U: Niye?
C.C: Bu caminin üç kitabesi var. Bunları nasıl tanımlayacaklar? Kitabe de artık bizim için ayrı bir kültür varlığı. Bir de camiyle ilişkiler var. Caminin kitabesi, caminin içerdiği bir şey olacak. Ama caminin sıbyan mektebi, caminin ilişkili bir varlığı.
H.U: Külliye gibi görünmez mi?
C.C: Külliye olarak baktığınızda cami merkezde, diğer yapılar camiyle ilişkili varlıklar. Ama kitabe bir külliye elemanı değil; caminin mihrabı gibi, caminin içerdiği bir şey. Bunu anlatacak dokümanları hazırladık. Çok zor değil ama herkesin tek tek kavraması gerekiyor. Biz de bunu kurarken çok kafa yorduk.
En bilinen örneklerden biri: Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nin önünde Zevkî Kadın Sıbyan Mektebi var, altında da bir çeşme. Bunun gibi çok örnek var. Biz şu anda mektep ile çeşmeyi ayrı kültür varlıkları, ayrı konumlar olarak tanımlıyoruz. Bunu hiç istemiyorduk ama mevcut yapı bunu gerektirdi. Aslında tek bir yapı bu, sıbyan mektebi; altında duvarda bir çeşme var. Çeşme mektebin içerdiği bir şey. Orada hem mektebin hem çeşmenin kitabesi var. Mektebin kitabesi mektebin içerdiği bir şey, çeşme de mektebin içerdiği bir şey. Ama çeşmenin kitabesi çeşmenin içerdiği bir şey. Bu örneği kavrayan diğer detayları rahatlıkla kavrar diye düşünüyorum.
H.U: Ben bu mektebi aradığımda dört katmanı birden aynı yerde görebilecek miyim?
C.C: Mektebe girdiğinizde göreceksiniz. Haritada yalnız mektep çıkacak. Çünkü her şeyi nokta nokta işaretlediğinizde harita çok yoğunlaşıyor, kafa karıştırıyor. Özellikle siteye yeni gelenler ya da sık kullanmayanlar zorlanıyor. Kendi içimizden arkadaşlar da bazen zorlanıyor; siteyle ne kadar hemhal olduysanız iş o kadar kolay. Geçenlerde Twitter'dan biri "Buradan Google'da yol tarifine giden bir bağlantı olsaydı keşke" dedi. O aslında var, simge olarak duruyor. Dar bir alanda, hele telefonda her şeyi yazıyla koyamıyorsunuz, mecburen simge kullanıyorsunuz. Demek ki ya doğru simgeyi seçemedik, yeterince göze çarpmıyor, ya da kişi yeterince tecrübeli değil.
H.U: Mobil uygulama da yeni sistemle mi gelecek?
C.C: Yeni yapı oturduktan sonra, bir sonraki aşamada olacak.
Bu Proje Hiçbir Zaman Tamamlanmayacak
H.U: Kültür Envanteri'ne benim ya da okurlarımızın katkı verebileceği bir şey var mı?
C.C: Herkesin katkı verebileceği bir şey var, sitede "Katkıda Bulunun" kısmında yazıyor. Herkesten editör olmasını beklemiyoruz, zaten herkes editörlük yapmak da istemiyor. Herkese açsak kontrol edemeyiz, bir nevi çöplüğe döner. Ama elinde görsel olan gönderebilir. Olmayan bir kaydın konumunu, adını, görselini gönderebilir. Olan bir kayıtta bilgi düzeltebilir ya da eksik bilgiyi tamamlayabilir. Bunları şimdi e-postayla gönderiyorlar, biz alıp kendimiz giriyoruz. Yeni yapıda bunu çevrimiçi yapılabilir hale getireceğiz, onayı biz vereceğiz.
Fotoğrafları da ayrıca konumlandıracağız. Şu anda Kültür Envanteri'nde konum, bulunduğumuz Atik Valide Camii'nin konumu. Ben caminin altı farklı yerinden fotoğraf çekmişsem bu altı fotoğrafın her biri kendi konumuyla girecek.
H.U: Biri gelip "Ben de buradan sekiz tane daha çektim" dese hepsini onaylayacak mısınız? Aşırı bir veri yükü olmaz mı?
C.C: O şekilde değil. Uygun olanlar seçilecek, gönderilen her fotoğraf girmeyecek. Ayasofya'yı her gün herkes çekiyor; cep telefonuyla çekim çok çoğaldı. Bir de herkes kendi çektiğini en güzel fotoğraf sanıyor. Biz daha çok fotoğraf makinesiyle çekilmiş fotoğrafları tercih ediyoruz ama cep telefonuyla da iyi fotoğraf çıkıyor.
H.U: Eski fotoğraflar sizin için önemli mi?
C.C: Onları şu anda ağırlıklı olarak Fotoatlas projesinde, bir kısmını da Kültür Envanteri'nde tutuyoruz. Yeni yapıda bunu da tekilleştireceğiz. Eski fotoğraflar, fotoğraf olmanın yanında aynı zamanda bir kaynak.
H.U: Fotoatlas nedir?
C.C: Şu anda ayrı bir proje, ayrı bir web sitesi. Eski fotoğraflar var. Fotoğrafı çekeni, arşivin sahibini, fotoğrafta görünen her şeyi tanımlayabiliyoruz. Etiketleri, çekildiği yılı, arşivdeki kimlik numarasını, hangi arşivden almışsak onun tam bağlantısını kayıt altına alıyoruz. Fotoğraf sayısı 10 bini geçti herhalde. İşin aslı çok ilgilenemiyoruz. Aynı mantıkla bütün fotoğraflar harita üzerinde görünüyor. Şu an kısmen entegre; Fotoatlas'a eklenen bir fotoğraf Kültür Envanteri'ne de düşüyor. Yeni yapıya tam olarak taşıyacağız.
H.U: Emeklerinize sağlık. Yapılacak şeylerin sonu yok.
C.C: Doğru. Türkiye'deki bütün kültür varlıkları bunlardır demiyoruz. Eksiğimiz çok, hep söylüyoruz. Bu proje hiçbir zaman tamamlanmayacak; "tamamladık, bitti" diyeceğimiz bir aşama yok. Her şey değişiyor, sürekli yeni şeyler bulunuyor. Mesela Türkiye'deki bütün kaleleri kayıt altına almadık. Nerede kale olduğunu bilirsek alıyoruz ama bilmediğimiz bir sürü kale ya da kale kalıntısı var. Buldukça ekliyoruz. Ama şunu net söyleyebilirim: Türkiye'deki kalelerin listesini verebilecek başka bir yer yok.
H.U: Eksiğiniz olabilir ama Kültür Envanteri'nden daha fazla bilgi verecek bir yer hakikaten yok.
C.C: İstanbul özelinde belki bazı belediyeler verebilir ama Türkiye genelinde hiç görmedik.
H.U: İstanbul'da Valilik kültür varlıklarına karekodlar koymuş, Atik Valide'de gördük örneklerini. Karekoddan o yapıyla ilgili bilgilere ulaşılıyor, bilgi panosu gibi. Bu geliştirilebilir mi?
C.C: Kültür Envanteri için de editörlerimiz benzer fikirler önerdi. Biz yetkili olmadığımız için öyle bir müdahalede bulunamayız. Ama karekod'a gerek kalmadan geofence tekniği ile, bir kültür varlığına yaklaştığında, pekala o kültür varlığının hangisi olduğunu anlayıp cep telefonunun ekranında kullanıcıya sunabilir. Böyle bir şey karekod'dan daha şık ve daha yenilikçi olurdu. Bakalım belki biz muvaffak oluruz.
En Büyük Sorun Fotoğrafların Kaynağı
C.C: Şu anda en büyük sorun fotoğrafların kaynağı, telif sorunu. Dünyada da olabilir ama Türkiye'de çok ciddi bir sorun: Fotoğraflarda kaynağı hiçbir zaman bilmiyorsunuz. Bizde hâlâ bu alışkanlık yok. Benim fotoğrafımı alıp sosyal medyada paylaşıyor ama kaynak göstermiyor, gösterme ihtiyacı da hissetmiyor.
H.U: Bunun bir yaptırımı var mı? Sizin bir yaptırımınız olabilir mi?
C.C: Bizim bir yaptırımımız yok. İzin alınmasını ya da belirttiğimiz lisans durumuna uygun hareket edilmesini bekliyoruz. Ama pek öyle olmuyor. Hatta bu bilgi saklanmaya çalışılıyor; oradan alındığı ya da kimin fotoğrafı olduğu. Eski fotoğraflarda fotoğrafçının adını vermekten, "SALT Araştırma arşivinden alındı" ya da "Getty'den alındı" demekten imtina ediyorlar. Çok yaygın bir durum.
Bu belki zamanla, açık veri dediğimiz şey yayıldıkça düzelecek. İyi örnekler çoğaldıkça insanlar da öğrenecek. Şu an eski fotoğraf paylaşanlara bakın, kimse kaynağını yazmıyor. Bir kısmı muhtemelen bilmiyor, bir kısmı kasıtlı olarak yazmıyor. Aslında çok bilinen kaynaklar, gizlenecek bir şey değil. Sanki kendi çekmiş gibi yayınlıyorlar. Ya da bir yayından almış; yayının adını niye saklıyorsunuz?
İnsanlar bunu zamanla öğrenecek diye düşünüyorum. Kültür Envanteri olarak biz de lisans durumunu belirtmeye başladık, ciddiye aldık. Yeni yapıda bu daha kolay olacak. Lisans durumunu görünce "Böyle bir şey varmış, bu neymiş?" sorusu belki ortaya çıkacak. Belki öğrenecekler.
H.U: Dünden bugüne projeyi değerlendirecek olursanız, ne söylemek istersiniz?
C.C: Bu projenin sürdürülebilir olmasını istedik ilk günden beri. O yüzden gönüllüleri, kültür elçilerini dahil ettik. Biz olmasak da bu proje yürüsün istedik; insanlar üretmeye devam etsin. Öyle de oldu, arkadaşlar siteyi sahiplendi, herkes "bizim site, bizim proje" diyor. O sahiplenme hissini önemli bulduk çünkü gönüllü oluşumlar bir süre sonra kapanıyor veya sürdürülemez oluyor, kimse bir şey yapmamaya başlıyor. Biz bunun ilk günden beri farkındayız. Sürdürülebilir bir proje olması için bir ekosistem kurmamız gerekiyordu, biz de bunu başardık. Bu ekosisteme, bizim projemiz diyecek kişiler dahil oldu. Yedi sene sürdürmek sadece Erdem'in ya da benim başarım değil. Ana fikir bizim olsa da sitedeki pek çok değişikliği biz ekipteki arkadaşların önerileriyle yaptık. Zaten bu bitmeyecek bir proje dedik, siteye giren bir kişi ilgi alanı doğrultusunda hep bir eksik bulacak. Hiçbir şey yoksa aynı yerin taze fotoğrafını çekecek. Projenin başarısı burada yatıyor.
H.U: Hem söyleşimize zaman ayırdığınız için hem de Kültür Envanteri Projesindeki emekleriniz için teşekkür ediyorum.
C.C: Ben de hem kendi adıma hem de Kültür Envanteri’ne gönül verenler adına teşekkür ederim.
