Hesap Makinesi Bozuk: Eseri Sanatçıdan Ayırabilir Miyiz?

Kapağı açılmış bir mekanik hesap makinesi. Fotoğraf: Issac I Navarro, CC BY 4.0, Wikimedia Commons.

Kültür & Sanat

Hesap Makinesi Bozuk: Eseri Sanatçıdan Ayırabilir Miyiz?

Ezgi Acar

ezgiayedek@gmail.com

23 Ağustos 2026 · 8 dk okuma

Claire Dederer'in Canavar'ında bir hüküm aradım, bir tarif buldum.

Yıllardır aynı yerde tıkanan bir tartışma var: Ya eseri sanatçıdan ayırmak lazım deniyor, ya böyle birinin işini nasıl dinliyorsun deniyor. İki cümle de söylendiği anda odadaki tüm havayı bitiriyor, kimse kimseyi ikna etmiyor, herkes eve inandığı şeye biraz daha inanmış olarak dönüyor.

Benim istediğim bir hükümdü. Bir ölçüt, tercihen kısa, tercihen uygulanabilir. Hangi durumda dinleyebilirim, hangi durumda dinleyemem, hangi filmi açabilirim, hangisini kapatmam gerekir sorularının cevaplarıydı istediğim. Böyle bir ölçütün var olduğuna dair mantıksız bir güvenim vardı. Birileri bunu çoktan çözmüştür, ben yalnızca doğru kitabı okumamışımdır diye düşünüyordum.

Claire Dederer'in Canavar'ını bu yüzden açtım, ilk bölümde de tam aradığım aleti buldum. Dederer de bir hesap makinesi hayal ediyor. İnternette bir yerde duracak, sanatçının adını yazacaksınız, makine suçun ağırlığıyla eserin büyüklüğünü tartacak, size temiz bir hüküm verecek. Bu adamın işini tüketebilirsiniz, ya da tüketemezsiniz, diye. Bir an işimin görüldüğünü sandım. Sonraki paragrafta Dederer aletin gülünç olduğunu söylüyor, kitabın geri kalanını da aletin neden kurulamayacağını anlatmaya ayırıyor.

4ddc5e7d 5fdb 4d7c 918a 9e47f9cf8ea4
Claire Dederer'in Canavar adlı kitabının kapağı.

Leke Nasıl Çalışıyor?

Dederer kitaba 2014'te Roman Polanski üzerine çalışırken başlamış. 1977'de cinsel suç işlemiş bir adamın filmlerini üst üste izlerken, kafasındaki iki bilginin birbirini kovmayı reddettiğini görmüş.

Chinatown çok iyi bir film.

Polanski cinsel suçlardan hüküm giydi.

İkisi de doğru, ikisi de aynı yerde duruyor. O yer kitapla dolu, duvarları resimle kaplı, aydınlanmadan miras kalmış bir salon, yeterince düşünülürse her şeyin çözüleceğine inanan bir salon. Dederer orada oturuyor, düşünüyor ama çözemiyor. Kitabı da bu çözememenin tutanağı olarak yazmış.

Meselenin adını koyuyor: leke. Müzik eleştirmeni bir arkadaşı Michael Jackson için yazıp Jackson 5 kayıtlarının hala temiz sayılıp sayılmayacağını sormuş. Leke zamanda geriye doğru yürür mü? Kelime o soruyla yerine oturmuş. Leke bir karar değil ki. Kadeh masadan düşerken şarabın halıya yayılıp yayılmayacağına oy vermezsiniz; kadeh düşer, şarap yayılır, siz de olan bitene bakarsınız. Bilgi de öyle geliyor. Bir sabah ekranda beliriyor, kimse de size sormuyor, o günden sonra da şarkı bir daha eskisi gibi çalmıyor. Eseri sanatçıdan ayıralım demek, lekeyi çıkaralım demek; halbuki lekeler böyle çalışmıyor.

Ayırma Talebi Neyi İstiyor?

Projem burada çökmeye başladı, çünkü ben oraya bir izin belgesi almaya gitmiştim. Ayırma talebi ahlaki bir öneri gibi kuruluyor, halbuki istediği şey algısal. Benden bir şeyi bilmemem isteniyor.

Teknik olarak da imkansız çünkü ayırma işi bir zamanlar kendiliğinden oluyordu. Plakçıda kapak beğenip albüm alırdınız, sanatçının hayatı hakkında bilinecek bir şey yoktu, biyografi kıt bir maldı. Şimdi biyografiyi soluyoruz. Seinfeld açıyorsunuz, Michael Richards'ın 2006'daki o rezil sahnesi kendiliğinden aklınıza düşüyor. Ayırma talebi de böylece artık üretilemeyen bir cehaletin geri getirilmesini istiyor, üstelik bunu bir erdemmiş gibi istiyor.

İki tarafın da aslında aynı şeyi istediği buradan görünüyor. Ayıralım diyen, bedelsiz tüketmenin iznini alıyor. Yakalım diyen, sevdiği şeyi elinden atarak bulaşıklıktan kurtuluyor. İkisinin de ortak düşmanı belirsizlik, yani bir şeyi hem sevip hem ondan tiksinmenin yarattığı o dayanılmaz bulanıklık. İki taraf da o odadan bir an önce çıkmak istiyor.

Ben de çıkmak istiyordum, aradığım hüküm aslında odadan çıkma izniydi. Tartışmanın hiç bitmemesinin sebebi galiba bu, çünkü tartışan herkes cevaba benzettiği bir kapı arıyor, cevap verilip iş bitse bile kimse durmuyor. Ayırma fikrinin çekiciliği iki bilgiyi aynı anda taşımanın ağırlığından geliyor. O ağırlığı hafifletmenin dürüst bir yolu yok, yalnızca üstünü örtmenin yolları var.

Dehanın Serbestlik Hakkı

Peki leke bazı adamların üzerinde neden hiç tutmuyor? Dederer'in cevabı deha, dehayı da bir yetenek türünden çok bir statü olarak tarif ediyor. Serbestlik hakkı olarak hatta. Adam aramızda yürüdüğü için şanslı sayılıyoruz, bir de üstüne düzgün davranmasını mı bekleyeceğiz? Kate Manne'in meşhur bir kelimesi var bunun için, "himpathy", faile akan o fazladan merhamet, mağdurun yerine failin acısını merkeze koyan refleks. Deha kelimesi telaffuz edildiği an hesap makinesi bozuluyor, çünkü göreli değerlerle çalışan sıkıcı bir sisteme mutlak bir değer giriyor, mutlak değer de her zaman kazanıyor.

Picasso'yu düşünün. Plajda yarı çıplak zıplayan adam. Françoise Gilot'ya kadınların iki türlü olduğunu, tanrıçalar ve paspaslar olduğunu söyleyen adam. Gilot'nun anılarına göre bir tartışmanın ortasında sigarasını alıp kadının sağ yanağına bastıran, orada tutan adam. Sevgililerinden Marie-Thérèse Walter kendini astı, Jacqueline Roque kendini vurdu, torunu Pablito çamaşır suyu içti. Picasso hâlâ ressam. Duchamp sanatın ne olduğunu Picasso'dan çok daha köklü değiştirdi, ancak hiçbir yurt odasının duvarında Duchamp posteri asılı değil, çünkü Duchamp kafamızdaki dâhi imgesine benzemiyor. Dehanın kriterleri imgenin içinde saklı, imge de yirminci yüzyılda formdaki özgürlükle hayattaki serbestliği aynı kelimeyle anıyor.

d7hftxdivxxvmcloudfrontnet
Picasso, elinde şemsiyeyle önünde yürüyen Françoise Gilot'nun arkasından geliyor.

Serbestlik hakkının en çıplak halini bir magazin cümlesinde görmüştüm. Sıla'yla Ahmet Kural'ın ilişkisinin bitişi haberken bir köşe yazarı, bitişin biçimini beğenmemiş, "Nuri Bilge Ceylan olmadığın için de hiç de şık bir final olmuyor bu." diye yazmıştı. Cümle bir espri gibi geçip gidiyor, içine gömülü olansa dehanın serbestlik hakkı. Yazarın mantığına göre statü sahibi bir adamın kabalığı üsluba dönüşür, üslupsuzluğu affedilir hatta bir sinema sahnesine yakışır. Deha suçu bağışlamakla kalmıyor, zevksizliği bile bağışlıyor. Kimin neye layık görüldüğüne, işin kendisine bakılmadan, kişiye önceden verilmiş statü karar veriyor. Statünün kime dağıtıldığını da hepimiz biliyoruz, dağıtılanlar arasında kadın yok denecek kadar az.

Kadınların Tek Günahı Bakmamak

Kitabın ortasında rahatça izleyip geçeceğimi sandığım bir bölüm var: kadınlar. Dederer kadın canavarların listesini çıkarmaya kalkışıyor, bütün günahların tek bir başlıkta toplandığını görüyor. Bakmamak. Doris Lessing iki çocuğunu Güney Rodezya'da bırakıp yazar olmaya gitti. Erkeğin işlediği cinsel suç, kadının suçu ise ihmal ama ihmalin tanımı öyle geniş ki içine çalışmak da giriyor.

Jenny Offill'in bir cümlesi var:

Evlenmeyecektim, sanat canavarı olacaktım.

Kadınlar sanat canavarı olamıyor, çünkü sanat canavarları yalnızca sanatla ilgilenir, Nabokov şemsiyesini bile katlamazmış, pullarını Vera yalarmış. Cyril Connolly 1938'de iyi sanatın en karanlık düşmanının koridordaki bebek arabası olduğunu yazarken tabii ki erkek sanatçıyı kastediyordu, çünkü onun dünyasında sanatçının karısı olur, karının sanatçısı olmaz. Manne buna "human giver" diyor, kadın vermekle yükümlü tutuluyor, vermeyi kesince ortada bir hırsızlık varmış gibi oluyor. Arlie Hochschild'in ölçtüğü o karşılıksız duygu emeği de kadının üstünde kalıyor, ta ki kadın onu bırakıp masaya oturana kadar. Oturduğu an da canavar oluyor.

Dederer buradan çok sert bir yere varıyor. Bitirenler her zaman canavardır, diyor. Bir işi tamamlamak için kapıyı kapatmak, birini ihmal etmek, birinin hikayesini izinsiz almak, kendinin en iyi kısmını tanımadığı bir okura saklamak gerekiyor. Bu bencilliğin adı erkekte disiplin oluyor, kadında ise terk.

Kitabı sevdiğim işleri hangi koşulda tüketebileceğime dair bir belge almak için açmıştım, kitap önüme bambaşka bir hesap koydu; o da üreticinin hesabı. Bir yazı bitiyorsa o gün birileri aranmamıştır, birinin mesajı okunup cevapsız kalmıştır, bir odanın kapısı kapatılmıştır, ben de bunu yaparken kendime canavar demeyi, kimse bana demeden, çoktan öğrenmiştim. Polanski'yle kendimi bir tutmuyorum tabii ki. Yine de kıyaslamayı yaptım çünkü bir kadının kendi çalışmasını tarif etmek için elinin altında hazır bulduğu kelime dağarcığı zaten canavarlık dağarcığı. Erkek dehasının serbestliği bir efsaneyle geliyor, kadın emeğinin serbestliği ise bir suçlulukla.

Hiç Yapılmamış Eserler

Asıl muhasebe hiç yapılmıyor çünkü ayırmalı mıyız sorusu yalnızca var olan eserler için sorulabiliyor.

Ana Mendieta 8 Eylül 1985'te, Carl Andre'yle evlendikleri yıl, Mercer Street'teki dairelerinin otuz dördüncü katından düştü. Andre'nin 911 kaydında ne dediği duruyor. İkisinin de sanatçı olduğunu, kendisinin daha görünür olması üzerine tartıştıklarını, karısının yatak odasına gittiğini, kendisinin arkasından gittiğini, kadının pencereden çıktığını söylüyor. Andre 1988'de, kendi talebiyle jürisiz görülen bir duruşmada beraat etti. Davanın hakimi Alvin Schlesinger yıllar sonra bir gazeteciye, muhtemelen o yaptı, dedi.

Mendieta'nın işleri uzun süre kimsenin aklına gelmedi, ta ki bir grup kadın müzelerde Andre'nin heykellerinin önüne yatıp yüksek sesle ağlamaya başlayana kadar. "Ana Mendieta nerede?" diye sora sora. Manne'in "herasure" dediği şey, kadının kendi hikayesinden silinmesi, tam burada gözle görülür oluyor, çünkü kadın kendi ölümünün hikayesinden bile siliniyor, geri gelmesi için başka kadınların yerlere kapanması gerekiyor. Dederer bu protestoyu anlatırken rahatsızlığını saklamıyor. Gülünç buluyor, melodramatik buluyor, kadınların yerlere kapanıp ağlaması tam da olmamaları gereken şey, ama işe yaradığını da teslim ediyor. Estetik hesabın soğukluğuna karşı bulunmuş tek pratik alet gözyaşı oldu.

Hesap makinesinin asla hesaplayamayacağı kalem de burada duruyor. Canavarın eseri ortada, sustuğu insanların eseri hiç yapılmadı, biz de yalnızca ortada duranın pazarlığını yapıyoruz.

2z37a1685
Ellerinde Ana Mendieta nerede yazılı pankartlarla müze önünde duran kadınlar.

Kitabın sonunda Dederer bir krep dükkanına gidiyor. Tezgahın arkasındaki genç kadın, tacizle suçlanmış bir grubu hâlâ dinlediğini söylüyor, her şeye rağmen diyor. Dederer de bunu bir eleştiri yöntemi gibi okuyor. Pearl Cleage, Miles Davis'in kadınlara yaptıklarını anlattığı kitabından yıllar sonra, "hâlâ Miles dinlemekten suçluluk duymalı mıyım?" diye soran bir gazeteciye "Hayır." diyor; kendisinin de Kind of Blue'yu dinlemeyi hiç bırakamadığını söylüyor. Gillian Rose sevgi ilişkilerinde demokrasi olmadığını, yalnızca merhamet olduğunu yazmıştı. Kitabın altında yatan asıl mesele galiba sevdiğimiz berbat insanlarla ne yapacağımız, cevabı da utandıracak kadar basit kalıyor, sevmeye devam ediyoruz işte.

Ben kitaba bir hüküm almaya gittim, bir hüküm alamadan çıktım. Elimde kalan ise bir tarif oldu. Bir eseri tüketmek iki biyografinin karşılaşması, sanatçının beni rahatsız eden hayatıyla benim o eseri nasıl duyduğumu belirleyen hayatım aynı anda yere giriyor; o yerden temiz çıkmanın da bir yolu yok. Ayıramıyorum. Ayırdığını söyleyenler de ayıramıyor, yalnızca lekenin üstüne bir şey örtüyorlar.


Kaynakça

Claire Dederer, Monsters: A Fan's Dilemma, Knopf, 2023.

Cyril Connolly, Enemies of Promise, Routledge, 1938.

Françoise Gilot ve Carlton Lake, Life with Picasso, McGraw-Hill, 1964.

Gillian Rose, Love's Work, Chatto & Windus, 1995.

Jenny Offill, Dept. of Speculation, Knopf, 2014.

Kate Manne, Down Girl: The Logic of Misogyny, Oxford University Press, 2018.

Pearl Cleage, Mad at Miles: A Blackwoman's Guide to Truth, The Cleage Group, 1990.

Robert Katz, Naked by the Window: The Fatal Marriage of Carl Andre and Ana Mendieta, Atlantic Monthly Press, 1990.

Bu yazıya atıf verin

Bu yazıyı kaynak gösterebilirsiniz. Aşağıdaki künyeyi kopyalayıp kullanın.

APA

Acar, Ezgi (2026). Hesap Makinesi Bozuk: Eseri Sanatçıdan Ayırabilir Miyiz?. Klemens Art. https://klemensart.com/icerikler/yazi/hesap-makinesi-bozuk (Erişim: 23 Ağustos 2026)

MLA

Acar, Ezgi. "Hesap Makinesi Bozuk: Eseri Sanatçıdan Ayırabilir Miyiz?." Klemens Art, 23 Ağustos 2026, https://klemensart.com/icerikler/yazi/hesap-makinesi-bozuk.

Nasıl çalıştığımızı okuyun: kaynak, düzeltme ve bağımsızlık ilkelerimiz.

#Kültür#Sanat#Kitap#Canavar#Claire Dederer

Paylaş