Pencere, insanı hem dışarıdan korur hem de insanın dışarı ile bağlantı kurmasını sağlar. Nazım Hikmet'in Yolcu oyununda istasyon pencerelerinin arkasında yaşayan üç karakterin hayata bakışını değiştiren bir yolcu sahneye çıkar ve bizi şu düşüncelerle baş başa bırakır: Pencerenin ardı güvenli bölge olabilir ama hava almak için açtığımız o pencereyi havayı değiştirmek için de açabilecek miyiz?
Pencereden kar geliyor aman annem
Gurbet bana zor geliyor…
Ne zaman pencere kelimesini duysam aklıma hemen bu dizeler geliyor. Bu dizeleri hemen herkes Erkan Oğur’dan bilir ama benim bu dizelerle tanışmam Nazım Hikmet’in Yolcu oyununda oldu. Fasulye ayıklarken aynı anda pencereden dışarıya bakan istasyon şefinin karısı, bir yandan da bu türküyü mırıldanır. Dışarıda kar ve kimsenin gelip geçmediği uçsuz bucaksız Anadolu toprakları vardır. Oyunun bu ânı o yalnızlığı, kimsesizliği, ıssızlığı son derece iyi yansıtan Nazım Hikmet’in imzasını koyduğu bir sahnedir.
Kasabaya Bir Yabancı Gelir ve O Pencere Açılır
Yolcu oyunu zaman olarak 1921 yılında Kurtuluş Savaşı’nın artık son derece hararetlendiği bir dönemde geçer. İstasyon çalışanı, istasyon şefi ve karısı diplerinde yaşanan bu sıcak ve hararetli savaştan bihaber; Batı Anadolu’nun ücra bir kasabasında kendi sıkıntıları, yalnızlıkları ve dertleri ile dışarıdaki dünyaya kapalı şekilde yaşamaya devam eder. Birbirleri ile uğraşan, didişen ve bir kısır döngünün içinde hayatlarına devam etmeye çalışan bu üç kişi için pencerenin dışının bir önemi yoktur. Ta ki dışarıdan yabancı bir yolcu gelene kadar. Yolcunun gelmesi ile o pencere açılır, yolcu içeri alınır ve bu üçlü arasındaki dengeler bir anda değişir.
Pencere, hem insanı dışarıdan korur hem de insanın dışarı ile bağlantı kurmasını sağlar. Yolcu oyununda istasyon pencerelerinin arkasında yaşayan üç karakterimiz, savaşın yıkıcı atmosferinden uzak bir şekilde yaşamlarını bunaltıcı da olsa bir şekilde sürdürürler. Yolcu’nun gelmesiyle pencereler bir nevi açılır ve üç karakter dış dünyayı görmeye mecbur kalırlar. Artık kendilerini hapsettikleri o pencerenin ardından çıkmak, gerçeklerle ve savaşın yıkıcılığıyla yüzleşmek zorundadırlar.

Biz de Bir Yolcu mu Bekleyeceğiz?
Nazım Hikmet’in oyununu pencere teması üzerine yazmadığı aşikar ancak edebiyat, günün sonunda okuyucuya ne hissettirdiği ile de çok farklı temalara bürünebilir. Pencerenin çağrıştırdığı güvenli alan ve dış dünyaya açılım ikilemi benim nezdimde Yolcu’da kendini net şekilde gösteriyor.
Kültür-Sanat Pusulası
1.500+ okurla her pazar. Ayda 4 e-mail.
Peki biz ne yaptık yıllarca? İstasyon şefi ve karısının yaptığı gibi kendimizi küçük dünyamıza kapatıp pencerenin ardından olanları izlemedik mi? Kendi dünyamızda kendi dertlerimiz ile boğuşurken yanı başımızda yaşanan onca olaya penceremizi kapatmadık mı?
Şimdi biz de bir yolcunun gelip o pencereyi açmasını mı bekleyeceğiz yoksa kendimiz o pencereyi açma cesareti gösterip derin yoksulluğu, adaletsizlikleri, kadına yönelik şiddeti, hayatımızdan çalınan her bir saniyeyi görüp aksiyona geçmeye cesaret edecek miyiz? İçinden geçtiğimiz dönem biraz da kabuğumuza çekilmek yerine dışarıya bakmayı gerektiriyor. Bir yandan geçim sıkıntısı yaşayan milyonları, bir yandan siyaset sahnesinde yaşanan ülke tarihinde bugüne kadar görülmemiş olayları görmek gerekmez mi?
Evet, pencerenin ardı güvenli bölge olabilir, hava almak için açtığımız o pencereyi artık havayı değiştirmek için de açabiliriz. Kendi iyi hikayemizi şehre bir yabancı gelmeden kendimiz de yazabilir, şayet sözü Tolstoy söylemişse kendisini şaşırtabiliriz.
