Heykeltıraş Selin Aral ile Röportaj

Selin Aral atölyesinde, üzerinde çalıştığı çocuk figürüne dokunurken. Fotoğraf: Kerem Hun, 11 Eylül 2026.

İlham Verenler

Heykeltıraş Selin Aral ile Röportaj

Kerem Hun··7 dk okuma·
·

Annelik, bakım emeği, aile hayatı ve sanat üretimi arasındaki ilişki hâlâ yeterince konuşulmuyor. Oysa benim için bunlar birbirinden bağımsız alanlar değil.

Ankara'da bir atölye. Yerde alçı tozu, tezgahta ıslak çamur, kenarda henüz kalıba girmemiş bir çocuk figürü duruyor. Heykeltıraş Selin Aral 2014'ten bu yana kendi atölyesinde üretiyor.

İktisattan Heykel Atölyesine

K.H: Heykel serüveniniz nasıl başladı?

S.A: Gençlik yıllarımda aslında sanatla profesyonel olarak ilgilenmeyi düşünmemiştim. Annem resim yapıyor, ablalarım model çiziyor. Kıyafet tasarlıyor, dikiyor, giyiyor, salonda defile yapıyoruz. Rölyef kabartıyoruz. Büyüdüğüm ev böyle bir evdi.

2003'te Eskişehir'e gittim, Anadolu Üniversitesi'nde iktisat okudum. Ama seçmeli derslerden sanat tarihi aldım, derslerden kaytarıp heykel atölyesine kaçtım. İlk kaynağımı Şahin Hoca'nın atölyesinde yaptım.

Sonrası mezuniyet, Ankara'ya dönüş ve bir atölye ihtiyacı hasıl oluyor. Evdeki atölye yetmiyor. O sırada kıymetli hocam Azimet Karaman ile tanıştık, "gel takıl buralarda" dedi. Birkaç sene atölyesine gittim. Sonra kendi atölyemi kurdum.

2014 yılından bu yana Ankara'da kendi atölyemde çalışmalarımı sürdürüyorum. Birçok karma sergide yer aldım, geçtiğimiz Aralık 2024'te Valör Art House'da son solo sergimi açtım. Ardından Floransa Bienali'ne katıldım. Şu anda Galeri Işık Teşvikiye'de karma sergimiz devam ediyor.

whatsapp image 2026 09 19 at 165105
Selin Aral - XV. Floransa Bienali

Kadın Bedeni Benim Oyun Alanım

K.H: Kadın bedeni üzerinde çok çalışıyorsunuz.

S.A: Kadın bedeni benim oyun alanım, bir kere müthiş estetik. Neyi nereye koyacağımı çok daha iyi biliyorum, çünkü benim bedenim. Üstelik yoruma çok açık bir figür. Beden üzerinden anlatmayı seviyorum. Şiştim, Hacıyatmaz, İkon serileri tarihin farklı dönemlerinden esinlenilmiş kadın bedenleri.

Şimdilerde yeni sergim için çocuk figürü çalışıyorum. Bir önceki sergimde bu sergime referans vermiştim, "child / çocuk" çalışmamla. Haliyle çocuk üzerinden ilerleyeceğimi biliyordum, elbette bir kavram ve anlam çerçevesinde.

K.H: Büyük çalışıyorsunuz.

S.A: Beni birinin durdurması lazım bu konuda. Evet, her seferinde bu kez küçük çalışacağım diyorum ama yine ellerim durmuyor. Aslında küçük çalışmak daha zor: Ayrıntılara girmek, malzemeyi kontrol etmek, ifade vermek -ki ben durağan heykellerimde de bazı ifadeleri hissettirmeyi seviyorum, bazen küçük işlerde onu geçiremeyeceğimi düşünüyorum. Bu seri nispeten büyük. Aslında figür ve malzeme neyi gerektiriyorsa boyut da ona göre şekilleniyor.

K.H: Eskiz çizer misiniz?

S.A: Elbette çiziyorum ama eskiz önceliğim değil. Çoğu zaman gerek görmüyorum, hemen küçük modellemeye giriyorum. Zaten konstrüksiyonu kurarken belli ölçeklendirmeleri almış oluyorum. Çünkü benim onu üç boyutta görebilmem lazım. Resimden o çalışma pratiğini ve tatmini alamıyorum. Bunu bir eksiklik olarak da görmüyorum. Yeri geliyor zaman kaybı oluyor ya da zamanı kaybederken hayal kayboluyor. Ben tasarladığım şeyi bir an önce hayata geçirmek istiyorum. Aradaki süreç beni yoruyor.

20260911153024
Aral'ın çalışma masası. Henüz kalıba girmemiş bir çocuk figürü, sprey şişeleri ve modelleme aletleri arasında. Fotoğraf: Kerem Hun.

İlham ve Takvim

K.H: İlham bekleyen sanatçılardan mısınız, yoksa her sabah dokuzda atölyeye gelenlerden mi?

S.A: İlhamın aslında hep var olduğuna inanıyorum. Sanatı profesyonel olarak sürdürdüğünüzde, bir noktadan sonra hem kendi pratiğinizin hem de sanat dünyasının sizden doğal olarak bir üretim beklentisi oluşuyor. Bu nedenle benim için ilhamı beklemek gibi bir durum söz konusu değil. İlham dediğimiz şey yalnızca atölyede ortaya çıkan özel bir an da değil. Kahvemi içerken, birini izlerken ya da dışarı çıktığımda gözüme takılan küçücük bir ayrıntıda karşıma çıkabiliyor. Aslında sonsuz bir görsel ve düşünsel kaynağın içinde yaşıyoruz.

Öte yandan sürekli bir şey üretme telaşım da yok. Benim için üretimin niceliğinden çok, işin kendi ruhunu ve gerekliliğini bulması önemli. Dolayısıyla çalışma ritmim sabit değil. Takvimime, zihinsel olarak o dönemde hangi meseleyle uğraştığıma ve bir düşüncenin ne kadar olgunlaşmaya ihtiyaç duyduğuna bağlı olarak hızlanıp yavaşlayabiliyor. Disiplin benim pratiğimin önemli bir parçası ve evet, üretim sürecindeysem düzenli gelmeye özen gösteriyorum. Ama üretimi zorlamıyorum.

K.H: Araştırma süreci nasıl işliyor?

S.A: Bu sergiyi aslında geçen yıl tasarlamaya ve ilk okumalarını yapmaya başladım. Ardından Floransa Bienali süreci geldi. Bienal için yaptığım hazırlıklar, yolculuk ve sonrasındaki yoğunluk beni tahmin ettiğimden daha fazla yordu. Döndüğümde bir süre atölyeye girmek istemedim. O dönemde kendime alan açtım: Dinlendim, okudum, yazdım, gezdim ve izledim.

Bunu üretim sürecinin dışında değil, tam tersine onun önemli bir parçası olarak görüyorum. Çünkü sürekli atölye döngüsünün içinde kaldığımızda zaman zaman kendi pratiğimize karşı körleşebiliyoruz. Mesafe almak, başka yerlerden beslenmek ve düşüncenin kendi zamanında gelişmesine izin vermek benim için çok önemli.

Okumalarım aylarca devam etti ve başlangıçta yaşadığım o ilk "aha" anı, yani tasarımın zihnimde belirdiği ilk fikir, süreç içinde önemli ölçüde değişti, yeni okumalar ve karşılaşmalarla derinleşti. Benim için araştırma biraz da böyle işliyor: İlk fikre sadık kalmaktan çok, onun dönüşmesine izin vermekle ilgili.

Şu sıralar merkezinde "ev" kavramının bulunduğu bir sergi üzerinde çalışıyorum ve okumalarım hâlâ devam ediyor. Gaston Bachelard'ın Mekanın Poetikası, Freud'un "tekinsiz" kavramı ve Louise Glück'ün Nostos şiiri üzerinden okudum ve kurguladım, referanslar aldım. Evi yalnızca fiziksel bir mekan olarak değil, hafızanın, aidiyetin ve geri dönüşün olduğu duygusal bir alan olarak ele alıyorum. Serginin düşünsel ve biçimsel yapısı da bu araştırmalarla birlikte şekillenmeye devam ediyor.

Atölyede Büyüyen Çocuklar

K.H: İki oğlunuz var, evlisiniz, bir de bu kadar büyük bir atölye. Bu hayatı zihinsel olarak nasıl bölüyorsunuz?

S.A: Şahane bir soru, çok teşekkür ediyorum. Özellikle kadın sanatçıların bu anlamda kendilerini ifade edebilecekleri, anlaşılabilecekleri alana ve anlayışa çok ihtiyacı var. Çünkü annelik, bakım emeği, aile hayatı ve sanat üretimi arasındaki ilişki hâlâ yeterince konuşulmuyor. Oysa benim için bunlar birbirinden bağımsız alanlar değil. Yaşam pratiğim doğrudan sanat pratiğimin koşullarını, ritmini ve sürekliliğini belirliyor.

whatsapp image 2026 09 19 at 165610
Selin Aral - Hacıyatmaz Serisi (Özel Koleksiyonda)

İki oğluma da hamileyken oldukça yoğun heykel çalışıyordum. Onlar doğduktan sonra da atölyeden tamamen kopmadım. Zaman zaman kanguruyla, çocuk kucağımdayken çalıştım. Atölyenin içinde onlar için bir oda, bir oyun alanı oluşturdum. Onlar uyurken çalıştım, uyandıklarında birlikte atölyede vakit geçirdik. Dolayısıyla çocuklarım aslında atölyede büyüdüler diyebilirim. Malzemeye, üretim sürecine, bir işin yavaş yavaş ortaya çıkışına çok küçük yaşlardan beri aşinalar. Hatta bazen benden çok seviyorlar bazı materyalleri.

Ama bütün bunları tek başıma yapma şansım yok. Burada aile desteği ve eşimle bakım sorumluluğunu paylaşabilmek benim için çok önemliydi. Çünkü bir kadın sanatçının üretimini sürdürebilmesi yalnızca disiplin ya da çalışma isteğiyle açıklanabilecek bir mesele değil. Kendisine ait zamanın ve alanın varlığı da belirleyici.

Selin Aral, çalıştığı figüre eğilmiş
Aral çalıştığı figürün üstüne eğiliyor. Fotoğraf: Kerem Hun.

Konuşulmayan Gerçekler

K.H: Piyasada çocuklu bir kadın sanatçı olmanın sıkıntısını yaşadınız mı?

S.A: Kadınların sanat dünyasındaki görünürlüğünü çok önemsiyorum, çünkü eşitsizlik bugün çoğu zaman açık değil, daha örtük biçimlerde işliyor. Sanatla hiç ilişkiniz olmasa bile yalnızca sosyal medyada biraz dolaştığınızda, kimlerin daha çok gösterildiğine ve görünür kılındığına bakmanız yeterli. Erkek sanatçıların hâlâ çok daha baskın bir temsili olduğunu görüyorsunuz.

Özellikle heykel gibi fiziksel üretim, atölye ve yoğun zaman gerektiren bir alanda, çocuklu bir kadın sanatçı olmak zaman zaman daha baştan bir dezavantaj gibi algılanabiliyor. Yıllarca bunun hem kendi içimde hem de karşılaştığım kişilerle mücadelesini verdim. Çocuklarımın hayatına göre çalışma saatlerimi düzenlediğim için yüzüme "Memur gibi sanat yapılmaz" dendiğini bile hatırlıyorum. Bugün artık bu tür yargılara kulak asmıyorum.

Selin Aral'ın Ankara'daki atölyesi
Aral'ın Ankara'daki atölyesi. Fotoğraf: Kerem Hun.

K.H: Klemens'in takipçilerinin yüzde yetmiş beşi kadın. Atölyelerimizde bu oran yüzde doksanlara çıkıyor. Sanatla bu kadar ilgilenen bir kitleden neden bu kadar az sanatçı çıkıyor?

S.A: Çok katmanlı bir konu olmakla beraber bence burada önemli bir ayrım var: Sanatla ilgilenmek, sanat üretmek ve "sanatçı" olarak süresiz profesyonel bir hayat kurup bunu sürdürebilmek aynı şey değil. Söylediğin gibi bu alanda çoklar. Ama özellikle görünürlük, sanat tarihine girme, müzelerde sergilenme, galerilerde temsil edilme ve uzun yıllar kesintisiz üretim söz konusu olduğunda tablo değişiyor.

Birincisi, mesele sanat eğitimine veya sanata erişmekten çok üretimi sürdürebilmek. Bir insanın sanatçı olabilmesi için yalnızca yetenek ve ilgi yetmiyor. Atölye, zaman ve para yönetimi bir bütün. Seyahat edebilirlik, sergilere katılma, sanat profesyonelleriyle ilişki kurma ve bu ilişkileri sürdürmek başlı başına bir iş yönetimi. Özellikle Türkiye'de kadın sanatçıların ev ve bakım verme sorumlulukları, kendilerine ait atölye eksikliği, profesyonel üretime ayırabilecekleri zamanın sınırlılığı gibi problemler söz konusu. Kadınların profesyonel sanat eğitimine erkeklerle aynı koşullarda katılmasının aynı dönemde olmadığını da hatırlarsak konu baştan netleşiyor. Tarihte kadının imgesi fazlayken sesi az diyebiliriz. O nedenle hâlâ aynı soruları soruyoruz.

Ben beden, hafıza, arkeoloji ve tarihteki kadın arketipleri gibi konuları çalışırken aslında bu probleme de dokunuyorum. Kadın bedenini özneye alıyorum. Paleolitik Venüslerden mitolojik kadınlara, oryantalist resimlerden modern reklamlara kadar kadın bedeni kültürün en yoğun imgelerinden biri. Fakat o bedenin ne anlama geldiğini belirleyen kişi tarih boyunca yine çoğunlukla kadın değil.

whatsapp image 2026 09 19 at 164753
Selin Aral - XV. Floransa Bienali

Sırada Ne Var

K.H: Yanınızda birini yetiştiriyor musunuz?

S.A: Çok istedim, aradım da. Ben yokken de atölyeye gelsin, kendi işini yapsın, verebiliyorsa kurs versin, parasını kazansın, burayı yürütsün, bakımını yapsın. Birkaç senedir yeğenim geliyor desteğe: Nisan Yıldız, Mimar Sinan resim bölümünde okuyor. Fuarlarda yerleştirmelerime yardım ediyor. Hızlı ürettiğimden bu aralar kalıp kısmında yardımcı oluyor.

K.H: Sergi ne zaman?

S.A: Sergi Ocak ayında, Ankara'da Çankaya Belediyesi Fikret Otyam Sanat Merkezi'nde.

Bu yazıya atıf verin

Bu yazıyı kaynak gösterebilirsiniz. Aşağıdaki künyeyi kopyalayıp kullanın.

APA

Hun, Kerem (2026). Heykeltıraş Selin Aral ile Röportaj. Klemens Art. https://klemensart.com/icerikler/yazi/selin-aral-heykel-soylesi (Erişim: 20 Eylül 2026)

MLA

Hun, Kerem. "Heykeltıraş Selin Aral ile Röportaj." Klemens Art, 20 Eylül 2026, https://klemensart.com/icerikler/yazi/selin-aral-heykel-soylesi.

Nasıl çalıştığımızı okuyun: kaynak, düzeltme ve bağımsızlık ilkelerimiz.

#Söyleşi#Heykel#Selin Aral#Kadın Sanatçılar#Ankara

Paylaş