Turan Sarıbay’la geçmişten bugüne müziğini, sözlerle kurduğu ilişkiyi ve değişen üretim biçimlerini konuştuk.
Turan Sarıbay, uzun yıllardır müzik üretiminin farklı alanlarında yer alan bir isim. Müzik yolculuğu Ambulans grubunun solistliğiyle başlayan Sarıbay, zaman içinde kendi şarkılarının yanı sıra başka isimler için de yazmaya başladı. Bu süreçte yolu Sezen Aksu, Sertab Erener ve Nükhet Duru gibi isimlerle kesişti. Sertab Erener’in İyileşiyorum şarkısının sözlerinde de onun imzası var. Bugün bir yandan Redd ile sahne çalışmalarını sürdürürken diğer yandan kendi müziğini yapıyor.
Rock müzikle başlayan hikayesine son yıllarda darkwave ve post-punk’ın daha karanlık, mekanik ve atmosferik sesleri de ekleniyor. Sarıbay bugün, yıllar içinde edindiği bütün bu müzikal deneyimi kendi şarkılarında bir araya getiriyor. Geçmişinden kopmadan ama aynı yerde de kalmadan, müziğine yeni bir yön veriyor.
Turan Sarıbay’la Ambulans yıllarından bugüne uzanan müzik yolculuğunu, söz yazarlığını ve müzikte bundan sonra yapmak istediklerini konuştuk.

E. C: Müzik yolculuğunuz zaman içinde kendi şarkılarınızı söylemeye doğru nasıl evrildi?
T. S: Aslında benim müzik yolculuğum söz yazarlığıyla başlamadı. Ambulans grubunda solisttim; kendi şarkılarımızı çalıyorduk ve grubun ana şarkı yazarıydım. O yüzden sahne de, frontman’lik de, şarkı yazmak da benim için sonradan keşfettiğim şeyler değil. Zaten en başından beri işin içindeydim.
Başka sanatçılara şarkı yazmak daha sonra hayatıma giren başka bir yol oldu. Bence farklı insanlar için yazmak, yazarlık kasını acayip geliştiren bir şey. Kendin olmadığın birinin hikayesini, başka bir sesin ve başka bir karakterin içinden anlatmaya çalışıyorsun. Bu da ister istemez hem dilini hem de bakış açını genişletiyor.
Bir yandan sanatsal olarak da ufkumu açıyor. Çünkü kendi reflekslerinin dışına çıkmak zorunda kalıyorsun; normalde seçmeyeceğin bir kelimeyi seçiyor, başka türlü kurmayacağın bir melodik yapıyı düşünüyorsun. Başka birinin dünyasına girerken aslında kendi sınırlarını da biraz daha iyi görüyorsun. Bence yaratıcı olarak insanı besleyen şeylerden biri de bu; sadece kendi alışkanlıklarının içinde kalmamak. Kendi şarkılarımı da hiçbir zaman tamamen bırakmadım ama dönem dönem biraz geri planda kaldılar. Zaman içerisinde tekrar daha güçlü şekilde merkeze gelmeye başladılar. Bugün kendi müziğime döndüğümde de bütün o deneyimlerin bir şekilde oraya aktığını hissediyorum.
E. C: Sezen Aksu ve Sertab Erener gibi önemli isimlerle çalıştınız. İyileşiyorum şarkısının sözlerinin ortaya çıkış hikayesi nasıl oldu?
T. S: “İyileşiyorum” un çıkış noktası Özgen Akçetin’in bana ilettiği bir müzikal fikirdi. Ben de oradan yola çıkarak şarkının dünyasını kurdum, sözlerini yazdım ve nakaratını oluşturdum. Sonrasında Sezen Aksu’nun şarkıya dokunduğu bir süreç başladı. Onun bir şarkının içine nasıl baktığını, kelimelere nasıl yaklaştığını ve küçük görünen dokunuşlarla duyguyu nasıl başka bir yere taşıdığını görmek benim için gerçekten çok özel bir deneyimdi. Açıkçası Sezen Aksu’nun şarkı yazım sürecinin içinde bulunmak başlı başına bir ayrıcalıktı. Çünkü sadece ortaya çıkan sonucu değil, o sonuca giden düşünme biçimini de görüyorsun. Bu da insanın şarkıya bakışını ister istemez değiştiriyor.
Şarkı yayımlandıktan sonra da benim için çok farklı bir yere geçti. Çok geniş bir karşılık buldu, çok sevildi ve zaman içinde insanların kendi hikayelerini yerleştirdiği bir şarkıya dönüştü. Bence bir şarkı yazarı için en güçlü anlardan biri de bu. Sen bir duygudan yola çıkarak bir şey yazıyorsun ama bir noktadan sonra o şarkı senden çıkıyor ve dinleyenin hayatına ait olmaya başlıyor.
“İyileşiyorum”da bunu çok net hissettim. İnsanların şarkıyı kendi ayrılıklarıyla, kendi yaralarıyla, kendi yeniden başlama hikayeleriyle ilişkilendirdiğini görmek benim için şarkının başarısından da öte bir şeydi. Çünkü bir şarkının gerçekten yaşaması biraz da böyle oluyor; farklı hayatlarda farklı anlamlar kazanmaya başladığı anda artık sadece senin yazdığın bir şarkı olmaktan çıkıyor.

E. C: Bir şarkıyı yazarken önce söz mü, melodi mi geliyor? Yazdığınız kişinin ses karakteri süreci etkiliyor mu?
T. S: Bende bunun çok kesin bir formülü yok. Bazen bir cümle geliyor ve bütün şarkı onun etrafında oluşuyor, bazen melodiyi buluyorum ve sözler onun peşinden geliyor. Bazen de tam tersine, önce şarkının sound dünyasını kuruyorum; hangi dokuların, hangi ritmik hissin, nasıl bir atmosferin içinde yaşayacağını belirliyorum ve sözleri o dünyanın içinden çıkarmaya çalışıyorum.
Bu taraf beni son dönemde özellikle çok heyecanlandırıyor. Çünkü bana göre bir şarkının diliyle müzikal dünyası arasında mutlaka organik bir bağ olması gerekiyor. Klasik pop estetiğinde yazılmış bir söz bütünlüğünü olduğu gibi alıp darkwave bir prodüksiyonun üzerine koyduğunda çoğu zaman bir yabancılık hissi oluşuyor. Kelimeler teknik olarak doğru olabilir ama o dünyanın insanı gibi konuşmaz. Benim ilgimi çeken şey, şarkının kullandığı kelimeden cümle uzunluğuna, tekrar biçiminden imgesine kadar kendi estetiğiyle tutarlı bir dil kurabilmek.
Darkwave’de mesela daha mesafeli, daha parçalı, bazen daha soğuk ve imgesel bir anlatım bana daha doğal geliyor. Aynı duyguyu klasik bir pop şarkısında çok daha doğrudan anlatabilecekken, başka bir sound dünyasında o duyguyu eksilterek, saklayarak ya da daha karanlık bir metaforun arkasından söylemek isteyebiliyorsun. Bence genre’lar sadece hangi enstrümanları kullandığınla ayrışmıyor; aslında her genre kendi anlatım biçimini, hatta kendi kelime dağarcığını da beraberinde getiriyor.
O yüzden bir şarkı yazarken bazen kendime “Bu karakter nasıl konuşurdu?” diye soruyorum. Çünkü sound’u bir dekor gibi değil, şarkının anlatıcısının yaşadığı dünya gibi görüyorum. Sözün, melodinin, ritmin ve prodüksiyonun aynı evrene ait hissettirmesi benim için giderek daha önemli hale geldi. Bir şarkının kendi içinde estetik olarak tutarlı olması, bence dinleyicide tarif etmesi zor ama çok güçlü bir inandırıcılık yaratıyor.
Ama başka biri için yazıyorsam o kişinin sesini de kafamda mutlaka duyuyorum. Çünkü herkes aynı kelimeyi aynı şekilde söylemiyor. Sesin rengi, karakteri, hatta bazı kelimeleri söyleyiş biçimi bile yazdığın melodiyi etkileyebiliyor. O yüzden bana göre iyi bir şarkı sadece güzel söz ve melodiden ibaret değil; doğru insanın ağzında doğal duyulması da çok önemli.
Son dönemde melodi yazımıyla ilgili başka bir taraf da beni çok meşgul ediyor. Dünya listelerine girmiş şarkıları daha analitik bir gözle incelemeye başladım. Melodik pattern’ler nasıl kurulmuş, hangi notalar ne sıklıkta tekrar ediyor, cümleler ritmin neresine oturuyor, hangi bölümlerde beklenti yaratılıp hangi bölümlerde kırılıyor… Bunlara baktıkça aslında popüler melodilerin düşündüğümüz kadar rastlantısal olmadığını fark ettim.
Çoğunda oldukça matematiksel diyebileceğim, ritimle çok sıkı ilişki kuran bir yapı var. Melodi yalnızca nota seçmekten ibaret değil; notanın ne zaman geldiği, ne kadar sürdüğü, nerede tekrarlandığı, hangi hecenin hangi ritmik vurguya oturduğu da en az melodinin kendisi kadar belirleyici oluyor. Bazen çok basit birkaç nota, doğru ritmik pattern’in içine yerleştiğinde inanılmaz akılda kalıcı hale gelebiliyor.
Bunu fark ettikten sonra ben de kendi şarkılarımda melodiyi biraz daha farklı düşünmeye başladım. Eskiden daha çok sezgisel ilerliyordum; şimdi sezgiyi koruyup yanına biraz daha yapısal bir bakış ekliyorum. Ritmik tekrarlar, sayısal dengeler, cümle uzunlukları ve melodik motiflerin geri dönüşleriyle daha bilinçli şekilde oynuyorum. Ama bence önemli olan bütün bunların sonunda hâlâ doğal duyulması. Dinleyen kişinin o matematiği hissetmemesi gerekiyor. İyi çalışan bir melodinin arkasında ciddi bir yapı olabilir ama kulağa geldiğinde hâlâ sanki başka türlü olamazmış gibi akması lazım.
E.C: Müzikal kimliğinizin oluşmasında sizi en çok etkileyen sanatçılar kimler? Bugün üretirken hala dönüp baktığınız ya da sizde izini hissettiğiniz isimler var mı?
T. S: Çok farklı dönemlerden ve müziklerden etkileniyorum. Türkçe tarafta Sezen Aksu’nun şarkı yazarlığı benim için çok önemli. Bir hikayeyi çok basit kelimelerle anlatıp bir anda çok derin bir yere götürebilmesi inanılmaz. Doğan Duru’nun da yazma dilini çok seviyorum. Bazen çok mesafeli ve soğuk, bazen de bir anda çok samimi ve çıplak olabiliyor. O duygu değişimi bana çok gerçek geliyor.
Yabancı tarafta dönem dönem çok farklı şeyler dinledim. Oasis, Blur, Kasabian gibi İngiliz rock grupları zaten uzun zamandır sevdiğim şeyler.Aslında o taraf benim için sadece dinlediğim bir referans dünyası da değil. Hâlâ tamamen İngilizce repertuvarla sahne aldığım Indie Anthems diye bir cover projem var. Orada 90’lardan ve 2000’lerin başından Britpop’u, The Strokes, The Killers gibi artık kültleşmiş grupların şarkılarını çalıyoruz. O dönemlerin melodik dili, gitar estetiği ve sahne enerjisi hâlâ benim müzikal reflekslerimin çok güçlü bir parçası.
Daha yeni tarafta Fontaines D.C. ve Sam Fender gibi isimleri de ilgiyle takip ediyorum. Fontaines D.C.’deki karanlık ve gergin atmosferi, Sam Fender’da ise hikaye anlatıcılığını seviyorum.Son dönemde darkwave ve post-punk tarafına da çok daha fazla girdim. Molchat Doma, Lebanon Hanover, She Past Away gibi grupların o soğuk, karanlık ve minimalist dünyası bana çok yakın geliyor.

E. C: Müziğiniz farklı türlerden izler taşıyor. Siz kendi müziğinizi bir tür içinde tanımlıyor musunuz, yoksa bu sınırların dışında kalmayı mı tercih ediyorsunuz?
T. S: Ben çok tek bir türün içinde kalabilen biri değilim galiba. Temelde rock müzikten gelen bir tarafım var ama elektronik müziği de çok seviyorum. Son aylarda özellikle darkwave ve post-punk tarafı daha ağır basmaya başladı. Synth’lerin daha karanlık kullanıldığı, basın ve ritmin öne çıktığı, gitarların bazen daha soğuk ve mekanik duyulduğu bir dünya ilgimi çekiyor.
Ama sonuçta benim için türden daha önemli olan şarkının duygusu. Bir şarkı gerekiyorsa tamamen elektronik olabilir, başka biri daha organik olabilir. Kendimi belli bir genre’ın içine kapatmak yerine farklı dünyaları aynı müzik içerisinde birleştirmek daha heyecan verici geliyor.
E. C: Algoritmaların ve sosyal medyanın giderek daha belirleyici olduğu bu ortamda, sizin yaptığınız müziğin dinleyiciye ulaşması zorlaşıyor mu?
T. S: Çok fazla etkiliyor. Eskiden bir şarkının dinleyiciye ulaşmasının yolu daha farklıydı. Şimdi bazen bir şarkının on beş saniyelik bölümü milyonlarca insana ulaşabiliyor.
Bunun güzel tarafı, bağımsız bir müzisyenin eskisine göre çok daha hızlı şekilde insanlara ulaşabilmesi. Ama diğer taraftan sürekli görünür olmak zorunda hissetmek biraz tehlikeli. Çünkü bir noktadan sonra şarkı yapmak yerine içerik üretmeye başladığını fark edebilirsin. Ben mümkün olduğunca önce şarkıyı düşünüyorum. Sosyal medya ve algoritma onun arkasından gelsin istiyorum. Çünkü günün sonunda insanlarda kalan şey yine şarkının kendisi.
E. C: Yapay zekanın müzik üretiminde giderek daha fazla kullanılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
T. S: Bence yapay zeka artık görmezden gelebileceğimiz bir şey değil. Ben bunu daha çok yeni bir enstrüman ya da yeni bir üretim aracı gibi görüyorum. Doğru kullanıldığında insanın kafasındaki fikri çok hızlı şekilde denemesini sağlayabiliyor. Ama yaratıcı kararın hâlâ insanda olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bir şarkıyı ilginç yapan şey sadece düzgün bir melodi ya da prodüksiyon değil; arkasındaki deneyim, karakter, kusur ve bakış açısı.
Ben teknolojiyi mümkün olduğunca üretim sürecimin içine dahil etmeyi seviyorum ama sonunda ortaya çıkan şeyin hâlâ bana ait bir şey anlatması gerekiyor.

E. C: İlk ürettiğiniz eserlerden bugüne baktığınızda, müziğinizin nasıl bir yolculuktan geçtiğini düşünüyorsunuz? Bu yolculuğun bundan sonra nasıl devam etmesini istiyorsunuz?
T. S: Eskiden biraz daha fazla “şarkı nasıl olmalı?” diye düşünüyordum sanırım. Şimdi ise beni ne heyecanlandırıyorsa onun peşinden gitmeye çalışıyorum. Son aylarda özellikle darkwave ve post-punk tarafı daha ağır basıyor. Daha karanlık synth’ler, mekanik ritimler, soğuk gitarlar ve bazen insanı biraz huzursuz eden atmosferler ilgimi çekiyor. Ama bütün o karanlık prodüksiyonun içinde çok insani ve kırılgan bir şey kalmasını da seviyorum.
Bence beni şu anda en fazla heyecanlandıran şey bu iki tarafın yan yana gelmesi: müzikal olarak daha soğuk ve sert bir dünya ama sözlerde çok daha kişisel ve savunmasız bir taraf. Bir noktada insanların bir şarkıyı duyduğunda türünü düşünmeden bu Turan’ın dünyası diyebilmesini istiyorum. Benim için asıl mesele de biraz bu; belli bir genre’a ait olmaktan çok, kendi estetik dilimi ve kendi atmosferimi kurabilmek. Bundan sonra da kendimi belirli bir formüle sokmak yerine bu dünyanın sınırlarını biraz daha zorlamak istiyorum.
E. C: Son olarak, konser takviminizi ve önümüzdeki dönem sahne programınızı nereden takip edebiliriz?
T S: En kolayı Instagram. Konserleri, yeni şarkıları, sahneyle ilgili ne varsa zaten oradan paylaşıyorum. Beni @turansaribay hesabından takip edebilirler.
